BİR DÖNEMİN ÇÖPTEN ÇIKAN ÖYKÜSÜ


İlhan Tomanbay

İşyerimde bir arkadaşım elinde orta boy bir karton kutu ile odama girdi. Birşey söylemeden elindeki kutudan çeşitli kitaplar, dergiler, gazeteler çıkararak masanın üzerine sermeye başladı. Heyecanlıydı. Ne oldu, dedim. Bak, neler buldum dedi. Çıkan kitapların ilk gözüme çarpan özellikleri çok eski tarihli olmalarıydı. Sorarcasına baktığımı anlamış olmalı ki; “Birileri çöpe atıyordu bunları, hem de öğle vakti, dedi; gittim, kendilerinden izin alarak topladım attığı kitapları, koydum kutuya, buraya getirdim. İçim elvermedi bu kitapların atılmasına.”[*]

Olay benim için daha da ilginçleşmişti. Birkaç kadınmış kitapları çöpe atanlar. O apartmanın kapıcıları olabilir mi diye sordu? Yoksa bir evi temizlemeye gelen kadınlar mıydı? Kimin kitaplarını çöpe atıyorlardı? Kitaplar kimindi? Kitapların sahibinin kitapların çöpe atılmasından haberi var mıydı? Yoksa o mu attırıyordu kitapları? Yoksa, yoksa, arkasından bir temizlik mi yapılıyordu?… Yorum aradık, anlayamadık.

Dostum kitapları ricam üzerine masada bıraktı gitti. İncelemeye başladım. 1930’lu, 40’lı yılların kitaplarıydı. Şimdi arasak bulamazdık bu baskıları ve bu kitapları. Yazayım, hiçdeğilse bir tarihi kesiti masaya bırakayım istedim. Bir küçük kesitcik de olsa, konu ile ilgilenenlerin bilgilerine sunulsa yarar sağlayabilirdi. Yazı makinemi açtım.

Bir dönemin roman kitapları bunlar. Bir dönemin öykü, roman anlayışını, bir dönemin edebiyat kültürünü yansıtıyorlardı. Araştırmada hani, çeşitli yöntemsel tekniklerle evren içinden denenceler seçilir ya? Öyle görmek istedim, rassal örnekleme tekniği denir buna, bir tarihsel kesitte, 2006 yılında, bir çöp konteynerine atılan rastgele atılmış kitapların bir örneklem grubu oluşturduğunu düşündüm. Bu zaman ve rassal örneklem kesitinden bir çalışma yapmak istedim. Kitaplık araştırması? Olmaz mı? Olur. İncelenirse içlerinden neler çıkar bir döneme deygin! Arkadaşımdan izin istedim. Bir süre bende kalmalıydılar. Verdi sağolsun. Aslında epeyce de kaldı. İnceledim ve yazdım bu satırları.

İlk elime gelen “Akagündüz”ün “Çapraz Delikanlı” adlı romanıydı. Semih Lütfi Erciyas: Sühulet Kitabevi. Istanbul. Semih Lütfi’nin ucuz romanlar serisi: 3. Güven Basımevi. Kapakta Akagündüz, iç kapakta Aka Gündüz yazıyor. Basım yılı yok. Ancak internetten öğreniyoruz ki bu romanın yazılış tarihi 1938’dir (http://tr.wikipedia.org/wiki/Aka_G%C3%BCnd%C3%BCz (Erişim: 13 04 2013). “Fiatı 35, Ciltlisi 60 Kuruş”. Aka Gündüz’ün bu aşk romanını Ankara’da yazdığını öğreniyoruz. 14 yıl Ankara milletvekili olarak görev yaptığı dönemde yazdığı büyük bir olasılıktır. Ölüm yeri de Ankara’dır (1958).

Asıl adı kimi kaynaklara göre Hüseyin Avni Finci (agy) kimi kaynaklara göre Enis Avni (http://www.bilgicix.com/2011/05/aka-gunduz-enis-avni-1885-1958-hakkinda-bilgi/), olan ve Aka Gündüz adını Ömer Seyfettin’in taktığı bir dönemin önemli romancısı Aka Gündüz’ün adı kapakta; yukarıda yazdığım gibi bitişik. Oysa iç kapakta, bu paragrafta yazdığım gibi ayrı yazılmış. Bunun açıklamasını yapanlar mutlaka olacaktır. Yoksa sadece bir kapak yazım yanlışlığı mı? Bilemiyorum.

Daha çok gazetecilik yönüyle tanınan Naci Sadullah (Naci Sadullah Daniş) tarafından yazılmış “Günah Gönüllüleri” romanı çöpe atılmak zorunda kalınan bir başka kitap. Semih Lütfi’nin Ucuz Romanlar Serisi: 2. Yeşil cilt bezi ile ciltlenmiş, üzeri kara harflerle baskılı ciltli bir kitap bu. Semih Lütfi Erciyas: Sühulet Kitabevi. Istanbul. 1937. Fiatı 50 kuruş.

Günah Gönüllüleri şu tümceyle başlıyor: “Artık bambaşka bir insan olmak lâzım. Eski fena itiyatlarımı, eski fena iptilâlarımı, eskimiş birer esbap gibi mazi denilen karanlık sandık odasının bir köşesine fırlatmalıyım.” Tipik bir Cumhuriyet’in ilk dönemlerini anlatan roman tümcesi. Edebi, kıvrak ve yalın…

Bu düzgün tümceli, gündelik yaşamı romanlaştıran Istanbul romanı şu paragrafla sona eriyor. “Onu kurtaracağını umduğum tesadüfü boşuna bekledim. Ve o sıralarda bir gün Celâlin, Hicranın konser verdiği tiyatro perdesinde ciğerlerini kusarak öldüğünü duydum!”

Aynı kitabın son sayfasında zamanın önemli yazarlarının kitaplarının tanıtımları var. Bugünün edebiyatseverleri için 1937 yılında yazılmış romanlar ve yazarları konusunda ufak bir ışık olması için buraya almak istiyorum. Atatürk’ün ölümünden bir yıl öncesinin, bir başka deyişle Atatürk’ün Cumhuriyet döneminin yazınsal üretimleridir bunlar: “Akagündüzün Romanları: Bu toprağın kızları, Onların romanı, Üç kızın hikâyesi, Kokain – Ben öldürmedim, Aysel. Mahmut Yesarinin Romanları: Bahçemde bir gül açtı, Su sinekleri, Ölümü [Herhalde ölümün olacak] gözleri, Kalbimin suçu, Kırlangıçlar. Reşat Enisin Romanları: Gonk Vurdu, Kanun Namına, Gece konuştuk. Esat Mahmudun Romanları: Son gece, Allaha ısmarladık, Ölünceye kadar, Dağları bekleyen kız, Çölde bir İstanbul kızı. Ercüment Ekremin Romanları: Papel oğlu, Meşhedi Aslan Peşinde, Kodaman. Peyami Safanın Romanları: Fatih – Harbiye, Bir tereddüdün Romanı. Server Bedinin Romanları: Hep senin için, Sabahsız geceler, Sinema delisi kız, Çalışan gönül, Cingöz Recainin maceraları. Nazım Hikmetin eserleri: Kafatası, Benerci kendini niçin öldürdü. Son Devrin mehşur şair ve Edipleri serisinden neşr olunanlar. Faruk Nafiz, Tevfik Fikret, Reşat Nuri, Akagündüz, Abdülhak Hamit, Ahmet Haşim, Ahmet Rasim, Ahmet Refik, M. Turhan Tan, Peyami Safa, Süleyman Nazif, Samih Rifat”[†]. O dönemin güncel romanlarıdır bunlar.

Adı pek duyulmamış bir kişilik: Turgut Ziya Denizeri. Romanının adı: “Görmek İstiyorum!” Basım yılı: 1943. Hızal Kitabevi. İzmit. “Hızal Neşriyatı Seri-Bir. Fiyatı 100 Kuruştur”. Ne bu yazarın adını duymuşluğum oldu, ne kitabının, ne yayınevinin… Bu kitabın iç kapağının üst orta yerine dolmakelemle önadı S. soyadı da D harfi ile başlayan ama belirli bir ad okunamayan bir imza atılmış. Kimin imzası? Tarihe gizlenmiş. Kitabın arka kapağının da bir köşesine alışılmış dışı olarak elyazısı ile Seyit İsmet, altına Ali Rıza Yiğitbaşıoğlu yazılmış ve altına bir tarih atılmış: Varna. Altı çizili ve çizginin altında: 1945-46.

Kitabın iç kapak sayfasının arkasından gelen sayfanın ortasında bir özlü söz var: “Tesadüfler Olmasaydı, İnsanlar ne Saadete Kavuşur, ne de Felaketlere Sürüklenirdi.” T.Z.D. Aynı yaprağın arkasında da şu kısa yazı var: “Göstermiş olduğunuz büyük alâka; bizde yeni hizmetlerde bulunmak arzusunu kamçıladı. Size, dolayısile Memlekete faideli olmak düşüncesi ile yepyeni bir hayata atılıyoruz… Büyük maddi fedakârlıklarımız sizi tatmin edebilmek içindir. Alâkanız tuttuğumuz yolda daha kuvvetle yürümek hızını verecektir. Bu işte en büyük arzumuz okurlarımızın isteğidir. Hız’al Kitabevi.”

Öyle görünüyor ki, Cumhuriyet 20. Yılında giderek artan sayıda yerli romancıları ve romanları ile gün günden gelişme göstermiş, bunda çölde vaha arayan Cumhuriyet okuyucusunun isteği de rol oynamıştır.

Kırmızı çerçeveli, içinde beş insan başı, ortada bir kaplan ve altında dumanı tüten bir tabanca resmedilmiş kapak ile küçük boy bir başka kitap: “Yeşil Elmalar”. “Yenlap neşriyatı. 25 Kuruş. No: 11. İç kapak: Yenlap Roman Neşriyat Serisi No. 11. Dünyanın en meşhur on iki muharririnin müşterek romanı.” “Aşk, ihtiras, macera. korku, heyecan, ruh tahlili romanı”. “–Bu romanın Türkiyede neşir ve tabı hakkı Yenlap firmasına aittir. Tercüme ve iktibas hakları kanunen mahfuzdur.-“ “Yenlap Neşriyatı”.

“Pencereden aşağı baktım. Orada, tam kapının önünde yeşil bir kadın şapkası gördüm.” diye başlayan kitabın basım yılı yok. Hatta yazarı yok. Unutuldu mu? Hayır. Çünkü arka kapakta “Yenlap Roman Serisi”nden “Çıkan romanlar” sıralanmış. İlk 10 kitabın adı ve yanlarında yazarlarının… Belirteyim: “1- Amerikaya Kaçırılan Türk Kızı İ. Fahreddin. 1- Sevgim ve Istırabım 3cü tabı M. Kâmil. 2- Dikenli Çit Cahit Uçuk. 2- Bu Kalb Duracak 2 nci tabı M. Kâmil. 3- Yakut Yüzük Mahmut Yesari. 3- Dinmez Ağrı M. Kâmil. 4- Hayatın İntikamı Pol Burje. 4- Bir Çalgıcının Seyahatı Ter. [Tercüme] K. Tahir. 9- Sevenler Yolu Bürhan Cahid. 10- Sonsuz Gece Muazzez Tahsin. 11- Yeşil Elmalar ? ? ?”. Gördünüz mü? 11. Kitap Yeşil Elmalar verilmiş ama bir tek o kitabın yazar hanesinde yanyana üç soru imi yeralıyor. Yazar belirtilmek istenmemiş. O zaman üç soru imi var ama artık biliniyor romanın yazarının Nazım Hikmet olduğu… Romanın dili zaten yazarını yansıtıyor. O zamana göre temiz bir Türkçe ve çok akıcı bir dil. Nazım Hikmet’in ekonomik nedenlerle romanlar yazdığı ve ancak yayıncıların onun adını yazmak istemediğini biliyoruz. İhsan Koza takma adıyla romanlarının yayınlandığını biliyordum, ama yazar yerine soru imiyle yayınlanan kitabı olduğunu bana bu kitap öğretti. (Ek bilgi olsun: Nazım Hikmet’in Zümrüt adlı romanı (ve Nazım kokan başka romanlar) İhsan Koza adıyla yayınlanmıştır. Zümrüt ve Senede Bir Gün gibi romanlar halen az da olsa tartışma konusudur, ancak yeşil elmaların onun yapıtı olduğu yönünde kuşku bile yoktur. Soru imleri bunu tanıtlar.) Fiyatı yerinde 25 yazıyor sadece.

Gene böyle, sırtı sararmış ve kirlenmiş aynı kahverengi bez, ön ve arka yüzleri dalgalı yeşil kağıt bir başka ciltli kitabın arka kapağında “Fiatı 165 kuruş” yazısı basılmış. Ve ön kapakta yine sadece kitabın adı yazılı: “Yakılacak Kitap”. İç kapaktan: “Etem İzzet Benice. Roman. Üçüncü basılış. 18 inci bin. İnkılap Kitabevi. İstanbul, Ankara Caddesi No. 155.” Tan Basımevinde basılmış. Zamanın meşhur, Tan Gazetesi nedeniyle baskına uğrayarak talan edilen (1945) ve bu yolla yazarlardan ve kitaplardan öc çıkartılan basımevi bu… Kitap zamanın meşhur ve çok yankı yapmış kitaplarından biri. Bu, 1942 yılında basılan kitabın iç kapağında 3. Baskıda 18 inci bin kitabın basıldığı yazılı. Daha da devamı gelecek yıllar içinde…

Bugün hala çok tanınmış bir romancının adı çöpten alınan bir kitabın kapağında: Halid Ziya Uşaklıgil. “Bir Acı Hikaye” adlı kalın romanı (309 sayfa). Gene kapaktan: “Muharririn “Kırk Yıl” ile “Saray ve ötesi” kitablarının devamı demek olan bu eser birçok tarihi vak’alara temas etmekle beraber oğlu Halid Vedadın hayatını ve akıbetini tasvir eden bir acı hikayedir.” “Naşiri: Hilmi Kitabevi. İstanbul – Ankara Caddesi No. 62”. Yıl: 1942. Fiatı 150 kuruş. Uluslararası yolculuklarla, farklı kültürler içinde yaşanan serüvenlerle varsıllaştırılmış bir roman. Bizzat yazarının, bu roman bir sanat eseri değildir, ilgisi yok, bu roman, sadeliğinin içinden çıkan fecaatle değer kazanıyor anlamında değerlendirdiği roman gerçekten bir baba için feci olaylar zinciri içinde süregidiyor.

Bir başka ince bir roman mavi karton kapak içinde Hayrettin Ziya’nın “Kahpenin Aşkı” romanı. “Semih Lütfi Matbaası Suhulet Kütüpanesi”. “Suhulet Kütüpanesi” adı anılarıma yeretmiş. Bir zamanlar güzel romanlar yayınlayarak tanınmıştı. Ne yazıktır ki bu kitapta basım yılı yazılmamış. İnternetten araştırdım. Suhulet Kütüphanesinden yayınlanmış ve internette bulunan birkaç kitap 1932, 1934 yıllarını taşıyor. Bu romanın da o yıllarda yayınlandığını düşünebiliriz. “Fiyatı 35 kuruştur”. Gene ölümle biten ve ama son tümcelerinde yaşamın felaketler üzerine kurulu olduğunu söyleyerek yaşam umudu aşılayarak biten bir aşk romanı…

Bu romanı 1957 yılında çevrilmiş ve Sadri Alışık ile Altan Karındaş’ın akıllardan çıkmayan romantik dram filmi “Kahpenin Aşkı” ile karıştırmayınız. O filmin senaryosu Kemal Tözem’e aitti. Hayrettin Ziya’nın romanıyla konu olarak ilgisi yoktur.

Kitabın arka yüzünde “Suhulet Kütüpanesi Roman Neşriyatı” başlığı altında Peyami Safa, Server Bedi, Aka Gündüz, E. Ekrem, Etem İzzet, Mahmut Yesari, Uşakizade Halit Ziya [Halit Ziya Uşaklıgil] Necmettin Halil, Hayrettin Ziya, E. Mahmut [Karakurt], Vâ-Nu [Vâla Nurettin], Yusuf Ziya, Mehmet Rauf, Reşat Enis, Fikret Adil, Yusuf Osman, Gûney Halim, Şukûfe Nihal, Mebrure Sami, Hayriye Melek, Suat Derviş, Reşat Nuri [Güntekin], Saffet Nezihi, İbrahim Alâettin, Mecdi Sadrettin, F. Celâlettin, Mehmet Sedat, Mehmet Ali, Naime, Cemal, Haşim Sami, Azmi Muhittin, Selâmi İzzet, Tolstoy [Tek yabancı yazar. Rus.], Necip Fazıl [Kısakürek]romanları ve öyküleri var. Onun altında aynı yayınevi tarafından basılmış şiir kitaplarının listesi. Şairler: Faruk Nafiz, A. Haşim, Necmettin Halil, Necip Fazıl, Behçet Kemal, N. Hikmet, Cahit Sıtkı, Salih Zeki, Reşat Feyzi, Orhan Seyfi, İsmail Safa, İ. Alâettin, M. Hayret, Yusuf Ziya, Sadettin Nüzhet, Haşim Veli.

Kuşkusuz başkaları da var aynı tarihlere rastlayan, ancak 1930’lu yılların romancıları ve şairleri, şiir kitapları yazarları ortalama sıralamayla bu adlar. Bunlardan kaçı ve hangileri bugüne kaldı diye düşünmek isteyenler için verdim bu listeyi…

Bir başka ince roman: “Özlem”. Yazar: Rıza Polat. Bu Rıza Polat Akkoyunlu mudur? Meşhur Nokta Noktam şairi? O mudur? Kitap 1943 yılında Ankara’da basılmış. İnce kirli al bir karton kapak. Arkasında yazılı fiyat: “100 Kuruş” ile “Recep Ulusoğlu Basımevi – Ankara”.

Romanın adı Özlem bir genç bayanın adı aslında. Roman Özlem’e mektupla; “Özlem, bilmem bu satırlarda beni bulabilecek misin? Aradan altı yıl geçti.” satırlarıyla başlıyor. Rıza Polat Akkoyunlu da Ankara’da asker ve özlemlerini yazan bir şair. Bu roman onun romanı olabilir. Üstelik romanın içine serpiştirilmiş divan ve halk şiirleri biçiminde şiirler de var. Romanın anlatımı da şiirsel, romantik, özlem dolu… Odur, evet!

“Ankara: 15 Nisan 1943” tarihi düşülerek bitirilmiş roman. Yazım tarihi… Ayrıca, romanın ilk iç kapağı üzerine ortadan yazılmış bir yazı: “Je suis moi-méme la matiére de mon livre. Montaigne” Altında Türkçe açıklaması: “Kitabımın mevzuu ben kendimim.” Bu satırların üzerine dolmakalemle yazılmış notlar: “9.11.1943”. Altında bir çizgi ve çizginin altında: “Ankara. İsmet” ve imzası. İmzada Yiğitbaşıoğlu okunuyor. Gene aynı not: “T.M.C. Lisesi hatırası” ve altında okunamayan bir imza. İkinci sayfada gene ortalanmış bir basılı yazı: “Tarak bile bin parça olmadan sevgilinin saçlarının teline dokunamadı. Hayyam.”

Sırtı sararmış ve kirlenmiş kahverengi bez, ön ve arka yüzleri işlemeli yeşil kağıt ciltli bir kitabın kapağında sadece kitabın adı yazılı. “Bakir Adam”. Diğer bilgiler iç kapakta. “Şarktan Garptan Seçme Eserler: 29-30”. “Marcel Prevost”. “Bakir Adam”. “Tercüme eden: Mihri Geray”. Cilt kapağının arkasında fiyat ve hiçbir yazı yok. Belki de kitabın bir de cilt koruyucu kapağı vardı, kim bilir? Bu yabancı romanı Türkçe’ye kazandıran Muallim Ahmet Halit Kitabevi. İstanbul. 1942.

Bir başka yabancı romanın Türkçe çevirisi “Arzdan Aya Seyahat” adıyla yayınlanmış. Çok uzun yıllar yayın yaşamını sürdürmüş Kanaat Kitabevinden bir kitap bu. “Jules Verne’den tercüme eden Fehmi Baldaş”. Kitabın yayın tarihi yazılmamıştır. “Ahmet Sait Basımevi”. “Fiyatı 50 kuruştur”. Kapağın tam ortasındaki, yayınevinin simgesi olan kurt başının altında küçük harflerle yazıldığı gibi, “20 resmi ihtiva etmektedir.” Resimler kara kalem olup yabancı yayından alınma, özgün resimlerdir.

Uzun bir dönem Türk kültürüne hizmet etmiş Kanaat Kitabevinin diğer yayınları da bu kitabın arka kapağında dizili duruyor. Ankara Kütüphanesi başlığı altında yayınlanmış kitaplar şunlar: “I. Robenson Krüzoe. II. Büyük Avrupa Anketi. III. Doktor Moro’nun Adası. IV. Büyük Petro. V. Esrarlı Ada : Hava Kahramanları. VI. Fen Bilgilsinin Faydaları. VII. Kandid. VIII. Goril Avcıları. IX. Ve X. Timur Devrinde Kadis’ten Semerkant’a Seyahat. XI. Deniz’in Hücumu. XII. Kolonel Şaber. XIII: Bekârlık ve Evlilik Bilgisi ve Öğütleri. XIV. Esrarlı Ada: Yalnız yaşıyan Adam. XV. Atatürk. XVI. Define Adası. XVII. Mercan Adası. XVIII. Esrarlı Ada: Adanın Sırrı. XIX. İnsan ve Totaliter Devlet. XX. Ay Etrafında Seyahat. XXI. Kemalist Rejimde Öğretim ve Eğitim. XXII. Edebiyatçılar Geçiyor. XXIII. Atalar Sözü. XXIV. Anadoluda Yol Notları. XXV. Makber. Abdülhak Hamit.” XXVI. Kitap da Arzdan Aya Seyahat.

Kanaat Kitabevinde bu dizi 1930’lu yılların sonlarında çıktığı internet incelemelerinden anlaşılmaktadır. Bu kitaptan iki önce çıkan kitap 1939 yılında yayınlanmış olduğuna göre Arzdan Aya Seyahat 1939 ya da 1940 yılında yayınlanmış olması gerektir. 1940 yılında yerli romanların yanında yabancı romanların da Türk kültür yaşamına özel yayınevleri tarafından sokulmakta olduğunu yukarıdaki listeden anlayabiliriz.

Yerli ve yabancı romanların yanısıra gene yerli ve yabancı önemli kişiliklerin, tanıtıldığı ya da romanlaştırıldığı kitaplar da çıkmış o yıllarda. Roman olarak biri “En Meşhur Türk Pehlivanları. Kele Aliço”. Yazan: M. Sami Karayel. Ahmet Halit Kitabevi. No. 1. Istanbul Muallim Ahmet Halit Kitabevi. 1941. “Tanesi 30 Kuruş”.

Kitabın imzasız “İki Söz”ünde (Önsöz) Türk pehlivanları hakkında kitaplar yayınlanmayı düşündükleri, bunun için eski bir pehlivan olan “şöhretli sporcumuz” (diye yazıyor) Sami Karayel’e on kitap hazırlamasını rica ettikleri yazılıdır. Kel Aliço bu dizinin ilk kitabıdır. Arkasından “Koca Yusuf”, “Akkoyunlu Kazakçı Kara Bekir”, “Çolak Molla” kitapları da çıkmış.

Kitabın arka kapağından da öğreniyoruz ki Sami Karayel’in “Kılıçaslan” adlı bir başka kitabının yanısıra, “Çöl Vahşileri”, “Yamyamlar Arasında”, “Küp Cadısı”, “Sıhhi ve Terbiyevi Jimnastik”, “Kadınlara Beden Terbiyesi”, “İzci Rehberi”, “İzci” adlarında “tercüme” (çeviri) kitapları da varmış. Bunların da aynı yayınevinden çıktığı görülüyor.

Bu kitapların yazarı Mehmet Sami Karayel zamanın Türkçü düşünürlerinden… Türkleri ve Türkçülüğü öne çıkaran kitaplarıyla zamanında büyük ün yapmış biri. Ve kayıtlara göre Türkiye’ye izciliği getiren ve tanıtanlardan. İlk Türk izcilerinden…

“Yiğitler Konuşuyor! kahramanlık menkıbeleri. Gaziantep, Maraş, Hatay, Mardin”. Yazar: Ali Enver Toksoy. İB. İbrahim Berkalp Kitabevi. Ankara. 1944. Fiyatı 100 Kuruş. Bu adı daha önce duymamıştım.

“Mühim bir kısmı” Istanbul gazetelerinde çıkmış olan menkıbeleri “Yiğitler Konuşuyor” adı altında toplayarak bu kitabı oluşturmuş. Güney Anadolu’yu milli mücadele günlerinde “eşsiz ve kahraman müdafaalardan müstesna örnekler” verilen bir ikinci kitabı da yazmakta olduğunu “Ön Söz”den öğreniyoruz.

Bu iki kitap gibi, ancak bu kez yabancı hükümdarları tanıtan, onların anılarından oluşmuş bir kitap bu kez okuyucuya yabancı tarihi sunuyor. “Hususi Hayatlarında Hükümdarlar” adlı orta boy, sarı kapaklı ve ince dizgili bu kitap “Yedigün Neşriyatı” idi. Üstünde yazar olarak, “E. Berksoy’dan nakleden Hüseyin Cahit Yalçın” yazıyordu. Ve maalesef üzerinde yayın yılı ya da tarihi bulunmuyordu. 125 Kuruş. Hüseyin Cahit Yalçın (1875-1957) fırtınalı siyasal yaşamı süresince elle kadar yabancı kitabı Türkçe’ye kazandırdı (http://www.edebiyatogretmeni.net/huseyin_cahit_yalcin.htm). Bu da onlardan biridir.

Söylemeden edemeyeceğim. Aynı kitabın sararmış sayfaları arasında tek bir ince zarif bir çiçek yaprağı kurusu duruyordu. Hangi yüreğin, hangi, duygunun saklanmışıydı, bilinmez.

Çöpten kurtarılan kitaplar arasında tarihsel romanlar da var. Bunlardan biri “Kanlı Gömlek”tir. Kalın bir kitap. Yazan: Ömer Rıza Doğrul. Kapakta sadece bu iki bilgi var. İç kapakta, ayrıca: “İslam Tarihinin Büyük Vakaları”. İstanbul. “İlmi Eserler Kütüphanesi Neşriyatı”. “1362 – 1944”. “Fiyatı 250 kuruştur”. Kalın. İnce dizili 864 sayfa.

Arka kapaktan: “Kanlı Gömlek, İslam Tarihinin en feci vak’alarını tasvir eden bu şaheserin mevzu: Hazreti Osmanı nasıl şehid etdiler? – ilk Yahudi dinmelerinin kurdukları gizli ve yıkıcı cemiyet – Bu cemiyetin İslam arasında çıkardığı büyük fitneler – Hazreti Osmanın Şam sokaklarında dolaştırılan kanlı gömleği – Hazreti Ali ile Hazreti Ayşe ve muaviye arasında vuku bulan kanlı muharebeler.”

Bir başka tarihsel roman, hakkında çok yazılar, kitaplar yazılmış olan Cem Sultan’ın yaşamı ile ilgili. M. Turhan Tan tarafından yazılmış. Bugün hala varlığını sürdüren “Istanbul Remzi Kitabevi” tarafından 1948 yılında yayınlanmış. O tarihte ikinci baskısı yapılmış. Bu “ikinci basılış”.303 sayfa. Romanın sonunda yapıtın yazıldığı tarih olarak 4 Mayıs 933 notu düşülmüş.

Bunun dışında asıl adı Mehmet Samih Fethi olan M. Turhan Tan popüler tarih romanları alanında ilklerdendir. 20’nin üzerinde romanı vardır ve bunların tamamına yakını tarihsel kişiliklerin yaşamlarının romanlaştırıldığı kitaplardır.

Cem Sultan’ın romanı ilk bölümde “Fatihin Ölümü” ile başlıyor. Sonra Yavuz Sultan Selim dönemi ve Cem Sultan’ın aşklarıyla acıklı sonu bir romana havasında anlatılıyor.

Kitabın arasından iki sararmış kağıt çıktı. Biti A4’ten farklı boyutta bir dörde katlanmış kağıt. Dörtte bir küçülen kâğıdın dörtte bir yüzüne yazılmış inci gibi satırlarla bir yazı: “13 Aralık 1950. Sayın Öğretmen, Okulunuzun I M talebelerinden oğlum 3064 No’lu Erhan Yiğitbaşıoğlu rahatsız olduğu için 12 Aralık Salı günü okula gönderilmemiştir. Saygılarımla bildiririm. Babası A. Yiğitbaşıoğlu [ve imzası].” Çok düzgün, çok okunaklı ve yazım yanlışı birtek bile olmayan, eskilerin deyişiyle selis bir yazı. Ben bu yazıyı saklayacağım.

Öteki kâğıt sararmış, çizgili bir defter kağıdının ortasından koparılmış iki yaprak. Her sayfada solda yukarıdan aşağıya al bir çizgi var. Öğrencinin sayfanın en soluna gitmemesi biraz içerden yazmaya başlamasının sağlanması için. Önemliydi eskiden böyle şeyler.

Gene çok güzel, düzgün, özenli bir yazı ile ve dolmakalemle yazılmış bir sayfayı aşağı yukarı dolduran bir yazı: “Günerciğim, Bana bu gün Silva Berbi’nin ve Sultana’nın Chimie ve Algebra defterlerini Sezerle gönderebilir misin? Science’dan da ne verdiğini yazıver. Siz ne yaptınız, Sosyoloji nasıl geçti? Meie cousoello benim için bir şey dedi mi? Bağırdı mı? Benim ateşim 37.5’da devam ediyor. Tabii evden bırakmıyorlar. Cumarteside gelemeyeceğim galiba. İnşallah Pazartesiye. Arkadaşlara selam. Silvia’nın senin gözlerinden öperim. Çok teşekkürler, iyi muvaffakiyetler!!” Altında okunamaz bir imza.

Dört yaprağın son yüzünde de kurşunkalemle çizilmiş çok düzgün bir gençkız resmi. Dalgalı uzun etek. İrice bir çıplak ayak. Arkasında iki melek kanadı. Sayfanın sol kenarında yukarından aşağıya al çizgi üzerine gene kurşunkalemle çizilmiş çiçek desenli bir su. Sayfanın altına karalanmış, zor okunur karmaşık yazı ve imzalar arasında okunabilen bir yazı: “Bu Güner Avcı. ”Ayrıca: “Bayan Meral Cebe, Bayan Güner Avcı” yazıları… Bu duygu yüklü kağıt da sakladığım anılar arasında kalacak.

Bir başka kitap 1941 basımı (İkinci Basılış) ve bugün adını kimsenin tanımadığı Istanbul Muallim Ahmet Halit Kitabevi “neşriyatı” idi. Zamanın meşhur İranlı düşünür ve şair Şeyh Sadi Şirazi yapıtı idi ve Kilisli Rıfat tarafından “tercüme edilmişti”: Gülistan. Zamanında ne meşhur bir kitaptı. “Şarktan Garptan Seçme Eserler: 9” dizisinden idi. Tanesi 50, Ciltlisi 85 Kuruştu.

Elimdeki son kitap “Adana Avukatlarından Hasan Basri Erk” tarafından hazırlanmış “Vecizeler, Güzel Sözler (Anthologie de Maximes Orientales et Occidentales)” adlı bir kalın kitap. 479 sayfa. Al sırtlı kağıt kaplama sağlam ciltli bir kitap. Basım yılı: 1959. Üzerinde “Birinci Kitap” yazıyor. İkincisi de çıktı mı acaba?

İç kapakta yazar adının altında parantez içinde (Eski Hakimlerden) ibaresi de okunduğuna göre Erk bu çalışmayı emekliliğinde yapmış. “Kitabın telif ve iktibas hakları mahfuzdur. 5846 sayılı ve 5/12/951 tarihli (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu)nun hükümleri gereğince müellifin müsaadesi olmadan, kitabın ismi zikredilmeden hiçbir yazı alınamaz… Ve devamla. Tous droitsde reproduction, de traduction et d’adaptation réservés pour tous les pays” yazıları da ikinci arka sayfada yeralmış. Kitabın basım yeri hakkında bir bilgi yok. Sadece kitabın sırtında Adana. Posta Kutusu 244 yazılı. Öyle görülüyor ki Erk kitaplarını kendi basmış ve kendi satmıştır. Ancak elimdeki kitabın kapağı aynı yıllarda basılan Kanaat Kitabevi kitaplarının klişe kapağına çok benzetilmiş. Kanaat Kitabevi yayınlarında görülen mizanpaja çok benzer bir kapak. Kanaat’te ortada al renkte bir kurt başı, bu kitapta ortada al renkte, aynı tarz çizgi tekniği ile yapılmış bir yanar meşale ve onu tutan bir el var. Kitap adı karakterleri aynı, gibi…

“Ön Söz”ün sonunda gördüğümüz “Kadıköy : 26/7/959, Hasan Basri Erk (Eski Hakimlerden)” notuyla yazarın Adana’da hakimlik yaptıktan ve emekli olduktan sonra Istanbul’a göçtüğünü ve orada avukatlığa başladığını çıkarıyoruz.

Çöpten alınan kitaplar arasında bir tane de “Dünyada Her Ay” adlı bir dergi var. Ben bunu hiç görmemiştim. Mizanpaj ve görünüm olarak aynı “Bütün Dünya” dergisi gibi. Biliyorsunuz, Bütün Dünya dergisi ABD’de çok yıllar öncesinden çıkmaya başlayan “Readers Digest” dergisinin Türkiye modeli olarak 1948 yılının Şubat ayında yayın yaşamına girmişti. Zaman zaman yayını kesintiye uğrayan dergi Ekim 1959’da 1. Sayı ile yeniden yayınlanmaya başladı ve Ağustos 2000’den başlayarak Başkent Üniversitesinin güncel dergisi olarak yayınlanıyor. Türkiye’de satışı çok yüksek olmayan, ancak kültür yaşamında büyük izler bırakan bu derginin bir kopyası sanki “Dünyada Her Ay” dergisi. Bütün Dünya dergisinin Türkiye’nin o günlerinde büyük ilgi ile karşılanması üzerine ondan tam bir yıl sonra, Ocak 1949’da Dünyada Her Ay dergisi onun benzer tipi ve içeriğiyle yayınlanamaya başlamış. Bütün Dünya’yı uzun süre Nebioğlu Yayınevi çıkartmıştı, Dünyada Her Ay’ı da Ülkü Yayınları başlatmış.

Dünyada Her Ay, diğer sayılarını bilemiyorum ama ilk sayısında “Dünya Basınında Her Ay Çıkan Seçme Yazılar”ı Türkçe’ye çevirerek yayınlıyor. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın dergi ve gazetelerinde yayınlanmış ilginç yazılar dergiye girmiş. Orta boy, 91 sayfa ve “50 Krş.”

SONUÇ

Kaza ile karşılaşılan ve tekrar kazanılan kitapları tasnif ettiğimizde şunu söyleyebiliriz. Bir tarih kesitinin belgesi olan buluntu kitaplar aşağıdaki kategoriye ayrılabilir.

  1. Cumhuriyet döneminde yazılan yerli romanlar (Yakılacak Kitap, Görmek İstiyorum, Günah Gönüllüleri, Çapraz Delikanlı, Bir Acı Hikaye, Kahpenin Aşkı, Özlem, Yeşil Elmalar.)
  2. Tarihsel romanlar (Hususi Hayatlarında Hükümdarlar; Yiğitler Konuşuyor; Kel Aliço; Kanlı Gömlek, Cem Sultan)
  3. Yaşamöyküleri (Yiğitler Konuşuyor; Kel Aliço; Kanlı Gömlek, Cem Sultan)
  4. Çeviri kitaplar (Arzdan Aya Seyahat; Bâkir Adam)
  5. Düşünce kitapları (Gülistan; Vecizeler, Güzel Sözler)

Bu kitapların birkısmı İkinci Dünya Savaşı sırasında basılmış. Savaş sırasında savaşa sokulmamak için özel özen gösterilmiş bir Türkiye’nin kültürel ataklarıdır bunlar. Savaş saldırganlığı yapmamış bir dönemin kültürel alanda yaptığı güzel atışlardır bunlar. İlginçtir, hatta elindeki kitaplarda ne savaş çığırtkanlığı, ne savaş anlatımı, ne savaşla ilgili eski deyişler “hamaset” yani yiğitlik edebiyatı vardır. Savaş döneminde kültürel gelişme gösteren bir Türkiye’nin göstergeleridir bu kitaplar. Sanki dışarda bir savaş yok. Hatta Türk yiğitleri ve yiğitliğini konu edinmiş kitaplar bile yazıldıkları ve basıldıkları günü çağrıştıran anlatımlardan çok uzak. Daha çok yazılan kişilerin yiğitlik anıları çerçevesinde kalmış. Ya buna özel özen göstermişler ya da o tarihler Türkiye’nin içinde dünya savaşı atmosferi fazla yaygınlaştırılmamış…

Bir başka ileti: Türk ve İslam tarihinin ciddi belgelerle aydınlatılma gereksinimi ve heyecanı… Kurtuluş savaşını yapan yiğitlerin yaşamöyküleri, pehlivanlarımızın yaşamları ve İslam ulularının yaşamları… Ömer Rıza Doğrul, İslam aleminde kurulan gizli ve yıkıcı bir örgütün romanının son paragrafında diyor ki: “İslâm aleminde kurulan diğer gizli ve yıkıcı cemiyetlerin mahiyetine gelince bunlara ait incelemelerimiz bu yolda yazdığımız ve bastırmakta olduğumuz diğer eserlerde görülecektir.”

Bu kitaplar bize bir şey daha söylemekte: Romanlar genellikle, Atatürk’ün çizdiği modern Türkiye’nin özlemi ya da etkisi ile yazılmış romanlar. Buna o dönemlerde haklı bir temelde geliştirilen Batı hayranlığı da eklenmelidir. Bakınız: Sokakta bulunan yeşil kadın şapkası… Amerikaya kaçırılan Türk kızı… Bir başka romanda “Bülend Amerika’ya, Vedad Berlin’e gidecek”… Vedad bir başka bölümde “Lausanne”de. Sefirin üzüntüleri, Elçinin vekile mektupları… İsviçre’de bir cevelân, Arabaşlıklarda ve roman içinde geçen Fransızca ve Almanca sözcükler… İngilizce öğrenme çabaları… Romancıların hayalleri Batı dünyası ile kurgulanmış. Cumhuriyet’in tarihsel gelişim aşaması hükmünü başarıyla yürütüyor.

Kitabın sahibi, belli ki bu kitapları özenle satınalmış, yıpranıklıklarından belli ki mutlaka okumuş ve artık ömrünün sonuna geldiği duygusu ve yalnızlık kaygusuyla çöpe atmaya belki de kimsesiz gençliğinden artık kurtulmak gereksinimi ile karar vermiştir. Çöpe atılmış bu yıpranmış kitaplar yoksa kadere küskünlüğün mü, yalnızlığa ısyanın mı imleridir? Yoksa çaresizliğin geldiği son nokta mıdır? Ölüm karşısında düşülen tereddüdün görünümü müdür? Okumayan çocuklara kızgınlığın mı sonucudur bu kitapların çöpe atılması. Yoksa başka ne olabilir? Bilemedim! Araştırmak istedim.

Arzdan Aya Seyahat adlı kitabın ilk iç sayfasının sol üstü köşesinde mürekkepli kalemle ve eskinin düzenli güzel elyazısıyla altalta, özenle “Hikmet Yiğitbaşıoğlu Kütüphanesi” diye yazılmıştır. Aynı elyazısı ve aynı özen Bakir Adam kitabının başında da görülüyor. Çapraz Delikanlı romanının iç kapağında da gene mürekkepli ve işlek bir kalemle Hikmet Yiğitbaşı adı ve altında imzası bulunmaktadır. Yeşil Elmalar kitabının iç kapağının üst boşluğunda dolmakalemle 30 İSMET YİĞİTBAŞIOĞLU, T.M.C. No: 2 yazılıdır. T.M.C.’nin ne olduğunu Özlem adlı romanın ilk iç sayfasında görüyor ve öğreniyoruz: “T.M.C. lisesi hatırası”. Altında okunamayan bir imza. Ve onun sol yanında okunabilen bir imza: İsmet Yiğitbaşıoğlu, Ankara. Tarih de var: 9.11.1943 yazısı, altında çizgi ve çizginin altında bir kez daha Ankara yazısı…

Birkaç kitabın iç kapağında mürekkepli kalem ile imzalar var ama okunacak türden imzalar değil.

Cem Sultan kitabının arasından çıkan kağıtlarda adı yazılı, melek biçiminde tasvir edilmiş Güner Avcı kim? Şimdi nerededir? Kaç yaşındadır? Kimya ve cebir defterlerinin adları neden İngilizce yazılmış? Kolejde mi okuyor okuyordu adıgeçenler? Herhalde öyle…

Hikmet Yiğitbaşı kimdir? İsmet Yiğitbaşı Hizmet Yiğitbaşı’nın nesi olur? Eşi midir? Kardeşi midir? Yiğitbaşı ailesinin o tarihlerde kitaba hatırı sayılır bir para yatırdıkları ve kitapları okudukları açıkça görülmektedir. Bu nedenle kitapları onlar attırmış olamazlar. Kitaplara bunca yıldır değer verenler bunu yapamazlar. Ne oldu o zaman?

Bu soruların yanıtlarını bulma heyecanı sardı beni. Durduramadım kendimi. Telefon rehberine koştum, Facebook’u açtım. Bu bilinmezi çözmeliydim. Facebook’ta şirin yüzleriyle Sayın Hikmet Yiğitbaşıoğlu’nun eşiyle birlikte fotoğraflarını gördüm. İçimi birdenbire bu güzel fotoğrafın, evet, onlara ait olacağı duygusu sardı. Bir de Hakan Yiğitbaşıoğlu sayfası vardı. Kendilerinin telefonlarını bularak aradım.

Zarif bir bayan sesi, sevgili eşi Güler Hanım, konuya ben girerken, “Karşımda oturuyor, eşime vereyim.” diyerek beni Hikmet Bey’le buluşturdu. Beni dinledikten sonra Hikmet Bey bana şunları anlattı:

“Onlar babamın kitaplarıdır. Ben de o yaşta kitapları sevdiğim için babamın aldığı kitaplara kendi adımı yazarak Hikmet Yiğitbaşı Kütüphanesi diye numaralandırıyordum. O benim yazımdır. Babam hariciyeciydi. İkinci Dünya Savaşının başlangıcı idi. Ben o sıralar herhalde 12 – 13 yaşlarındaydım. Babam yurtdışı göreve gidiyordu. İran’a tayini çıkmıştı. Ben de kıyamadığım ve yanımızda götüremediğimiz kitapları saklaması için bir arkadaşıma bırakmıştım. İran’dan sonra Bulgaristan’a gittik. Türkiye’ye dönmemiz yıllar aldı. O kitapları bulduğunuz mahallede evimiz vardı. Evet, o mahallede bir arkadaşıma bırakmıştım. Daha sonra birbirimizi kaybettik. İlgilenemedim. Herhalde o arkadaşım oradan ayrılmış, kitaplar depoda kalmış, depoyu boşaltmak isteyen evin yeni sahipleri kitapları kutusuyla çöpe atmış olabilirler.” Ve sözlerinin arasında duygusunu dile getirdi. “Bana eski günlerimi anımsattığınız için çok teşekkür ederim.”

Kendisi demedi, şunu ben ekliyorum. Belki de kitapları emanet verdiği arkadaşı rahmetli oldu. Arkasından evin temizliği geldi. Belki de… Bunu sormak bile istemedim.

İç kapağında elyazısıyla Varna yazılan kitap evde Bulgaristan’a gitmeden evde bırakılan kitaplardan ayrı olmalı, Bulgaristan’da okunan bir kitap. Sonradan rafta buluşmuş diğer kitaplarla…

Bu konuşmada aldığım bilgiler arasından: Hikmet Bey babasının ilk görevlerinden biri olan Selanik’te doğuyor. 1928 doğumlu. Bir yabancı havayolu şirketinden emekli… İran’dan önce de Kıbrıs’ta görev yapmış babası. Beş kardeşlermiş. Bir kız dört erkek. Erhan ve İlhan; diğer iki kardeşi de emekli büyükelçi imişler. Bir kitabın iç kapağında adı yazan İsmet kardeşlerinden biriymiş. Eşi Güler Hanım da aileden diplomat kızı. Anlaşılıyor ki renkli bir yaşam sürdürmüşler. Oğlu şu anda Ankara Üniversitesi DTCF’nde öğretim üyesi. Prof. Dr. Hakan Yiğitbaşıoğlu. Babasından telefon numarasını alarak hemen kendisini aradım. Fizik Coğrafya Bölüm başkanı olan Hakan Bey de babasına deygin güzel bilgiler verdi. Kendilerinden adlarını kullanma ve bu öyküyü yazma konusunda izin alarak bu yazıyı tamamlıyorum. Uzak bir tarihin bana kadar uzanan bir kesiti unutulup gitmesin istedim. Bir bilinmezle başladım, güzel bir aileye uzandı öykü. Şimdi anlıyorum ki, bu makalede yazılanlar sadece bir edebiyat kitapları tanıtımı değil aynı zamanda bir sosyal tarihtir.

KAYNAKÇA

Akagündüz
[yılsız]
Çapraz Delikanlı
Semih Lütfi Erciyas: Sühulet Kitabevi. Istanbul

Ali Enver Toksoy
1944
Yiğitler Konuşuyor!
Berkalp Kitabevi. Ankara

Benice, Etem İzzet
1942 (Üçüncü basılış)
Yakılacak Kitap
İnkılap Kitabevi. İstanbul

Dünyada Her Ay Dergisi
Sayı 1
Ocak 1949
Ülkü Yayınları, Istanbul

E. Berkson’dan nakleden Hüseyin Cahit Yalçın
[Yılsız]
Hususi Hayatlarında Hükümdarlar
Yedigün Neşriyatı, Istanbul

Halid Ziya Uşaklıgil
1942
Bir Acı Hikaye
Hilmi Kitabevi. İstanbul

Hasan Basri Erk
1959
Vecizeler, Güzel Sözler
Basım yeri yazılmamış

Hayrettin Ziya
[Yılsız]
Kahpenin Aşkı
Semih Lütfi Matbaası Suhulet Kütüpanesi

Jules Verne
[Yılsız]
Arzdan Aya Seyahat
Çev. Fehmi Baldaş
Kanaat Kitabevi, Istanbul

Marcel Prevost
1942
Bakir Adam
Çev. Mihri Geray
Muallim Ahmet Halit Kitabevi. İstanbul

M. Sami Karayel
1941
En Meşhur Türk Pehlivanları. Kele Aliço
Ahmet Halit Kitabevi. Istanbul

M. Turhan Tan
1948 (İkinci basılış)
Cem Sultan
Remzi Kitabevi, Istanbul

Naci Sadullah
1937
Günah Gönüllüleri
Semih Lütfi Erciyas: Sühulet Kitabevi. Istanbul

Oniki yazarın müşterek Romanı [Adları yazılmamış]
[Yılsız]
Yeşil Elmalar
Yenlap Neşriyatı, Istanbul

Ömer Rıza Doğrul
1944
Kanlı Gömlek
İlmi Eserler Kütüphanesi Neşriyatı, İstanbul

Rıza Polat
1943
Özlem
Recep Ulusoğlu Basımevi – Ankara

Şeyh Sadi Şirazi
1941 (İkinci Basılış)
Gülistan
Çev. Kilisli Rıfat
Muallim Ahmet Halit Kitabevi, Istanbul

Turgut Ziya Denizeri
1943
Görmek İstiyorum!
Hızal Kitabevi. İzmit

http://tr.wikipedia.org/wiki/Aka_G%C3%BCnd%C3%BCz (Erişim: 13 04 2013)

http://www.bilgicix.com/2011/05/aka-gunduz-enis-avni-1885-1958-hakkinda-bilgi/ (Erişim: 13 04 2013)


[*] Arkadaşımın adı Hasan Hüseyin Alkan. Kitapları Cebeci Hamamönü Karacabey Hamamının arkasında bulunan bir çöplükten aldığını söylüyor.

[†] Bu paragrafta ve diğer tırnak içine alınan alıntılarda görülen satırlar kitaptan yazım aynılıkları korunarak, düzeltilmeden alınmıştır. Sadece yazım yanlışlıkları değil zamanın dilini ve deyişini yansıtan ilginç örneklere de rastlanmaktadır. Kitab gibi, faideli gibi…

You may also like...

Bir cevap yazın