BİR ARAŞTIRMANIN ÖYKÜSÜ


Prof. Dr. İlhan Tomanbay

Bu yayın Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünde Uygulamalı Araştırma dersi kapsamında yapılan araştırmanın raporu olarak hazırlanmıştır[1].

2014-2015 Öğretim Döneminde, kendi istekleriyle biraraya gelen altı kişilik bir sınıf arkadaşları grubu bitirme tezimizi birlikte yapmak istiyoruz dediler.

Konu, dedik? Bulduk dediler.

Daha ilk toplantıda konuları hazırdı: Cenaze hizmetlerinde görev yapanların ve ailelerinin sıkıntılarını (Var olduğunu savunuyorlardı, savları buydu.) araştırmak istiyorlardı. Konuyu biraz açmalarını istedim. Tam da araştırma bakışıyla başladılar. Konuyu söylediler; araştırma sorunsalını savundular; denencelerini getirdiler ve nasıl bir alan araştırması yapmak istediklerini anlattılar.

Bu yaşlarda böyle bir konu?! Onlar anlattıkça ben ürktüm. Öyle de olgun ve sakin anlatıyorlardı ki, sanki pazarda yaptıkları alışverişi, hergün pişirdikleri yemeği nasıl pişirdiklerini anlatır gibi…

Başka konu öneriniz var mı diye sordum. Hayır dediler, biz bu konuyu yapmak istiyoruz.

İtiraf edeyim. Bu araştırma grubunun danışmanı olarak önce şaşırdım. Gepegenç insanlardı. Ölümden, doğal yaşam düzeni içinde, çok uzaktalardı. Neden ölümü merak etmişlerdi ki? Sordum.

Aralarından birinin bir komşusu kendilerine bu esini vermiş. Baba cenaze hizmetlerine çalışıyormuş. Evde eşi ilginç şeyler anlatmış. Evliliklerinin ilk yıllarında kocasının işine alışamadığını, kocasına istediği gibi sokulmakta güçlük çektiğini anlatmış. Çamaşırlarını çamaşır makinesine atmaya çekiniyorum, demiş. Kolay değil, dediler.

Kimbilir Türkiye’de kaç kişi bu alanda çalışıyor? Kaç kişilik kaç aile bu etkilenim içinde yaşıyor? Bu alanda çalışanların eşleri ne düşünüyor? Neler duyumsuyor? Sosyal ilişkileri nasıl? Çocuklar neler duyumsuyor; babaları ya da anaları hakkında neler söylüyorlar? Onların arkadaşları arasında, okullarında sosyal ilişkilerini etkiliyor mu bu konu? Gerçekten ilginçti. Beni kolayca ikna ettiler. Zaten konusunu istekle seçen öğrencilere karışmak, konularını değiştirmelerini önermek benim için doğru değildir.

Büyük bir hevesle başladılar çalışmalarına. Nitel araştırma olacağını gördüler. Katılımcıları kendi – bilimsel – yöntemleriyle kendileri seçtiler. Hemen hemen hiç yakın plan yardımcı olmadım kendilerine. Sanki ne yapacaklarını biliyorlardı. Zevkle, şevkle, aksatmadan çalıştılar. Araştırma kitaplarını karıştırdılar. Nitel araştırma bilgilerini yenilediler, genişlettiler. Farkediyordum.

Sosyal çalışmacılar sosyal sorun sahipleriyle çalışır. Ancak, sosyal sorunların, kişinin özgücüyle aşılamayacak boyuta gelmiş olması gerekir kendileriyle çalışılması için. Acaba bu noktaya gelen bir cenaze işlerinde çalışan ya da aile bireyleri var mıdır sorusu hepimizi sardı. Bu soru, araştırmayı yapan arkadaşlarımda ayrı bir üretici heyecanı yarattı.

Şu üç noktada ortak kararlar aldılar; araştırma grubu olarak ön anlaşmalarını yaptılar kendi aralarında:

1.         Görüşmeleri işyerlerinde değil, ev ortamlarında yapacaklardı. Evlere gittiler.

2.         Alanda çalışanla ayrı, eşiyle ayrı, çocuklarıyla ayrı değil, hepsi biraradayken aile ve ev ortamında görüşme yapacaklardı. Çünkü aile ortamında daha doğal çıkarımlar yakalayabileceklerini düşündüler.

3.         Alanda çalışan kadın ya da erkek ayırmayacaklardı. Benzer işlerde çalışan her iki cinsle de görüşeceklerdi.

4.         Evlerde yapılacak görüşmeleri olabildiğince doğal zaman akışı içine bırakacaklar, yani, kendi girişimleriyle belirli bir anda kesmeyeceklerdi. Evin içindeki doğal etkileşimleri böylece daha kolay yakalayabileceklerini düşündüler.

5.         Sorularını, düzenli ve mesafeli bir mülakat formunda değil, ev ziyareti rahatlığında, sohbet ortamı içinde soracaklardı. Sorular sınırlandırılmayacaktı.

6.         Evlerde yapılan görüşmeleri sınırlı ve belirli sayıdaki – yapılandırılmış – sorularla yapaylaştırmayacaklar, önceden hazırlıklı oldukları soruları sohbet süreci içine yayacaklar, bu arada sohbet içinde çıkan farklı sorulara da açık ve hazırlıklı olacaklardı.

7.         Aile bireylerinin olabildiğinde tümünün görüşmede bulunmasını sağlamak için ellerinden geleni yapacaklardı. Bir ailede çocuklarla, diğerinde sadece anababayla yapmak araştırmanın sonucunu etkileyebilecek bir farklılık yaratırdı.

8.         Kimi eve tek, kimi evlere iki, kimi evlere üç kişi gidilmeyecekti. Araştırmacılar evleri aralarında paylaşarak üçer kişilik iki grup gideceklerdi.

9.         Ev ziyaretlerini zamana çok fazla yaymadan, olabildiğince kısa süre içinde tamamlayacaklardı.

10.       Bu görüşme program ilkelerine hepsi uyacaklardı.

Kendilerinin koydukları bu ilkeler bir araştırmanın nesnel, yansız olabilmesi için konulması gereken temel ilkelerdi. Danışmanları olarak ben hiç karışmadım. Ve bu ilkelere titizlikle uydular.

Çalışmanın başında hazırladıkları kuramsal çerçeve araştırma yapacakları konuyu önce iyice öğrenmelerine, konuya kendilerini fikren ve ruhen hazırlamalarına, konu üzerinde bilgilenmelerine yardımcı oldu ve görüşmelerde yetkin olabilmelerini sağladı. Dolayısıyla alanda çalışanlarla sağlıklı ve verimli iletişimlerinin başarısı önceden yaptıkları kuramsal çalışmalarda gizlidir. Araştırma konusuna egemen olmaları ve konu üzerinde yetkinleşmeleri de kuramsal çalışmayı titizlikle yapmalarına bağlıdır.

Genç araştırmacılar, iyi bir hazırlıkla, tereyağdan kıl çeker gibi, kısa süre görüşmeleri bitirdiler. Görüşmelerin uzun bir zamana yayılmaması, değişen ekonomik, sosyal ve siyasal sosyal ortama bağlı olarak aile bireylerinin görüşlerinin arasında büyük değişiklikler ortaya çıkmadan alınmasını sağladı.

Çıkan sonuç Türkiye için yenidir. Bugüne değin tamamiyle karanlıkta kalmış bir sosyal etkileşim ortamını projektörlerle aydınlatmışlardır genç araştırmacılar. Bu konularda daha ileri çalışmaların zeminini hazırlamışlardır.

Bu arada çok sıkıntılı ve kutsal bir görev yapan insanları bizlerle, okurlarla tanıştırmışlardır. Onların zaman zaman cefalı ve acılı bu işlerinde kendilerini aile sıcaklığı içinde diri ve mutlu tutan aile yapısını tanımış ve tanıtmışlardır. Dolayısıyla sosyal çalışma mesleği ve sosyal çalışmacılar için çok önemli olan aile kurumunun, sağlam ve düzgün aile bağlarının, daha önemlisi, bu iki temele sahip olarak ortaya çıkan aile gücünün aile bireylerini etkileyen nice yıpratıcı sorunu kendi içinde eritip yok ettiği gerçeğini bir kez daha araştırmalarıyla tanıtlamışlardır.

Genç araştırmacılar bu özverili çalışmalarıyla göstermişlerdir ki, ailenin gücü ve aile bağlarının tılsımı aile bireylerinin karşılaştığı nice sorunu sosyal çalışmaya ve sosyal müdahaleye gerek bırakmadan kendisi, içindeki herhangi bir maddeyi eriterek inciye çeviren bir istiridye gibi, aile içindeki ezaları, cefaları mutluluğa çevirebilmektedir.

Dayanışmanın, aile dayanışmasının gücünü ortaya koyan bir araştırmadır bu. Sosyal dayanışma, aile içi sevgi, birincil kurum olarak, ikincil kurumlara gerek bırakmadan aile bireylerinin yaşadığı birçok sorunu çok kolay bir biçimde, elbirliğiyle aşmalarını sağlıyor. Sorun sahiplerine ek bir güç veriyor aile. Adeta sosyal çalışma mesleğinin müdahalesine gerek bırakmıyor.

Genç araştırmacılar, ayrıca, bu araştırma süreci içinde ölümle yüzleşmeyi öğrendiler, Ölümü bir ileri ölçüde tanımaya başladılar. Beni de yeni bir dünyaya taşıdılar. Çok da iyi yaptılar. Ölümle yüzleştiler; beni yüzleştirdiler,. Zaman içine bu kitabı okuyanların da yüzleşmelerini sağlayacaklar.

Ölümle sosyal ilişkiler birbirine ters gibi görünse de, dünyanın tüm zıtlıklarını içinde barındıran diyalektik ölümle sosyalin ilişkisini bize gösteriyor. Bu araştırmada genç araştırmacılar, ölümün sosyal ilişkileri zayıflatacağı yerde güçlendirdiğini; sosyal ilişkilerin, sosyal etkileşimlerin ölümü alt ettiğini; sosyalin yokoluşla birlikte içiçe yaşadığını; sosyal ilişkilerin yeri geldiğinde ölümden beslendiğini; ölümün sosyal ilişkileri parlattığını bu araştırmalarıyla bizlere göstermiş oldular. Diyalektik yasadır. Tersi olmadan düzü varolmaz. Karşıtlıklar birbirini varkılar. Ölümle yaşamın diyalektik gerçekliği bu araştırmayla bize sosyal çalışma boyutunda da bir kapı açtı. Süreç içinde sosyal ilişkileri yıpratacağı, bozacağı düşünülebilecek ölüm gerçeği yaşam içinde bir süreklilik kazandığında sosyal dayanışmayı, sosyal ilişkileri daha da güçlendirebiliyor. Diğer açıdan bakarsak, aile içinde ya da dışında, sosyal dayanışma ve sosyal ilişkiler, elele verildiği takdirde ölümün yıpratıcı gerçekliğini önemsizleştirebiliyor; bastırabiliyor, aştırabiliyor. Sosyalin gücüdür bu. Sosyalin ölümü geri plana itmesi, etkili gücünü ezmesi, sosyalden güç alan sosyal çalışma mesleğinin de gücüdür aynı zamanda.

Bu araştırma, sadece araştırmayı yapan gençlerin değil, sadece araştırma danışmanının değil, sadece bu araştırmayı okuyanların değil, “sosyalin” de ölümle yüzleşmesini sağladı. Ve “sosyallik” “ölümle” bu yüzleşmesinden yenik değil, yengin çıkmıştır.

Bunu nereden mi anlıyoruz? Araştırmaya katılan ailelerin kimliklerinde ülkemizde ve dünyadaki sayısı belirsiz cenaze hizmetlerinde çalışanların ve ailelerinin bu yüzleşmeden yengin çıkmalarından anlıyoruz.

Bunda sadece sosyal dayanışmanın değil, sadece aile dayanışmasının değil, diğer başka etmenlerin rollerini de unutmamak gerekir. En temel altyapıyı oluşturan ekonomik zorunluluğun rolü olmaz mı? Din duygusunun, din etmeninin güçverici rolü ve etkisi olmaz mı? Din, olumsuzluklara karşı direnci arttırır. İnancın ve o inanca sığınarak direnmenin payı? Tevekkülün gücü vardır. İnsan biyolojisinin ve ruhsal yapısının bu tür güçvericilerle daha da güçlenebileceği gerçeği de araştırmada ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu araştırma kapsamında en temel olan, herhalde, aile içi dayanışmanın, eş ve çocuklar olarak birbirini anlamanın, birbirine sırt vermenin görülmesidir. Yapılan görüşmelerde, konuyla ilgili olarak, aile bireyleri arasında birbirlerinden şikayet, serzeniş, eleştiri, iteleme ile hiç karşılaşılmamıştır.

Özgün adı Cenaze Hizmetlerinde Çalışan Meslek Elemanlarının Sosyo-Psikal Sorunları ve Sosyal İlişkileri olan bu araştırmanın kitap olarak basılırken adının daha kısa, daha akılda kalır, daha çarpıcı, daha kolay anlaşılır olmasını düşündük ve ad aradık. Çünkü, araştırma adıyla kitap adı arasında fark vardır.

Kitabın adında ölüm olmalıydı. Cenaze hizmetlerinde çalışanların hergün ölümle yüzyüze olduklarını düşündük. Kitabın adı Hergün Ölümle Yüzyüze olabilirdi. Kullanılmış mı diye internete baktık. Ölümle Yüzyüze Gelmek adlı da bir film yapılmış. Özgün adı: Faces of Death. Geçek çevirisi, Ölümün Yüzü. 1978 yapımı Amerika – Almanya ortak yapımı. Gerilim korku filmi. Aynı zamanda belgesel. Gerçek ölümü tüm çıplaklığıyla göstererek anlatıyor.

Aklımıza ayrıca, Ölümle Yüzleşmek adı geldi. Cenaze hizmetlerinde çalışanlar hergün ölümle yüzleşiyorlardı. Araştırdık. Rus kökenli, Yahudi asıllı, ABD yurttaşı psikiyatrist Irvin Yalom karşımıza çıktı. Yalom’un Ölümle Yüzleşmek adla bir kitabı vardı. Hatta tam adı, Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek’tir (Kabalcı Yayınevi, 2008). Ölümle Yüzleşme adlı bir kitap da Dr. Haydar Dümen tarafından yazılmıştır (Oku-Bil Yayınları, 2013). Onu da kenara koyduk.

Ölümle Yaşamak adı aklımıza geldi. Bu adda yazılmış bir çalışma görülmüyor. Bu ad uygun olabilir. Bu adda sadece iki şiire ulaşabildik. Biri Cafer İslah’ın. Buna benzer bir adda, Ölümü Yaşamak adlı bir kitap var. Betty J. Eadie tarafından yazılmış. Özgün adı aynı değil aslında. Özgün adı: Embraced by the Light. Tam Türkçesi, ışık tarafından kucaklanma. Form Yayınlarından 1995 yılında çıkmış (Istanbul). Çeviren Seda Palaz. Bir kadının bir bebeği evlatlık almasını anlatan öyküsüyle sosyal çalışma okurları için ilginç bir kitap olacaktır.

Ölümü Yaşamak aynı zamanda Orhan Asena’nın yazdığı bir tiyatro oyunu. İlk basımı 2000 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yapılmış. Diyarbakır Devlet Tiyatrosu 2009-2010 sezonunu Asena’nın kan davasını anlatan bu ilginç oyunu ile açmış. Bir yıl sonra oyun Istanbul Şehir Tiyatroları tarafından da sahnelenmiş. Daha sonra, 2011 yılında Mitos Boyut Yayınları tarafından basılmış. Doğu’da kan davasını trajik boyutlarıyla anlatan bu oyun da konusunun sosyal boyutu bakımından sosyal çalışma düşünürlerinin ve uygulayıcılarının ilgisini çekecektir. Bir de, Akdemir Akmut’un bir şiiri var Ölümü Yaşamak adıyla.

Başka adlar da bulunabilir. Ancak, Ölümle Çalışmak adı Nisan 2016 tarihi itibariyle internette, Google’dan girilirse, birbirinden farklı topu topu dört kaynakta geçiyor. Biri bilgisayar oyunu adı. Diğerleri köşe yazısı ve makale. Ölümle Çalışmak özgün kokuyor. Olabilir. Hatta, Ölümle Çalışmak, sosyal çalışma mesleği için bir çalışma alanını da bize sunuyor. Ölüm korkusu çeken, ölüm takıntısı olan insanlarla sosyal çalışma yapılamaz mı? Çok özel sosyal programlar geliştirilebilir. Sosyal çalışma için çok önemli bir çalışma alanı değil de nedir?

Sonuç olarak, böyle bir araştırma Türkiye’de herhalde ilktir. Böyle bir konuyu düşündükleri için; cenaze hizmetlerinde çalışanları sosyal çalışma mesleğinin ilgi alanına soktukları için; sosyal çalışmanın sınırsız çalışma alanlarına bir bilinmezi kattıkları ve böyle ilginç bir araştırmayı başarıyla sonlandırdıkları için sevgili öğrencilerim, ABC sırasıyla, Ayşen Arslan, Fatma Aşı, Gamze Baş, Dilan Can, Betül Demir, Cansu Şimşek’i kutluyor, meslek yaşamlarında da aynı duyarlıkla büyük başarılara imza atacaklarına inanıyorum.

(12 Nisan 2016, Ankara)


[1] Bu yayın: ARSLAN, Ayşen; Betül DEMİR; Cansu ŞİMŞEK; Dilan CAN; Fatma AŞI; Gamze BAŞ, 2016, Ölümle Çalışmak – Cenaze Hizmetlerinde Çalışanların Sosyal İlişkileri, Ankara: SABEV Yayınları.

You may also like...

Bir cevap yazın