Sevgili Kasım Kırmızı’ya Söylenen: Mesleğin Birçok Sorunu Varken…

Prof. Dr. İlhan Tomanbay
İstinye Üniversitesi Öğretim üyesi

GİRİŞ

Sevgili Kasım Kırmızı, bir süredir Facebook’ta yayınladığım ve sosyal hizmetle sosyal çalışma arasındaki farkları ortaya koyduğum kartlar dizisinde 18 Mayıs 2018’de yayınlanan iki kartın altına şöyle bir yazı yazmışsın (Benden çok genç olduğunu bildiğim için samimi ifademin seni üzmeyeceğini düşünüyorum.): “Hocam birçok meslektaş arkadaşımdan duyduğum cümle şu “Mesleğin birçok sorunu varken hala bu mesele mi tartışılıyor” Bu kavram karmaşası mesleğin ülkemizde profesyonel manada icra edildiği tarihten itibaren tartışılıp sonuçlanmış olsaydı mesleğin birçok sorunu var şikayetinde bulunan arkadaşlarda bu sorunların temelinde kavramların yattığını fark etmiş olurlardı.”

Bu anlatıdaki açıklaman zaten yeteri kadar açıklayıcı ancak, bu durumla ilgili aklıma gelen bir başka boyutu paylaşmak istiyorum. Bana bu fırsatı verdiğin için çok teşekkürler.

Sevgili Kasım meslektaşım, bunları bana söyleyen yok. Ben de üçüncü kişilerden duyuyorum. Keşke bu görüşlerini yazsalar ya da doğrudan bana söyleseler. Yazamadığın görüşleri sözel yaymak fısıltıdır. Bu da bir sıkıntının işaretidir. Sıkıntı da doğru yanıtı bulamamak, verememektir. Doğru ve etkili karşılık bulabilse yazmaz mı?

FISILTILI MUHALEFET

Sözellik feodalitedir; yazamamaktır, savunamamaktır. Feodalite sözel kültüre sahiptir. Çünkü feodal dönemde baskı tekniği biliniyordu ama ileri basım teknikleri yoktu. Matbaa sanayileşmeyle ortaya çıkmıştır. (Tartışma olmasın diye: MS. 593’te Çin’de bulunan baskı tekniğidir. 1450’de Johannes Gutenberg’in bulduğu matbaa makinesidir. Yani Gutenberg basmaktan kısa sürede çok sayıda basmaya geçişin adıdır.) Sözel kültür yazıya değil söze dayanır. Sözün de ortalıkta açıktan söylenemeyeni fısıltıdır.

Fısıltı akademik değildir; bilimsel değildir. Hele akademisyen yazmıyor da fısıldıyorsa bu anlaşılmaz bir durumdur. Sürekli fısıldamak haklı olmadığını bilmenin de işaretidir. Dolayısıyla yanlış olduğunu bile bile savundukları yanlış kavramlara sıkışıp kalan bir grup insan ve böyle başlamış böyle gider diyen binler… Oysa toplumsal gelişim her alanı, her mesleği, herkesi arkasından sürükler. Lütfen söyle o arkadaşlara, onlar kimse; bir yuvarlak masa yapalım; biraraya gelelim, konuşalım. (a) Akademisyenler, (b) uygulamacılar, (c) hep birlikte. Sıkıntı o zaman çözülür. Bu meslek hepimizinse eğer, o zaman hepimiz biraraya gelip konuşacağız, değil mi?

Mesleğin bunca önemli sorununu doğru değerlendirmek noktasında bu arkadaşlara kısaca söyleyebileceklerim şunlardır.

Mesleğin birçok sorunu dediğiniz sorunların en temeli kavram sorunudur. Şöyle ki: Mesleğin kavramlarını tuğlalar olarak görün. Tuğlalar yerine oturmuyor. Sallanıyor. Yamuk yumuk, küçük, çelimsiz, zayıf. Böyle bir bina çürüktür, zayıftır, deprem riskine açıktır. Bizde deprem mesleğe yapılan her çeşit saldırıdır; mesleğin direnememesi, sallanmasıdır. Mesleğin bu saldırılara direnme gücü olamıyor tuğlalar yerine oturmayınca. Meslek yapısı sallanıyor.

Bir başka örnek: Aksak Timur’un olduğu söylenen (ama emin olamadığım) özlü söz bakın ne diyor: “Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at bir komutan, bir komutan bir orduyu ve bir ordu bir ülkeyi kurtarır.” Bu sözü eminim anlayan ve alkışlayan anlayışların, bir kavramın bir anlatıyı, bir anlatının bir sunumu/yazıyı, bir sunum ya da yazının mesleği kurtaracağına inanmamaları ne gariptir! Bu sözü destekleyip bu mantığı mesleğine uygulayamamak neyin belirtisidir?

SİSTEM YAKLAŞIMI

O yüzden, “mesleğin birçok sorunu varken…” derken böyle çocuksu, parçalı düşünmek olmaz. Hele sosyal çalışma mesleği bilimsel kuramlar üzerinde bedenlenir. Dayandığı temel kuramlardan biri de sistem yaklaşımıdır. Bu kuramı her sosyal çalışma öğrencisi Sosyal Çalışma Kuramları dersinde öğreniyor. Derste öğrenip, sınıf geçip, diploma alıp öğrendiği kuramı yaşama aktaramamak ne anlama gelir, düşünebilir misin? Aslında bu nokta ayrıca tartışılmalı.

Sosyal çalışmacı (ve her meslek elemanı) öğrendiği bilimsel bilgileri niye öğreniyor? Yaşamın her alanında uygulaması için. Bunu yapabilmelidir. Başarılı bir meslek elemanı olabilmek için uygulama alanına aktarmak zorunda olduğu sistem yaklaşımı birbirinden farklı parçaların birbirini tetikleyen, işleten bir bütünlük içinde birarada çalışması demektir. Aynı mekanik saatlerin içinde birbirini harekete geçiren dişli çarklar gibi. Biri dönünce diğerlerini de harekete geçirir. Düşünce düzleminde de böyledir. Mantık bütünlüğü içinde farklı görünen düşünceler birbirini oluşturur, besler, etkiler. Böylece düşünce bütünlüğü ortaya çıkar. Mantık bütünlüğü ortaya çıkar. Düşünce gücü ve uygulamaya aktarınca uygulama gücü ortaya çıkar. Yoksa herkes ilk aklına gelen cümleyi söylesin. Öbürü başka bir aklına geleni söylesin. Ardını getirmesin… Bu kahvehane konuşmasıdır. Hamam rehaveti konuşmasıdır. Anlamsız kavga ve düşmanlıklara yolaçar bu tür konuşma biçimi. Küskünlüklere yolaçar.

Hele meslekî düşünce sistemlerinde bu tür tek cümlelik düşünmelere yer olmaz. Böyle duvarlı, sınırlı konuşmalarla meslek gelişmez. Bak bir yere daha geldik. Böyle parçalı konuşmalarla düşünce, mantık ve davranışlarda bütünlük sağlanamaz. Düşünce geliştirilemez.

Sosyal çalışma mesleğinin bugün temel bir sorunu da budur. Düşünce açılımı sağlamayan, mantık bağlamı olmayan cümlelere alışıldığı için mantık ve bütünlük içinde düşünce tartışmaları, paneller yapılamıyor. Düşünce sessizliği ve fısıltıdır bugünkü Türkiye sosyal çalışmasının görüntüsü ve çaresizliği.

Böyle bir cümle söyleyen mantıklı bir bütünlük içinde ardını getiremez. Ne söyleyecek arkasından? Bitti! Oysa konu bu denli basit değil. Herşey birbirine bağlıdır. Çok açık. Söylediğin bir söz mesleğini bağlamaz mı? Söylediğin bir söz mesleğini ya yüceltip ya yerlere indirmez mi? Ne demek o başka sorunlar varken..? İnsanlar, oğlumu iyi anlatmıyor, iyi tanıtmıyor diye çocuğuna koyduğu Satılmış adını değiştiriyor, örneğin. Biz daha mesleğimizi yanlış anlatan ve gösteren bir terimi değiştiremedik.

Hele sistem yaklaşımı, önce biyolojide, giderek yönetimde, eğitimde, hukukta, ne demek, tüm davranış bilimlerinde (toplumbilim, sosyal psikoloji, psikoloji, antropoloji), mühendislikte… geçerli bir yaklaşımdır. Bu, her alanda kullanılan ve geçen bir yaklaşım iken, ve bunu sosyal çalışma öğrencileri kuram derslerinde öğrenmiş iken bunun dışında düşünmek ve söz söylemek insanı, acaba, bile bile konuyu saptırmak için mi bu kurama dayalı olmayan sözleri mahsus mu söyletiyorlar diye düşündürüyor. Yoksa sistem kuramını öğrenmiş, bilen üniversite bitirmiş insan böyle bir söz söylemez!

ANALİTİK DÜŞÜNCE

Sistem yaklaşımı ayrıca analitik düşünmeyi sağlar. Analitik düşünmeyen bilimsel de, mesleki de düşünemez. Kahve konuşmaları düzeyinde konuşur. Analitik düşünce bir sorunu çözmek için parçalara ayırarak, her parçayı ayrı ayrı değerlendirerek ve sonra tekrar bütünleştirerek düşünce üretmektir; sonuca ulaşmaktır. Analitik düşünmeyen başvuranın sorununu algılayamaz. Kimse kızmasın ama “Mesleğin birçok sorunu varken hala bu mesele mi tartışılıyor” demek analitik düşünememek demektir.

Bunu diyen meslektaşlarımı suçlamak istemiyorum. Genele söylüyorum. Bu sözleri fısıldayanlar ya gerçekten analitik düşünemiyorlar, ya da kasıtlı, konuyu başka yere çekmek için söylüyorlar. Bu tür sözler analitik düşünemeyen, kahvehane düzeyinde konuşan beyinlere “Haklı dedi la!!” dedirtebilir. Sosyal çalışma öğrenimi alanlar da analitik düşünmeyi bilen, sistem yaklaşımını kavramış, yaşamına aktarmış eğitimli kişiler olduğuna göre bu tür mantepsilere basmazlar, eminim. Konuyu bütünlük içinde ele alır ve değerlendirirler.

Sosyal çalışmacı anlık aklına geldiğini söylemez, analitik düşünür. Analitik düşünemezse mesleğini uygulayamaz. Çünkü insan sorunları bir bütünlüğün bir sistemin ürettiği sorunlardır. Bütünü görür, analiz eder, ona göre doğru çözümü bulur. Bu yüzden Türkiye’de sosyal hizmet uzmanları sorun çözeriz diyemiyor, yardım ederiz diyorlar!!! Çünkü sosyal çalışmacı gibi düşünemiyor, sosyal hizmetler elemanı gibi düşünüyorlar.

MESLEĞİN BU KADAR SORUNU VAR DİYENLER NE YAPIYOR?

Şimdi Sevgili Kasım, mesleğin bu kadar sorunu varken bu mesele mi konuşuluyor, diye düşünenlere sormak istiyorum. Sorunları çözmek için onlar ne yapıyor? Sorunların çözülmesi için ne düşünüyorlar? Neden çözüm için uğraşmıyorlar? Çözüm için onlarca yapılması gereken nedir? Mesleği diğer meslekler arasında layık olduğu düzeye çıkartmak için ne yapıyorlar? Zaten layık olduğu düzeyde diyorlarsa niyedir bunca şikayetleri? Layık olduğu yerde olan mesleğin bu kadar sorunu nasıl olur? Sorunları var dendiğine göre bu sorunları aşmak için ne yapıyorlar? Örneğin, kendilerine soralım:

–           Kuramsal temellerini mi sağlamlaştırmaya çalışıyorsun?

–           Türkiye’ye özgü meslek tanımını yaptın da kabul mü ettiremiyorsun?

–           Türkiye sorunlarına uygun bir meslekî model mi geliştirdin?

–           Türkiye toprağında tıkır tıkır işleyen meslek yöntemleri mi geliştirdin?

–           Mesleğinin içini mi doldurdun?

–           Mesleğinin çerçevesini mi netleştirdin?

–           Türkiye’deki sosyal sorunlarla kültür arasındaki bağı mı kurdun? Bu bağdan hareketle yeni çözüm önerileri mi geliştirdin?

–           Tartışa tartışa diğer sosyal mesleklerden farkını mı ortaya koydun?

–           Sosyal çalışmayla yardımcı meslekler arasındaki yeni görev ilişkisini mi çizdin?

–           Hangi yardımcı mesleklerin önceliği olduğu sorusunu mu yanıtladın?

–           Hangi yardımcı mesleklerin sosyal çalışma mesleğinin büyümesi ve canlanması yönünde nasıl bir ivme kazandırabileceği konusunda tartıştın ve bir yere vardın mı?

–           Eğitimlerinin çok kötü olduğunu söylediğin yardımcı mesleklerin eğitimlerinin nasıl olması gerektiği konusunda bir proje, bir rapor mu hazırladın?

–           Açıköğretime karşı bir seçenek mi geliştirdin? Önerdin mi?

–           Sen yeterince mesleğinin temel ve doğru kitapları yazdın da kim kabul etmedi?

–           Sosyal çalışma öğretiminin yanlışlıkları ve nasıl düzeltilmesi gerektiği konusunda beş yıllık bir plan mı hazırladın?

–           Mesleğini doğru kavramlar ve açık anlatımla tanıtarak ikna edecek kadroları yetiştirdin de kimse dinlemiyor mu?

–           Öyle uygulamalar yaptın ki, hah, meslek budur mu dedirttirdin?

–           Zamanında uzun vadeli bir strateji güderek yeteri kadar akademisyen mi yetiştirdin?

–           Mesleğin içini akademik ve uygulamasal birşeylerle doldurmayı düşündün ve başladın mı?

Ne yaptın?

O öğretim kuruluşunu kapat, bu eğitim kurumunu kapat, öğrenci alma, kitap yazma gibi yönetme hükmündeki önerilerinden başka yapıcı, değiştirici hangi önerileri geliştirdin; raporladın ve sundun. Onu kapat bunu açma gibi kasaba salvolarından başka ne yaptın?

Yukarıda saydıklarımın hiçbirini yapmadan bizi niye anlamıyorlar, tanımıyorlar ve neden bize kadro vermiyorlar ve bizim işlerimizi bizim adımızla başkalarına niye yaptırıyorlar diye olduğun yerde kıvranmak biliyorum sana çok acı veriyor ve saldırganlaştırıyor; anlıyorum, ama bu böyle gitmez. Gitmedi işte!

Herkesin yaptığı, yapabileceği işleri yapıp bu sadece benim mesleğim demek saygınlık kazandırır mı o mesleğe? Farkını koyacaksın ortaya. İşte budur, diyecekler!

KARMAŞIK TANIMLAR

Saçmasapan amerikanvari sosyal çalışma tanımlarını alıp onu yanlış meslek adıyla tercüme edip ortaya çıkan bir ucubeyi tabii ki kimseye anlatamıyorsun. Sen de anlamıyorsun ki! Anlasan o tanımları ve o sözleri yineleyip durmazsın. Amerikalı sosyal çalışma tanımını türkçeleştirip ve o tanıma hiç uygun olmayan sosyal hizmet gibi bir kavramla ortaya salınca tanım değil anlaşılmaz bir ucube çıkıyor ortaya ve kimse farkında değil bunun. Öğrenciler bile sınav kaygısıyla ezberliyor, sınavdan sonra kimsenin aklında birşey yok.

Bana karşı çıkan bir meslektaşımın (yani mezun) bir işe alınması için araya girdim. Daha sonra o kuruluştakiler bana, Hocam, dediler, kazansın diye sosyal hizmet nedir diye sorduk, açıklayamadı! Herhalde sosyal çalışma olarak sosyal hizmeti anlatınca anlaşılmadı. Ya da sosyal hizmeti sordular bu meslek ve kuramdır deyince gözler faltaşı gibi açık kaldı; kazanamadı. Kimdi bu kargaşanın sorumlusu? Suçlu o genç değil, ona öyle öğretenler. (Sınavın sonucu mu? Onun yerine, sosyal hizmeti doğru algılamış olan ve tanıtan bir başka meslekten birini aldılar işe.)

SOSYAL MEMUR

Bugün hemen tüm sosyal mesleklerin, acıdır ancak, üniversite öğretimleri ezberleyip sınavı aşmaya ve diploma almaya dayalıdır. Oysa üniversite öğretimi bir mesleğe (seçerek seçmeyerek) başladıysan onu gerçekten öğrenmeye, özünü kavramaya ve içselleştirmeye dayalı olmalıdır. Üniversiteye öğrenmek ve kendini geliştirmek için gidilir. Ezberleyip diploma almak için gidilmez. Bu kişi için onur yaralayıcı olduğu kadar ülke için de zararlıdır. Çünkü ezberlemek nitelik kazandırmaz. Uygulamayı canlandıramaz. Ezber uygulamaya kapalıdır. Mesleği de uygulamayı düşünemeyenler sadece bir bakanlıkta bir masa özlemi içine girmektedir. Ezber öğretimin insanı götürdüğü konum sosyal çalışmacı değil, sosyal memur olmaktır. Çözüm üretemeyen, yenilik yaratamayanın sığınağıdır bakanlıkta memur olmak.

Bakanlıkta memur olduğun zaman da tek cümleyle her sorunu çözersin. Dersin ki daha birçok sorun varkennn…!!! Ve her sorun ortada kalır. Bakanlık sosyal çalışma yapmaz. Sosyal hizmetleri planlar, örgütler, düzenler, sunar.

Böyle yaklaşan ve mesleğin bu kadar sorunu varkeeennn!!! diye düşünen ve temel sorunu göremeyenlere ben de onlarınkine benzer bir karşı yanıt vermek istiyorum. Bakalım uyuyor mu?

Dünya parmağını kulağına götürerek telefon görüşmesi yapma aşamasına geldi sen hala bir kavram sorununu çözemiyorsun! Biliyorum, Türkiye’ye gelince derhal o saati alacak, sağ el işaret parmağını kulağına götürecek ve arkadaşına fısıldayacaksın. Mesleğin bu kadar sorunu varken nedir bu kavramla uğraşmak kardeşim diyeceksin parmağının ucunu kullanarak.

Oysa bir sorunu incelerken o olayı anlamak için tek bir cümle yeterli olamaz. O sorunu, olguyu, olayı diğer bileşenleriyle birlikte ele alacaksın. Bağlarını kuracak, ilişkilerini görecek ve çözümleyeceksin; yani analizini yapacaksın.

Diğer yazılarımda işaret ettiğim bir derin sorunla, sorunların kaynağıyla bitireyim. Bu mesleğin bugünkü en temel sorunu iletişim sorunudur. İletişim dersi verilir ve ancak iletişim fısıltıyla kurulur. Sen sürekli fındık deyip cevizi kastediyorsan ve herkes senin ağzından çıkanı duyduğu için senin dediğinden fındığı anlıyorsa haklı olarak cevizi, yani seni ve mesleğini anlamayacaktır. Önce doğru iletişim ve doğru kavram. Tüm sorunların temeli budur. (Ceteris paribus.)

Ben görüşümü yazdım. Bunca sorun arasında bu mudur diyenlerin de yazılı karşılıklarını görmek isteğiyle, Sevgili Kasım Kırmızı. Sağlık, esenlik ve başarılar dilerim, sevgili kardeşim.

(20 05 2018, Ankara)

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir