SINIRLARDA İNSAN KAÇAKÇILIĞI

Türkiye – Bulgaristan Ortak Çalışması

Prof. Dr. İlhan Tomanbay
Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği
Başkanı

GİRİŞ TEZLERİ

1. İnsan ticareti ve insan kaçakçılığı ağır bir insan hakları ihlalidir. Bu olguya karşı Türkiye Cumhuriyeti resmi makamlarının başarılı çalışmaları, sınırlarımıza komşu diğer ülkelerle de işbirliği içinde desteklenmedikçe sağlanan başarı tek yanlı kalır ve kendisini gösteremez.

2. Türkiye coğrafi konumu gereği tarihinin her aşamasında değişen tarihsel siyasal koşullara göre Doğu’dan ve Batı’dan sığınma, göç ve insan kaçakçılığı konularına sahne olmuş bir ülkedir. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti de güvenliğini, sınırlarını ve toplum sağlığını insan haklarını ihlal etmeden korumak için gerekeni yapmak zorundadır, yapmalıdır ve yapacaktır.

3. Çok uzun yıllardır Avrupa Birliği içinde yeralmak isteyen Türkiye, AB’ye giriş doğrultusundaki politikasını değiştirmediği sürece, tüm tüzel düzenlemelerini (mevzuatını) Birliğin ortak tüzel düzenlemelerine uydurmak zorundadır.

4. Türkiye, sığınma ve göç mevzuatını da, AB Tampere Doruğunda belirlenen ve geliştirilme süreci sona ermemiş olan AB ortak sığınma ve göç politikasına ve AB temel mevzuatına uygun olarak çıkartmak zorundadır ve bu konuda çalışmalarını sürdürmektedir.

5. Komşularımızdan Yunanistan’ın sığınma ve göç mevzuatı çok daha uzun zaman öncesinden uygulamada iken, kendisi de AB giriş sürecini yaşayan ve 2007’de AB’ne üye olması planlanan Bulgaristan 2001 yılında Sığınma ve Göç Yasasını çıkartmış ve uygulamaya koymuştur.

6. Günümüzde insan kaçakçılığı ve kaçak göç konusunda hızlı bir arena olan Türkiye hele bir de AB’ye giriş çabaları en üst düzeye ulaşmış iken, sığınma, göç, kaçak göçmen ve insan kaçakçılığı ile ilgili mevzuatını yeniden düzeltmek, yasasını çıkartmak ve ülkesinin güvenliği ile çağdaş insan hakları değerlerinin bütünlüğü içinde sığınma, göç ve insan kaçakçılığı sistemini yeni ve çağdaş bir modele oturtmak zorundadır.

DURUM

Türkiye’de insan kaçakçılığı özellikle İstanbul gibi belirli merkezlerde kotarılsa da sınırdan ülkeyi terkediş herhangibir sınırda gerçekleşiyor. Türkiye’nin Bulgaristan sınır bölgesinde iki sınır kapısı var. Dereköy ve Kapıkule. Her iki nokta da kaçakçılığın yoğun olduğu noktalar. Her iki noktada ve yeşil sınırlarda da kaçakçılık gözleniyor. Türkiye’de insan kaçakçılığının en yoğun yaşandığı sınırların başında da Edirne Kapıkule sınır kapısı geliyor*. Sınırdaki Türk yetkililerin verdiği bilgiye göre Edirne’de yılda 20-25 000 kaçak göçmen yakalanıyor. Bu durumda da insan kaçakçılığında en yakın muhatabımız Bulgaristan makamları oluyor.

Türk ve Bulgar makamları sınır sorunlarının enaza indirilmesi amacıyla yaptıkları bir protokol gereği zaman zaman biraraya geliyorlar. Ancak, heriki ülkenin resmi makamları ile birlikte sivil toplum örgütlerinin, üstelik bir sınır bölgesinde, bir araya gelmesi ilkkez oluyor. Bilindiği gibi Avrupa’da bu tür işlerde insani yardım ve hizmet boyutunda sivil toplum örgütleri sorunsalın çözümünün ayrılmaz bir parçasıdır.

Türkiye’de Doğu sınırları yasadışı geçişlerin en yoğun olduğu yerlerdir. Ancak, Doğu sınırları daha çok Türkiye’ye kaçak giriş yapılan sınırlar iken Batı sınırları ya da sınır kapıları yurtdışına çıkışlarda yoğun olarak kullanılmaktadır.

Genellikle her ülkede aynı olan durum şudur. Askeri birliklerin sığınmacılarla ilgili doğrudan bir görevleri yok. Sığınmacılarla karşılaştıkları ya da yakaladıkları zaman ilk kayıtlarını tutup iç bölgelerde görev yapan güvenlik birimlerine görevi aktarıyorlar. Bu arada, askeri birlikler sığınmacıları yakaladıklarında ya da kendilerine başvurulması durumunda, ya doğrudan, ya sivil toplum örgütleri eliyle ilk el gereksinimlerini gideriyorlar. Örneğin, doktor, gıda, çevirmen, giysi vb. gibi. Bu, Türkiye ve Bulgaristan’da da böyle. Bir farkla ki, Türkiye’de askeri birliklerin yakaladığı sığınmacının ilk el gereksinimlerini askeri birlik karşılıyor, Bulgaristan’da aynı durumda konu ile ilgili örgütlenmiş sivil toplum örgütleri karşılıyor. Örneğin Helsinki İnsan Hakları Örgütü ya da Caritas gibi dinsel kuruluşlar.

OLAY

BMMYK Türkiye Temsilciliğinin girişimi, Uluslararası Af Örgütü ile Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneğinin ortak çalışması ile Türkiye ve Bulgaristan sınırında insan kaçakçılığı konusunda muhatap resmi ve sivil kuruluşlar Türkiye Bulgaristan sınırında biraraya geldiler. 11-12 Kasım 2004 günlerinde her iki ülkeden yetkililerin bir araya gelmesiyle iki gün süren değerlendirme toplantıları yapıldı. Toplantıya Türkiye’den, Genelkurmay, Jandarma ve Emniyet Yetkilileri ile Bulgaristan Sınır Güvenlik Birimi yetkilileri, Bulgaristan Genelkurmay yetkilileri ile her iki taraftan sivil toplum örgütleri temsilcileri buluştular. Sivil toplum örgütü temsilcileri Türkiye’den Uluslararası Af Örgütü başkan ve temsilcisi ile SGDD başkanı ve İnsan Kaynaklarını Geliştirme Vakfı temsilcisi toplantılara katıldılar. BMMYK Temsilci yardımcısı ile Komiserlik yetkililerinden bir grup da program içindeydiler.

Bu tür toplantılarda en önemli amaç öncelikle her iki tarafın ve resmi ve sivil tarafların birbirini tanımasıdır. Yapacağı ortak çalışmalardaki güçlüklerin belirlenmesidir. Tarafların, ilgilendiği konuların bağlantılarının saptanmasıdır. İlerideki daha fazla işbirliğinin nasıl olabileceği konusunda yeni düşüncelerin oluşturulmasıdır.

Olayın bir yandan bir hukuksal bir de insani boyutu vardır. Olayın bir de güvenlik ile sosyal (destek) boyutları vardır. Bu heriki boyut resmi ve sivil tarafların birarada, bir bütünlük içinde çalışmasını gerekli kılar. Kuşkusuz bunun için de, özellikle sivil toplum örgütlerinde kurumsal kapasite, kendikendine belirlediği ve resmi kurumlarla bütünleşik rol ve işbirliği kapasitesinin oluşturulması gerekir. Çünkü, bu noktada, çalışacak sivil toplum örgütleri kendi keyiflerine göre bir gönüllü çalışma değil, resmi makamlarla işbirliği ve bir bütünlük içinde gönüllülükten profesyonelliğe evrilmiş, buna karşın, gönüllü anlayışla yapılacak bir profesyonel hizmeti gerçekleştirmek durumundadırlar. Bunun için ilk başta kapasite oluşturulması, rollerin netleştirilmesi ve kapasitenin sürekli geliştirilmesi önem taşır.

JANDARMANIN GÖREVİ

Yasalara göre sınır geçişleri Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenmiş olan kapılardan yapılabilmektedir. Bu kapılar dışından yurtiçine ve yurtdışına her türlü hareket yasadışı ya da kaçak geçiştir. Askeri birliklerin kapılarda görevi yok. Görevli oldukları yerler geçişe yasak olan yerlerdir. Yani, yeşil hat (kara sınırları) ve mavi hat (denizdeki sınırlar) denilen bölgeler. Kapılarda pasaport işlemleri ve denetimi polis, araç geçiş işlemlerini Gümrük Muhafaza Müdürlüğü yapıyor.

Jandarmanın konu ile ilgili görevi, kaçakçılık ve insan kaçakçılığıyla mücadele, göçmen kaçakçılığını, yasadışı sınır geçişlerini önlemek oluyor. Edirne örneğinde, Lalapaşa’dan Enez’e kadar geniş bir alanda yasadışı sınır geçişlerine engel olmak. Yasadışı göçmenlerin ilk yakalandığı andan itibaren kimliklerinin saptanması, ifadelerinin alınması, sağlık denetimlerinin yapılması ve niyetleri, gitmek istediği ülkeler gibi önçalışmaları yapmak, adli işlemleri başlatmak ve kişiyi/kişileri İl Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğüne teslim etmek.

Türkiye’de Kara Kuvvetleri Komutanlığı ile Jandarma Komutanlığının görev alanları da Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenmiş. Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen bölgelerde Kara Kuvvetleri Komutanlığı sorumlu oluyor. Sınır boyunca 30 ile 600 m. arasında bir hat birinci derece askeri yasak bölge, sonraki 2 km’ye kadar ikinci derece askeri yasak bölge ilan edilmiş. Bu bölge, kimi durumlarda 10 km’ye değin çıkarılabiliyor. Bu bölgenin bitiminden sonraki yerlerde Jandarma sorumlu.

BULGARİSTAN’DAKİ SİVİL TOPLUM ÖRÜTLERİ VE İŞLEYİŞLERİ

Bulgaristan’da, sığınmacılara yardım alanında çalışan üç önemli sivil toplum örgütü var. Bulgaristan Helsinki Komisyonu, Katolik Yardım Hizmetleri (KYH) kuruluşu ile Bulgar Kızılhaç’ı. Bunlar sığınma ve kaçak göç durumlarında devredeler. Konu mağdurlarına çok geniş bir yelpazede yardım ve destek hizmetleri sağlıyorlar. Bulgaristan Helsinki Komisyonu çalışanı Bayan İliana Savova’nın söylediğine göre, örgütün işi sığınma başvurusunun yapılmasıyla başlıyor. Bulgaristan Helsinki Komisyonu Mülteci ve Göçmenlere Hukuki Koruma Sağlanması Program Yöneticisi olan Bayan Savova on yıldan buyana sığınmacıların korunması ve sığınma konularında deneyimli. Bulgaristan Helsinki Komisyonu insan hakları ile ilgili sivil toplum örgütüdür. İnsan haklarının uygulanmasına dair birçok proje uyguluyor. Bu komisyon 1992’de çalışmaya başladı. Ancak, 1995’ten buyana sığınmacılarla ilgili çalışmalar yapıyor. Bu alanda, BMMYK ile birlikte çalışıyor. Bu kuruluş, sığınmacılara ücretsiz danışmanlık hizmeti veriyor. Sığınmacılara danışmanlık hizmeti veren ve ücretli çalışan sekiz kişiden beşi avukat. Ayrıca, 18 kişi daha sığınmacı konularında çalışıyor. Her bir çalışan bir başka bölgedeki sığınmacılardan sorumlu.

Bulgaristan Helsinki Komisyonu sığınmacılara hukuksal danışmanlık yapıyor. Bunun için daha çok avukatlardan oluşan danışmanlar resmi makamlarla birlikte sınır gezilerine de katılıyorlar; sığınmacılarla görüşmeler yapıyorlar.

KYH ise 80 ülkede hizmet veren bir dinsel yardım örgütü. Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar vb. birçok bölgede hizmet veriyor. Türkiye ile ilk tanışması 1999 Marmara depremi ile olmuş; yardım getirmişler. KYH örgütü, insan ticareti mağdurlarına korunma sağlanmasını, ülkelerine güvenli bir biçimde dönmelerinin sağlanması konusunu kendisine hedef edinmiş..

Bulgar Kızılhaçı’nın sığınmacı sorunsalına eğilen birimi Sığınma ve Göçmenlik Hizmetleri Dairesidir. Sığınmacılara aynı Bulgaristan Helsinki Komisyonu gibi sosyal hizmetler veriyor. Sığınmacılara doğrudan iletişim kurarak yardım yapıyorlar*.

Bulgaristan’da sivil toplum örgütü çalışmalarını BMMYK büyük ölçüde finanse ediyor.

Bulgaristan’da adli yardım düzeneği (mekanizması) ücretli. Sivil toplum örgütlerinin gündeminde bir de, adli yardım hizmetinin ücretsiz verilmesi konusu var. Bunun için yeni yasal düzenleme arayışları içindeler.

Belirli sivil toplum örgütleri sınır polisiyle de iletişim durumunda. Başvuran herkes sivil toplum örgütünün ilgi alanına giriyor. Bir taraf istediği takdirde sivil toplum örgütü ile sınır polisi iyiniyet (centilmenlik) anlaşması yapıyor. Sivil toplum örgütü, yakalanan, sığınma isteminde bulunduğu takdirde derhal devreye giriyor ve onun geri gönderilmesini engelliyebiliyor. Bu konuda farklı düşünebilen resmi ve sivil kurum ve kuruluşları karşıkarşıya gelebiliyorlar ama bu işin bir parçası olarak görülüyor ve sivil toplum örgütüne karşı kalıcı resmi tavır alınmıyor. Bu engelleme işlevi bakımından sığınanın başvurduğu andan başlayan 24 saatlik süre çok önemli oluyor ve bu 24 saat içinde içinde sivil toplum örgütü güçlüklerle karşılaşabiliyor. Sığınmacı, gözaltı merkezinden ayrılıp kabul merkezine götürüldükten sonra sivil toplum örgütü temsilcileri sığınmacıya daha kolay ulaşıyor ve yardım etmeye başlıyor.

BULGARİSTAN’DA SIĞINMA SÜRECİ

Bulgaristan’ta Sığınmacı ve Mülteciler Yasası var. Tüm sığınma işlemleri bu yasaya göre yürütülüyor. Yasa, AB sığınma mevzuatına uyarlı çıkarılmış. Sığınma süreci bu yasaya göre işletiliyor. Sığıma sürecinin önemli noktaları şunlar:

Bulgaristan’da sığınmacılardan sorumlu olan bir Devlet Bakanlığı var. Başvuru yapan kişi İçişlerinin alanından çıkıp bu Devlet Bakanlığı’nın çalışma alanına giriyor. Bakanlık Sofya’da ama sınırlarda büroları var.

Bulgaristan’da mülteci polisi adında bir polis var. Mülteci polisi sınırlarda kaçak göçü önlemekle görevli bir polis.

İltica başvurusu yapan kişi heryerde ve heryere başvuru yapabilir. Ondan sonra tüm yetki Devlet Bakanlığına geçiyor.

Yasadışı giriş yapan kişi önce sınır polisiyle yüzleşiyor. Talep ederse ilgili Devlet Bakanlığına sevkediliyor. Kayıt alınıyor. Belgeleri toplanıyor. Kabul merkezine başvuruluyor. Gereksinimleri gideriliyor.

Bulgar mevzuatına göre, sığınmacılardan sorumlu Devlet Bakanlığı ile sivil toplum örgütleri işbirliği protokolü yapabiliyorlar. Ortak proje geliştirebiliyorlar. Ayrıca, sığınmacıların haklarının korunması gerekli olduğu zamanlarda ya da bu konuda bir istem geldiği takdirde Devlet Bakanlığı ilgili sivil toplum örgütleriyle bağlantı kurmak, işbirliğini başlatmak zorundadır. Bu, yasada düzenlemiş. Buna karşılık sivil toplum örgütlerinin yükümlüğü de ücretsiz olarak sığınmacılara gerekli sosyal hizmetleri vermek. Sığınmacı alanındaki her mağdura, kadına, çocuğa destek vermek sivil toplum örgütlerinin sorumluluğudur.

Bulgaristan’da, Devlet sınırlarında insan ticaretiyle mücadele uzmanı olan bir üst düzey bürokratın ifadesi şu: BMMYK ile doğrudan çalışıyoruz.

Bulgar Sığınma ve Göç Yasasına göre Bulgaristan Sınır Polisi sığınmacılarla ilk karşılaşan birim. Yetkileri 24 saatle sınırlı. Öndeğerlendirme yapıyor; bilgi alıyor ve sığınma istemi gelirse bunların asıl sığınmacılardan sorumlu kuruma sevkedilmesini sağlıyor. Bulgaristan Ceza Yasasında sığınmacıya herhangibir ceza uygulanmaması kuralı var. Ceza uygulamıyor, hemen sorumlu kuruma aktarıyorlar. İlk 24 saat geçince bu kurumun sorumluluk alanına giriyor. Bu kurum 3 ile 6 ay içinde sığınmacı isteminin kabulü ya da reddi üzerine karar vermek zorunda.

Karar olumsuz olursa sığınan kişi İçişleri Bakanlığı Göç Dairesine aktarılıyor. Bu daire sığınanın, ülkenin sınırları dışına yollanmasını görevinin yapıyor.

Bekleme süresi olan 3 ile 6 aylık süre içinde sivil toplum örgütleri devreye giriyor ve sığınana, ailesine yardım sağlıyorlar. Bu konu da Bulgaristan Sığınma ve Göç Yasasında yeralıyor.

2002 yılında bu yasa yürürlüğe girmeden önce kuruluşlar arasındaki ilişkiler mutabakatla yürütülüyordu. Bu mutabakatlar yasa kadar güçlü değildi.

Bulgaristan’da bir de “hızlandırılmış süreç” var. Bu sürece göre sığınma işlemleri 45 gün içinde tamamlanmak zorunda.

Sığınmacılar için Bulgaristan bütçesinin arttırılmasına çalışılıyor. 1 Milyon Euro’luk yeni bir bütçe sözkonusu. Bulgar yetkililerinin söylediğine göre, Bulgar makamlarının önündeki yeni adım, sığınmacı olarak kabul edilenlerin yaşamlarını insanca sürdürebilmelerini sağlayacak bir ortamın yaratılmasıdır.

SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ

Toplantının sonunda yapılan ortak değerlendirmede, öncelikle iki ülkenin bu geniş katılımla bir araya gelmesinin bir başarı olduğu vurgulandı. Bu ilkkez oluyor. Toplantının her iki ülkenin evsahipliğinde (Birinci gün Bulgaristan, ikinci gün Türkiye tarafında) karşılaşılan konukseverlikten her iki taraf da çok memnundu. Özellikle, bu düzeyde, geniş katılımla sağlanan bu diyaloğun önemi vurgulandı. Çünkü, karmaşık konulardaki işbirliği daha bir önem taşıdığı dile getirildi.

Sığınmanın sadece göç ve insan kaçakçılığı ve insan hakları boyutu yok, ulusal güvenlik boyutu da var. Bu da önemlidir. Katılan tüm kuruluşların kapasite ve yetki alanları konusunda karşılıklı saygı içinde kendilerini netleştirmeleri de önem taşımaktadır.

Bu toplantı, sınırlar arasındaki daha ileri düzeyde bir işbirliğinin daha iyi sonuçlar vereceğinin de göstergesi oldu. Sığınma, göç ve insan kaçakçılığı konularında her iki ülke birbirinin ortak çalışmasına ve desteğine muhtaç durumdadır.

Kimi konularda anlaşmaya varabiliriz. Bunlardan biri irtibat detaylarımızı paylaşmak ve daha sıkı iletişim, daha iyi bir iletişim bağlantısı (network) oluşturmak. Bilgi, belge, deneyimlerin ilgili kuruluşlar arasında paylaşılması. Ortaklıkların saptanması… Edirne Barosunun Bulgaristan’da bir ilçenin barosu ile işbirliği var, bu tür işbirliği girişimleri desteklenmelidir.

İki günlük toplantının sonunda, sivil toplum örgütlerinin önemi ve gerekliliği karşılıklı olarak daha iyi anlaşıldı. Türkiye, bugüne değin süreç içinde bulunmayan sosyal çalışmacıları sığınma ve göç süreci içine katmalı ve bunu bir modele oturtmalıdır. Bunun için SHÇEK ve Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu ile Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği sığınma konusu ve sürecine katılmalı, kendilerinin desteğinden yararlanılmalıdır.

Gelecek toplantıya SHÇEK temsilcilerinin katılması da önerildi.

BULGARİSTAN’DA SOSYAL ÇALIŞMACILAR SIĞINMA ALANINDA NE YAPIYORLAR?

Bulgar sosyal çalışmacı Aloyo Ongiro da toplantıda ilginç şeyler anlattı. Aloyo Ongiro Bulgar Kızılhaçı’nın Sığınma ve Göçmenlik Hizmetleri Biriminde çalışıyor. Yani, Kızılhaç’da sığınmacılara hizmet veriyor. Bulgaristan Helsinki Komisyonunda çalışan Bayan Av. Savova ile aynı işi yaptığını söylüyor. Helsinki Komisyonu üyeleri ve çalışanlarıyla birlikte Kızılhaç Sığınma ve Göçmenlik Hizmetleri Biriminde çalışan sosyal çalışmacılar da sınır denetimi yapıyorlar. Sınırlara gidip sığınmacıları yerlerinde görüp tanıyorlar. Danışmanlık hizmeti ve maddi yardımların yanısıra kalan sığınmacıların Bulgar toplumuyla bütünleşebilmesi konusunda kendilerine destek sağlamaya çalışıyorlar.

Bayan SÇ. Ongiro’nun sığınmacılar için yaptığı bir ilginç hizmet daha var: Kurumsal yapılanma. Yani, sığınmacı kadınlardan kurulu bir konseyin oluşturulmasına önayak olmuş. Bu konseyle sığınmacı kadınların kendikendilerine yardımları için bir sistem geliştirilmiş.

Bulgar Kızılhaçı’nda sığınmacılara yardım hizmetleri birimi 10 yıldır, yani 1994 yılındanberi var.

Daha önce, İçişleri Bakanlığı sığınma alanında çalışan kendi elemanları için davranış gücü yarattı. Kızılhaç’ta da buna benzer yapı var. Belirli bir davranış gücünün kazandırılması için örgütlenme yapısı değiştirildi, geliştirildi. Ulusal komite kuruldu. Bunun altında daha alt komiteler kuruldu. “Bu sayede, diyor, Bayan Sosyal Çalışmacı Ongiro, acil durumlarda tam yetkiyle harekete geçebiliyoruz.” Ve ekliyor: “Bölge komiteleriyle iyi ilişkiler içindeyiz. Tüm alanlarda yardım sağıyoruz. Örneğin, sığınmacı çocuklarının eğitimi, sığınmacılara Bulgarca dil kursları, Bulgar piyasasında çalışmaları için mesleki eğitim, iş bulma ve tıbbi yardım… Çalışma, Sağlık, Eğitim Bakanlıklarıyla iyi ilişkiler içindeyiz.”

“Özel durumda olan sığınmacılarla ilgileniyoruz. Örneğin, kadınlar. Kadınları cesaretlendirme ve yönlendirme şansımız oldu. Bu konuda verdikleri destek için UNHCR’ye teşekkür ediyoruz. Sığınmacı kadınlar için özel bir eğitim başlattık. Onlara sosyal danışmanlık eğitimi verdik; kendi grubuna danışmanlık versin diye. Toplum örgütü olarak kayıt altına alındı bunlar. Kızılhaç ile UNHCR’nin ortakları haline geldiler. Kızılhaç kabul edilen sığınmacıların toplumla bütünleşmelerine hizmet veriyor. Sorunları olan herkese yardım götürmeye çalışıyoruz. Yasadışı giriş yapanlarla ilgileniyoruz. Kendilerinden gereksinimlerini öğreniyoruz. Sınır polisiyle yakın çalışıyoruz. 24 saati geçirince Kızılhaç olarak sınır polisine yardımda bulunuyoruz. Gözaltına alınanlara bilfiil yardım veriyoruz. Besin maddesi, hijyenik gereçler, sarf gereçleri gibi… Ayrıca, gerektiğinde, tüm sığınmacı ve mültecilere psikolojik ve psikiyatrik destek sağlıyoruz.”

“Sınır bölgelerinde gözaltına alınanlara devletin yardım edemediği konularda hizmet için Bakanlık’la [Sığınmacılardan sorumlu Devlet Bakanlığı] pilot proje yaptık. Durumu daha iyi değerlendirebilmek için, Helsinki Komisyonu uzmanları ile birlikte gözaltı merkezlerini ziyaret ediyoruz. Gözaltı merkezlerini gezmemize izin verildi. Sınır polisi de bize katılıyor. Birlikte anket yapıyoruz. Gözaltındaki sığınmacıların daha çok neye gereksinimi olduğunu belirliyoruz. Böylece onlara daha iyi bir koruma sağlıyoruz.

“Çalışmalarımızı daha da geliştirebilmek için yeni program ve projeler düşünüyoruz.”



* Türkiye’nin en büyük sınır kapısı olan Kapıkule 1951 yılında faaliyete geçmiş. 600 dönüm arazisi var. 2003 yılı ilk on ay toplam giriş çıkış sayısı 3.283.000 iken 2004 yılı ilk on ay toplam giriş çıkış sayısı 3.947.27 olmuş. Her yıl % 20 artış var. Araç sayısı da 2003 ve 2004 yıllarının ilk 10 ayında 631.221 ile 796.981 araç giriş çıkış yapmış. (Kapıkule sınır kapısında alınan bilgi. 11.11.2004, Kapıkule). Kapıkule sınır kapısının Bulgaristan tarafındaki adı Capitan Andrea. Sınır Kapısı, adını kapının yakınındaki köyden alıyor.

* Bu kuruluşun temsilcisi sosyal çalışmacı Bayan Aloyo Ongiro’nun anlattıkları ayrı bir başlık altında ele alındığı için burada özetlenmemiştir.

You may also like...

Bir cevap yazın