KENTSEL EKONOMİ KURAMI VE SOSYAL HİZMETLER

Prof. Dr. İlhan Tomanbay*

Giriş

Kentsel ekonomi Avrupa için yeni bir kavram sayılır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD desteğiyle hızla geliştirilen sanayileşme ve arttırılan sosyal refaha bağlı olarak kentlere yaşanan büyük göç süreci içinde kent konusunda Avrupalı bilimcilerin bu alana ve disipline yoğun olarak eğildikleri ve çok sayıda bilimsel çalışmaya imza attıkları görülmektedir.

Türkiye’nin ve bu kapsamda, yazımızın erek kitlesi olan sosyal çalışmacıların kentsel ekonomiye ilgi duymaya başlamasını gerektiren birçok neden vardır. Bunlardan sadece üç temel nedeni özetleyelim.

Bir: Türkiye’de 1950’li yıllardan başlayarak yoğun bir kente göç süreci yaşadığı halde ve kentlerin bu göç sonucu dizgesiz, düzensiz ve plansız olarak şişkinleşmeye başlamalarına karşın Türkiye bilim dünyası kentleşme, kent ekonomisi ve kent sorunları konusuna yeterince ilgi göstermemiştir. Kentleşme alanında üretim yapan bilimcilerin sayısı bir elin beş parmağını geçmez(*). Hele bugünlerde kentleşme ve kentsel ekonomi konusu gündeme bile gelmemekte, konu üzerinde yeni yayın görülmemektedir. Oysa kentlerimizin çağdaş ve kentsel sorunların kendini üretemeyeceği bir sağlıklılık içinde geliştirilebilmeleri herhalde bu konuya bilimcilerin ilgisini gerektirecek önemdedir.

İki: Kentleşme sosyal çalışma mesleğinin hem konularından, hem alanlarından biridir ve hem de nüfusla ilgili sorun alanlarını da içinde barındırdığı için bu alanlarda yapılan mesleksel uygulamalar için zengin bir kuramsal kaynak oluşturur. Oysa, Türkiye’de hele bugünün sosyal çalışma kuramı ve uygulamaları kentleşmeye dayalı kuramsal kaynakların çok dışındadır, uzağındadır ve kente ilgisizdir ve bu yüzden kısırdır, kendini bulmada zorlanmaktadır. Türkiye’de sosyal çalışma uygulamalarını motive edecek ve biçimlendirecek ve etkileyecek bir sosyal çalışma-kentleşme bağlantısı kurulamamıştır. Kentleşme, sosyal çalışmaya varsıl bir uygulama ortamı sunmakta iken ve son yıllarda bu sunum yığım yığım artmışken sosyal çalışma kente yüzünü ve ilgisini çevirmeden, kent içinde uygulama yapma konumunda bulunmaktadır.

Üç: Oysa, 1999 yılında, yani daha iki yıl önce yaşadığımız Marmara depreminin ve onu izleyen Düzce depremi sosyal çalışma uygulamalarının kente yenibaştan bakışlarını zorunlu kılmıştır. Biryandan “yıkılan” kentlerimiz, öteyandan “yıkılma riski içinde bulunan” kentlerimiz, bizleri, geleceğin kentlerinin sağlığı açısından kentsel ekonominin şimdiden planlanmasına zorlamaktadır. Bırakınız başka birçok kentsel sorunları, sadece bu depremler bile ülkemizin gelişmiş bir bölgesinde kimi kentlerimizin her yönüyle yenibaştan yaratılması, yapılanması ve geliştirilmesini gündeme getirdiğinden dolayı sosyal bilimcilerin ve sosyal çalışmanın günümüzde kentleşme ve özellikle kentsel ekonomiye ilgi duyulmaması anlaşılır değildir.

Bu ve bunlar gibi başka nedenlerle, sosyal çalışma çevresinde, üzerinde düşünülmesi dileğiyle, Avusturyalı kentbilimci ve ekonomist olan Matzger’in bir yazısına dayanarak kentsel ekonomi konusunda düşünce aktarmaya ve üretmeye çalışacağım.

Kentsel Ekonomi Kuramı

Türkiye’de kentsel ekonominin varlığını tartışma konusu yapmamız gereken şu günlerde 1970’li yıllarda önemli çalışmalara imza atmış Avusturyalı bir kentsel ekonomistin düşüncelerini kamuoyuna tanıtmanın yararlı olacağına inanıyorum. Bu kentbilimci Egon Matzner’dir(**). Aşağıdaki bilgiler onun 1971 yılında yayınlanan bir makalesinden özetlenerek alınmıştır(***).

Matzger’e göre, kentsel ekonomi kuramının üç ilgi alanı vardır.

Birincisi, kentin çözümlenmesi ve kentin gelişme eğimleri. Bunların yanısıra bir kentin gelişmesini hangi ekonomik etmenlerin belirlediği, ekonomik (üretim, işyeri vb.) ile toplumsal (konut, kültürel kuruluşlar vb.) etkinliklerin mekansal dağılımı ve nedenleri, kentsel gelişme modelleri de bu çerçevede sorulacak sorulardır.

İkincisi, kentsel ekonomi kuramı kentin çözümlemesini ekonominin bütünü içinde ele alır. Brüt ulusal üretimde kentlerin ekonomik payı (kentlerin ekonomiye katılımı), brüt ulusal üretimin parçası olarak brüt kentsel üretimin betimlenmesi ve oluşturulması kentsel ekonominin ilgilendiği sorun alanıdır.

Üçüncüsü de kentsel ekonomi kuramı kentlerin genel ekonomisi, görevleri, gelişmesi ve onların özellikle yoğun biçimde ortaya çıkan dış etkileriyle bağlantılı sorunlar ve bunların dışında kentleşme sürecinin getirdiği maliyetle ilgili sorunlar da kentleşme ekonomisi kuramının araştırma alanına girer.

Kentsel ekonomi konusunda ilk olarak söylenmesi gereken “merkez kuramı”dır (Zentraler Ort). Christaller ve Lösch’den kaynaklanan bu kuram önce anglosakson ülkelerinde geliştirilmişti (Christaller, 1933 ve Lösch 1944’ten Matzner). Sonraları bir kentin ana görevleri içinde çevresinin servis merkezi olması görevi de yeralmıştır. Kentin çevreye (hinterlanda) hizmetinin verimli olması, bir, oraya merkezi kurumların kurulmasına, iki, bu kurumların verimli işletilmesine bağlıdır. Örneğin, toptancı ve perakendecilerin örgütleri, bankalar, sigorta şirketleri, ekonominin üst kuruluşları, meslek örgütleri, kamu yönetiminin hizmet birimleri, eğitim ve eğlence kurumları. Merkezsel hizmetler, merkezciliğe çeşitli derecelerde sahip olabilirler. Bu temel üzerinde merkezsel sıradüzen (hiyerarşi) kurulur.

Kentlerin gelişmesi şu kuramsal izlenceyi gündeme getirir: Ekonomik gelişme içinde artan gelirin çok büyük bir oranı merkezsel kurumları ve onların verimlerini arttırmak için istemlenir. Bu yüzden gelirin büyüyen bir kısmı çeşitli meslek kümelerine rastlar ki o meslek kümeleri de bu gelirin büyümesine katkıda bulunurlar. Öteyandan, kente giren malların ve hizmetlerin merkezleştirilmesi o günkü istemin boyutlarına göre ayarlanır. Üretimin hangi noktadan başlayarak verimli olacağı, üretimin kullanılacağı alanın büyüklüğü (etki alanı) gibi… Bu da herşeyden önce ulaşım sisteminin ulaşacağı en uzak yerin uzaklığından etkilenir. Yani uzaklık büyükse üretim arttırılır.

Matzner, yazısında, merkez kuramı genel olarak kabul görmemiştir, diyor. Buna getirilen önemli bir karşı çıkmayı da şöyle açıklıyor. Kentlerin hizmet ve mal üretimini sağlayan bağımsız bir gelişme gizilgücü vardır. Burada anılan mal ve hizmet çevre (hinterland) için değil, öncelikle merkez içindir. Ayrıca bu kuramsal yaklaşım kentsel gelişme yönündeki gidişin payını küçük görmektedir. Bu yüzden onun açıklama değeri endüstri bölgelerinden önce tarımsal bölgeler için büyüktür. Merkez kuramı herhalde kentsel gelişme sürecinin salt bir kısmını açıklamaktadır ve bu yüzden tamamlanmaya gereksinimi vardır.

Kentsel ekonomiyi açıklayan bir başka kuram “temel sektör kuramı”dır. Bunun önemi diğer bölgelerin gelişmesini de açıklamasındadır. Oysa merkez kuramı salt kentsel gelişmeyi açıklamaktadır. Temel sektör kuramı (Theorie des basis Sektors) kentsel/bölgesel ekonomiyi temel sektör ve temel olmayan sektör olarak iki sektöre ayırır.

Temel sektör, kentin/bölgenin dışında kullanmak üzere dışsatım için kentte mal ve hizmet üretimini ele alır. Temel olmayan sektör, malları ve hizmetleri kentin içinde kullanım amacıyla üretir. Kentin gelişmesi, bu kurama göre temel sektörün genişlemesine bağlıdır. Bu genişleme, üretimin başka sektörlerde de gelişmesini ardından getirir.

Bu kuramın Amerikalı araştırmacı Haig’a (1928), hatta daha eskilere (Sombart, 1902) dayandığını söyleyen Matzner bu kuramın da eksikliklerle yaralı olduğuna imliyor.

Herşeyden önce, diyor, kentlerin etkinliklerini, gelişmeyi oluşturan ve gelişmeyi etkilemeyen olarak ikiye bölmek konuyu fazla yalınlaştırmak olur. Bu yaklaşım, ona göre, Blumenfeld’in temsil ettiği (1955) muhalefet tarafından (yerel hizmetler kuramı) birkaç kent için görgül olarak çürütülmüştür. Gerçekten de iyi ve dengeli bir yerel hizmetler buketiyle yabancı firmalar da kente çekilebilir. Her iki sektörün sayıca belirlenmesi de bir başka güçlüğü oluşturur. Ayrıca temel sektör kuramı sektörel oranların değişmez olduğu görüşünü benimser. Böylelikle onun tahmini yararlanılabilirliği, uygulanabilirlik yeteneği dar sınırlar içine hapsedilmiş olmaktadır.

Çevrebilim (Humanökologie) kentsel gelişme sürecini özellikle ekonomik olmayan bir bakış açısından inceler. Çevrebilim, buradaki anlamıyla, doğal, toplumsal ve kültürel çevreye bağımlı olarak nüfusun hareketliliği ve yerleşmişliğini inceleme olarak anlaşılır. Bunun yanısıra çevrebilimciler, kenti doğal çevreden sayarlar. Bu bakışla, çevrebilim, kentin ekonomik görüşünün dar sınırları dışında durur.

Bir de “iletişim ve ilinti kuramı” (Kommunikations-und Kontakttheorie) vardır. Bu kuram kentsel gelişim sürecinin açıklanmasına önemli bir açıklık getirmektedir. Kuram, -açıkça birbirinden bağımsız ve farklı uygulamalarıyla- Meier (1962, USA), Haegerstrand ve Törnqvist (1970, İsveç) tarafından geliştirildi.

Bu yaklaşım kenti insansal ilişki (karşılıklı etki) sistemi olarak ele almaktadır. Kentte ulaştırma ve iletişim karşılıklı etkileşimin ana ögeleri olarak temsil edilirler. Modern toplum üst düzeyde bölümlere ayrılmıştır. Ayrı ayrı görev alanları arasında gerekli olduğu üzere yoğun bir bilgi alışverişi doğar. Bu en iyi olarak kentlerde yürütülür. Bu olayda, Törnqvist’e göre, kentleşme süreci için özellikle önem taşıyan bir itici güç (Triebkraft) görülür.

Yazar bu bölümde, kentlerin gelişmelerinin açıklanmasında başka kuramlara da değiniyor. Perroux’un (1961, Fransa) “Gelişme Kutuplaşması Kuramı” (Theorie der Wachstumspole); “Dağılımın Yolaçtığı Birikik Süreç Kuramı” (Theorie der kumulativen Prozesse mit zirkularer Verursachung) (Myrdal, Londra, 1957); ve A. Weber’in (Almanya, 1909) “Yığılmanın Yararı ve Zararı Kuramı” (Theorie der Agglomerationsvor- und Nachteile). Bu kuramların aralarında belli ortaklıkları gördüğünü söyleyerek, Matzger, birarada ele almıştır. Perroux, temel nedenlerinin çok çeşitli olabileceğini düşünerek gelişmeyi bölgesel kutuplarda yoğunlaştırır. Oluşan bu bölgesel kutupların değişmezliği önemlidir.

Kuşkusuz gelişme kutuplaşması kuramını açıklamak, çok sınırlı doğrulanabilirliği nedeniyle olası değildir. Önceden tahmin ereğiyle çokaz kullanışlıdır. Süreklilik, dayanıklılık düşüncesini Myrdal’ın yaklaşımı da kapsar. Myrdal dış etkilerle ve kendi iç süreci anında hareket eden dirik toplumsal sistemin dışına çıkar. Sistemin bu doğrultuda gelişmesi, gelişmeyi bu doğrultuda hareket ettiren alışılmış tepkilere yolaçacaktır. Bölgesel ekonomi olumlu dolaşımsal (sirkülasyonel) etkilerin çok az sayıda bölgelerde sınırlı olmasından ileri gelir. Bunlar yüksek gelirdir, yüksek tasarruf payı, düşük doğum oranı, yüksek vergileme, daha iyi yerleştirilmiş kamu kuruluşlarıdır ki bunlar aynı zamanda bölge içinde olumlu, bölge dışında olumsuz etkiler yaparlar. Bu etkilerin en önemlileri nitelikli işgücünün ve anaparanın göçüdür. Heriki süreç eğilimi daha da güçlendirir. Bölgesel ve toplumsal gelişmenin bu genel kuramı aynı zamanda kentlerin gelişmesini verime yönelik olarak ele alır.

“Yığılmanın yararı ve zararı kuramı” kent bölgelerinin varolmasıyla ilgili yararları ortaya çıkarır. Bu yararlar şunlardır: Çeşitli eğitim düzeylerindeki işgücü depolanması, heran elde bulunan mal stoku, iyi geliştirilmiş ulaşım ve iletişim sistemi, sistemin dayanıklılığına hizmet eden çok sayıda özel ve kamusal kuruluşlar. Bu esaslar, kent bölgesinde üretim yapan girişimciler için rizikoları ve güvensizliği azaltır. Kuşkusuz yoğunlaşma öyle bir boyuta da varabilir ki ondan sağlanacak yararlar tam tersine de dönebilir. Bu tersine dönen yararlar, bir başka deyişle, yığılmanın zararları işsizlik, ulaşım bozukluğu, gürültü, hava ve su kirlenmesi, yüksek vergi, yüksek konut fiyatlarıdır.

Görünen yarar ve zararlar arasındaki hesap oturulan yere karar vermek için alınan ölçüdür. Bu kuşkusuz somut olarak hemen hemen hiç ölçülemez. Duruma göre kestirilmelidir.

Kent büyüklüğü ile kentin gelişmesi arasındaki olumlu ilişkiye özellikle Thompson (İngiliz, 1965) imlemiştir. Ona göre kural olarak salt küçük kentler gelişmeme tehlikesine maruzdur. Kritik bir sınırdan başlanarak, bu, salt küçük bir olasılıkla saptanabilir. Bu kuşkusuz, kentlerin büyüyebileceği marjinal sınırı ihmal etmek anlamına gelmez.

Bu bölümde yazar, eğer kentler belli bir branşta ağırlık kazanmışlarsa bu tezin doğrulanamayacağını söylüyor.

Kentsel gelişmenin bugüne değin görülen etki büyüklüğü salt koşullu olarak ve ana noktalarına bağlı olan bilgileri kentsel gelişme politikası kuramı içinde ifade eder. Ve bu bilgileri altyapının ve planlamanın gelişmekte olan kuramlarına gönderir. Bunun yanısıra “altyapı kuramı” birçok somut ipuçlarını, imleri, kapsar. Örneğin, iletişimin ve yığılmanın kuramlarından görünen etkilerin gerçekleştirilmesini… Altyapı planlaması ayrıca, olumsuz, dolaşımsal birikik etkilere yolaçacak dönüşümlerin farklı, etkili araçlarını da sunar. O, bölgesel ve kentsel gelişme politikasının her türlü stratejisi içinde merkezsel bir yer alır.

Yazar daha sonra bir kentteki etkinliklerin mekansal dağılımı konusunda görüşlerini açıklıyor. Bu kentsel etkinlikler, çeşitli ekonomik ve yönetsel etkinliklerdir, nüfusun dağılımıdır, toplumsal ve ekonomik birbirini tamamlayıcı kurumlardır. Bu dağılım kuşkusuz çok sayıda etkileyici etmenlerin ekonomik olmayan biçimde etkisi altındadır. Örneğin, tarihsel, topoğrafik, estetik, kültürel, tüzel… Üstelik kentsel ekonomi kuramı birkaç kısmi özgül açıklamaya elverişlidir. Bu kısmen, klasik Mekan Kuramına (Standort Theorie) dönüş demektir.

Kentli nüfusun kentiçi dağılımı eğer farklı ölçülerde ele alınırsa, kent merkezinin, işyerlerinin, hizmet kurumlarının kullanılabilirliği, bireysel gelir ilişkileri, bireysel üstünlükler, arsa fiyatları gibi konulara eğilmek gerektir.

Endüstri kentlerinin mekansal dağılımı keza, kurumların kullanılabilirliğini, yeterliği ve arsa fiyatları tarafından etkilenir. Merkezin gereksinmelere yeterliği yanısıra herşeyden önce iş piyasasına yeterliliği de anlam taşır.

Üçüncü sektörde etkinliklerin mekansal dağılımının açıklanması için uygun bir yaklaşım bulmak olanaksızdır. Perakendeciliğin ve parasal kuruluşların yerlerinin dağılımı için kentte oturanların sayısı, onların gelirleri, nüfus yoğunluğu ve “gravitasyon” modelinden yararlanılabilir. Bu model, toplumsal – fiziksel okuldan kaynaklanmış olup toplumsal görüngülerin (örneğin, nüfus, gelir) çekimgücüne dayanır. Bu çekimgücü küçük kentlerin direnişinin aşılmasında uzaklığa bağlı olarak hafifler.

Arazi, arsa fiyatlarının önemliliği, özellikle ekonomik değerlendirmelerde ortaya çıkar. Oysa bu etmenin açıklanması da zordur. Çünkü, arsa fiyatlarını oluşturan arsa piyasasında birçok eksiklikler bulunur. Bunların en başta geleni arsa spekülasyonudur. Arazinin fiyatının oluşumu gerekirci (determinant) olarak önemli rol oynar. Merkezden uzaklık, trafik sistemine bağlanma ve kentin gelişmesine bağlı olarak arsa piyasası değişmeler gösterir.

Kentteki arsa fiyatı bir kez, merkezden uzaklığına, merkeze ulaşım maliyetinin büyüklüğüne (Amortisman Maliyetinin Azaltılması Kuramı-Theorie der Minimierung von Friktionskosten), öteyandan, gelir artışına, nüfusun büyüme oranına, merkeze ulaşım saatlerinin uygunluğuna bağlı olarak açıklanmalıdır.

Çeşitli ekonomik ve ekonomik olmayan etkilerin sonucunda kentsel, mekansal yapı doğar. Çeşitli kuramsal yaklaşımlar, kentsel yapı üzerine çeşitli kuramlar geliştirdiler. Bunların en önemlileri, “Tek Merkezli Bölgeler Kuramı” (Theorie der konzentrischen Zonen), “Köktenci Sektör Kuramı” (Theorie der Radikalsektoren) ve “Çok Merkez Kuramı” (Theorie der multiplen Zentren)’dır.

Kenti Geliştirme Modelleri

Bu bölümde, bu satırlara değin açıklanan kent geliştirme modellerinin planlanıp birkaç kentte uygulandığını öğreniyoruz.

Kent geliştirme modelleri tanımı gereği kent ekonomisinin tüm alanlarını kapsar. Onlar kural olarak model parçalarının biraraya gelmesinden oluşurlar. Uygulanabilirliği çok az olan modeller buna örnektir. Geçmişteki tüm modeller genel olarak kent gelişmesinin kullanımı için çok az işe vuruk sonuçlar çıkarmışlardır. Görevleri sınırlıdır. Kentsel ekonomi alanında da şu meşhur söz geçerlidir: “Sözler ne denli genelse açıklama değerleri o denli sınırlı kalacaktır.” Ayrıca, kent modellerinin kullanımında merkezsel bir bilgiyi gözönüne almalıyız: Modeller yalnızca kararların hazırlanmasına hizmet eden yardımcı araçlardır, yoksa uygulama emri değildirler.

Kentler ve onları çevreleyen bölgeler bir devletin toplumsal ve ekonomik yaşamının bütünü içinde bir parça olarak görülmelidir. Bunlar bir bütünlük içinde sistem oluştururlar.

“Armature Urbaine”ler aslında kentlerin nüfuz alanı ve hiyerarşisi içinde oluşturulurlar, diyor yazar. Bunun altında da, kentin nüfuz alanı, kentin büyümesiyle, merkezleşmesiyle artar denilerek nüfuz alanlarının oluşmasının kurallarını getiriyor. Nüfuz alanı uzaklıkların artmasıyla azalacaktır.

Kentin nüfuz alanlarının gelişmesine kentin hiyerarşik yapısı hizmet edecektir. Kentlerde hiyerarşinin tanımlanması konusunda bir seçenek yaklaşım Singer (İngiliz, 1936) ile Zipt’in (İngiliz, 1949), anılan mevki (derecelendirme) kuralını betimler. Bu kural, daha büyük bir kent ile herhangi bir mevkideki kentin nüfus sayısı arasındaki matematiksel ilişkiyi ortaya koyar.

Kentlerin brüt üretime katkısı önemlidir. İlerlemiş olan kentleşme ve endüstrileşme süreci, kentlerin genel ekonomi içindeki rolleri sorusunu ortaya çıkarır. Brüt kentsel üretim ne kadardır ve onun brüt ulusal üretimdeki payı nedir? Diğer bölgelerdeki üretimle karşılaştırıldığında brüt kentsel üretim ne denli hızla büyümektedir? Kentsel üretimler nasıl biraraya gelir? Bu kentsel brüt üretim nasıl dağıtılır ve kullanılır? Konjonktürel değişimler kent ekonomisini ve onunla birlikte iş piyasasını ne oranda etkiler? Bunlar makroekonominin geleneksel sorularıdır. Bu makroekonominin yöntemleri kentsel ekonomi araştırmalarında kullanılır ve uygulanır.

Kamusal ekonomi çerçevesinde özel mülkiyete dayalı ekonomik sistem içinde toplumun gereksinimlerinin büyük bölümü mal ve hizmet olarak piyasa mekanizmasınca sağlanmaktadır. Oysa mallar ve hizmetlerin önemli bir bölümü pazarda, piyasada üretilemez ve dağıtılamaz. Onlar yukarıda anılan kamusal hizmetlerdir. Musgrave’in (F. Almanya, 1969) bu noktada özgül ve günlük kullanılan tarafsız kurumları birbirinden ayırdığını söylüyor yazar. Örneğin kamusal güvenlik, hukuk gibi. Bunlar bir kişi ya da belirli insan kümeleriyle sınırlandırılmayan hizmetleri yerine getirirler. Bu yüzden onlar için tek tek fiyat istenemez. Çünkü geri kalan tüm kentte yaşayanlar da bu kamusal ürünlerden yararlanmak isteyeceklerdir. Bu yüzden özgül kamusal ürünleri belirtmek için salt kamusal görevler nitelendirilir. Bu görevler karşılıksız sağlanabilen mali araçlarla (vergi) gerçekleştirilirler. Tarafsız kamusal hizmetler, sağlık, eğitim, kamusal trafik kurumları vb. dir. Bunlar tamamıyla piyasanın üzerinde anılmalıdırlar. Oysa onlarla çoğu kez büyük bir olumlu etkileşim içindedir, aynı zamanda. Bu hizmetler tümüyle toplumun tasarrufu altındaki hizmetlerdir. Örneğin, sağlık ve eğitim bireysel çıkar sağlayanların, kişi ve kümelerin hizmetinde değildir. Tersine yüksek bir standart tutturulmuştur ve herkesin yararına açıktır. Bu yüzden bu ürünler / hizmetler, gittikçe artan ölçüde, kamusal ekonomi üzerinde politik kararlara bağlı olarak (politika dışı piyasa kararlarına göre değil) istemde bulunurlar.

Kamu sektörünün bu temel ödeme işlevinin yanısıra iki ayrı önemli görevi daha vardır: Birincisi, piyasa mekanizması sayesinde ortaya çıkan özel ekonominin sarsılmalarını, sarsıntılarını dengelemek, ikincisi, piyasada oluşan servet dağılımını ve gelire uygun günlük toplumsal değeri (rayiç değer) düzene koymak.

Ekonomik alanda kamu sektörünün üç görevi vardır. Bunlar, Musgrave’in (F. Alman 1969) Bütçenin Çokluk Kuramına göre öncelikle merkezi devletin bütçesi için önem taşır. Sürekli yükselen ödeme görevi kentler için çok önemlidir. Bu merkezsel önemi olan kentlerde ekonomik ve toplumsal gelişme çerçevesi içinde sürekli daha büyük bir araç gerektirir. Bu aracın kullanılması kuşkusuz, özel sektörün dalgalanmasal (konjonktürel) gelişmesini ve gelirin ve servetin dağılımını da etkiler. Örneğin, federal bir devlette eyalet harcamalarının istikrarı eyaletlerin ve ilçelerin eşgüdümlenmemiş harcama politikası yüzünden etkisizleşebilir.

Bu konuda aslında ortak, üzerinde anlaşma sağlanmış bir fikir yoktur. F. Almanya’da, makroekonomik düzeyde yürütülen mali bilimlerin etkisi altında ortaya çıkan “Ekonominin Gelişmesinin ve İstikrarının Sürdürülmesi Yasası” ekonominin dayanıklılığı için federal devletin eyaletlerin ve ilçelerin ortak sorumluluğuna dayanır. Benzer düşünce Richardson’da da (İngiliz, 1970) görülür. Der ki, istikrar ve görevlerin dağılımı herşeyden önce merkezsel devletin görevidir.

Gelişmenin nedenleri araştırıldığında Matzner, çoğu ülkelerde kentleşmenin görüntüleri olarak kentlerin kamu maliyetlerinde gittikçe artan bir kendini toparlama, güçlenmeye çalışma çabaları görüldüğünü savlıyor. Bu yüzden, diyor, kamu bütçelerinin gelişme nedenleri önemli bir araştırma konusu olabilir. Böyle bir araştırma konusu için yeterli kuramsal bilgiler ve görgül sonuçlar da vardır. Kamu ekonomisinin kuramsal incelenmesi gözlenmesi anlayışının egemen olduğu uzun yıllar boyunca yapılan birçok görgül araştırmalar önemli yapıtaşları verirler. Onlar kamu ekonomisinin olumlu kuramını ortaya koyabilirler.

Kamu ekonomisi görevlerini hangi ölçüler içinde yerine getirir? Bu, görgül araştırmanın giderek anlam kazanan ikinci bir alanıdır. Devlet ödeme görevini yerine getirirken kamusal gereksinim ürünlerinde (hizmetlerinde) de gereksinim araştırıldığını varsayar. Bu gereksinim araştırmaları uzun yıllar savsaklandıktan sonra öncelikle Alman araştırma enstitüleriyle Basel Üniversitesinde ele alınmaya başlandı.

İstikrar görevlerinin yerine getirilmesi öncelikle “çoğaltan modellerine” (Muplikator-Modellen) dayanarak çözümlenir. Bu modelle kamu bütçesinin fiyatlar ve ekonomik çalışmalar üzerine yaptığı etki gösterilir.

Dağılımın etkilerini araştırmak için olay araştırması yapmak gerekir. Geniş bir gözlem çalışmasıyla birlikte yürütülen böyle bir araştırma daha güvenilir sonuçlar getirir. Bu araştırma özellikle kamu kuruluşlarından yararlananları kapsamalıdır.

Bu soruların çoğu eskiden merkezi devletle sınırlı kalmıştı. Kentsel ekonomi araştırmalarının bu doğrultuda yapılmaları gerekir.

Özgül Sorunlar başlığı altında Egon Matzner, kentlerin kamusal ekonomisi için sık karşılaşılan sorunlarını ele alıyor.

Dış etkiler birçok durumlarda iki ayrı taraf arasında coğrafi yakınlık sonucudur. Örneğin, hava kirliliğine yolaçan bir fabrikayla özel bir konut arasında, gürültü kaynağı bir istasyonla bir okul arasındaki etkileşim coğrafi yakınlık sonucudur. Bir kent, tanım gereği, insanların ve etkinliklerin mekansal yığışması olarak anlaşılırsa bundan kent için dış etkilerin özel anlamı ortaya çıkar. Buradan, yığılmanın yarar ve zararlarının değişik biçimlerini anlayabiliriz.

Ekonomi biliminin önceleri dış etkilerin çözümlenmesinde toplumsal maliyet ve toplumsal yarar biçiminde hazırladığı yöntemsel “konzept” neoklasik mikroekonomiye değin gerilere gider. Bunun yanında, kimi yargılar da endüstrileşme ve kentleşmeyle ilgili ve onunla birlikte giden çevrenin bozulmasının çözümlenmesinde bu yöntemsel yaklaşımların elverişli olduğunu yadsırlar. Örneğin Kapp ve Kade (İngiliz 1970). Bunlar, şimdiye değin yapılan çözümlemesel yaklaşımlar şu açıdan kusurlu bulurlar: Bu yaklaşımlar araştırmacıya sunulan savları tartışma dışı tutmaktadır. Kapp, ayrıca, çevre bozulmasını karakterize eden dolaşımsal (zirkulare) ve birikik (kumulativ) ilişkileri gözönüne almayan, dış etkilerin kuramının marjinal – çözümlemesel yaklaşımının da yararlı olabileceğini belirtir. Oysa Baumol (İngiliz, 1967), özel ve kamu kararlarının kombinezonunun özel alandan yana sonuçlar doğuran dış etkilerinin çözümlenmesinin, mutlaka tepkilerin ve birikik etkilerin incelenmesiyle verimli olarak tanımlanmış olabileceğini gösterdi.

Baumol’ın çözümlemesi kamusal çalışmalara gereksinimin nüfus sayısına oranla daha fazla arttığını da göstermektedir. Ayrıca bu kategoriye giren kamu malları salt azalan bir tahammül sınırıyla (artan maliyetler) sunulabilir. Bunun için meşhur örnek, gelişen, artan, katılımcı sayısını gerekli kılan, artan telefon hattı sayısıdır. Baumol’un özellikle trafik ve kirlilik sorununu çözümü önemlidir. O, yükselen özel otomobil yoğunluğu karşısında karayolu ağının sıgasının da oransal olarak genişletilmesi gereğini imler. Çünkü böylece, değişmez frekansta hazihazır boyutta olan trafik tıkanıklığı sabit tutulabilir. Hava kirliliği, keza, orada oturanların sayısına oranla çok artar. Baumol şu sonuca varıyor: “Benim tezim yalındır ve oldukça genel anlamdadır. Eğer bir kentte her oturan diğer oturanlar için bir dışsal maliyete yolaçıyorlarsa ve eğer maliyetler -kaba tahminle- nüfus sayısına oranlıysa bu maliyetler n’ye göre oransal olarak değil, tersine, n’nin karesine göre yükselir.” Bu tez, ayrıca, teknik ilerlemenin, dış maliyetleri çoğaltma gibi bir özelliği ile, bu eğilim ile desteklenir. Bu kentleşme ve endüstrileşme sürecine dayanan yasal düzenlemeler de kentlerin kamu sektörlerinde artışa yolaçar. Bununla beraber, Musil’in (1970), insanların deneyimden öğrenmeye muktedir olmadıkları görüşüne dayanan kötümser önkestirmesi (prognose) maalesef gerçekdışı değildir: “Kent yönetimi (belediye) denemesinin teknolojinin geometrik artışına yetişebilmesi sürekli umutsuz olacaktır.”

Dış maliyetler, herşeyden önce dizginsiz bir ekonomik gelişmenin görüntüsü olduğundan ileri sürülen argümanlardan gereklilik ve ekonomik gelişme, ekonomik politik bir erek olarak yeniden formüle edilmelidir. Buna göre yüksek bir gelişme oranı anlamsız bir erek değildir. Böylesi brüt bir pay çevredeki zarar ziyanı ihmal eder, ki bu zararlar refah düzeyini, yükselmesini düşürür. Ayrıca sağlık hizmetleriyle ilgili maliyeti gerekli kılar. Bu yüzden ekonomik gelişmenin net oranı yüksek bir düzeyde ereklenmelidir. Bunun için de çevre bozulmasının yarattığı refah yitimi ve bunun gerekli kıldığı sağlık hizmetlerinin istediği maliyet önceden gözönüne alınmalıdır. Bu düşünceler toplumsal maliyeti yoğun olan kentlerde özellikle günceldir.

Yayılım (Spill-Over) Etkisi

Eğer bir bölgede ortaya çıkan ve finanse edilen bir yarar varsa bu diğer bölgelerin de yararınadır. Buna yayılım etkisi yaklaşımı deniyor. Bu etki coğrafi uzaklıklardan ileri gelir. Çünkü coğrafi uzaklıklar dış etkilere dayanır. Yayılım yararı şöyle anlatılır: Akla uygunluk yayılım maliyeti için de geçerlidir. Açıktır ki yayılım yararının kentin çevresine yararı dokunur. Onun kurumları (merkez kuramına dayanan kurumları) çevreden istemlenir. Bu arada özellikle bir sorun ortaya çıkar. Kamu hizmetlerinden yararlanmanın parasız olması kamusal ürünler (hizmetler) için sorun yaratmaktadır. Çünkü, onların finansmanı için gereğinde vergileriyle salt o kentte yaşayanlar ödeme yapmak durumundadırlar. Bu durumda, vergi ödememek için yerleşim merkezlerinin kent merkezinden varoşlara kayması eğilimi güçlenebilir.

Bu durumda çözüm için iki ana olasılık çıkar. a) Kentin genişlemesi, çünkü, bölge ne denli büyükse yayılım etkisi o denli küçük olur, ve, b) mali denge çerçevesinde kentlerin en uygun biçimde ele alınması.

Bu sorunsal biziz kentleşmenin maliyeti ve optimal kent büyüklüğü sorununa götürür. Gerçekten, kent ekonomisi araştırmalarının bir başka alanı kentleşmenin maliyetiyle ilgilidir. Bu alan dış ve yayılım etkilerle çok yakından ilişkilidir. Matzger, Derycke’den alıntıyla (Fransa, 1970) kentleşmenin maliyetiyle ilgili alanı şöyle sınıflandırıyor: a) Parasal ve parasal olmayan maliyetler (trafik tıkanmasının, kirliliğin dış maliyetleri). b) Özel ve kamusal maliyetler (Bir yandan arsa fiyatları, taşıma fiyatları, öteyandan kent yönetiminin getirdiği sürekli maliyet, kent yönetiminin kasasında kuran kapitalin bu maliyeti). c) Uyumun, gelişmenin ve büyümenin maliyeti (Uyum maliyeti: Kamu kurumlarının nitelik olarak geliştirilmesi için iyileştirilmesi için gerekli maliyet. Büyüme maliyeti: Kamu kuruluşlarıyla nüfus artmasının sağlanması için gerekli maliyet. Gelişme maliyeti: Heriki maliyetin bileşimi).

Maliyet gelişmesinin tahmini büyüklüğü üzerinde bir dizi – ekonometrik – araştırmalar Fransa ve ABD’de yapılmıştı. Bundan, kamu kurumlarının maliyetinin gelişmesi üzerinde, nüfus miktarına bağlı olarak kimi yetersiz açıklamalar ortaya çıkar. Optimal (maliyeti en uygun) kent büyüklüğü, Fransız araştırmalarına göre 200.000 – 300.000 arasında bulunmuştur. Rakamlar Amerikan araştırmalarının sonuçlarıyla aşağı yukarı birbirini tutuyor. İngiltere’de ise optimum nüfus 100.000 ile 200.000 kişi arasında çıkmıştır.

Sonuç

1. Kamu sektörü için genel olarak mevcut (sınırlı) araçlar yardımıyla verilmiş görevleri yerine getirebilmek sorunu günümüzde de geçerlidir. Matzger’in yazısında belirttiği gibi, ödeme kararlarını özel sektörde yöneten o “görünmez el”, -karşıtezlere karşın- kamu sektöründe çokaz yardımcıdır. Parası kamu bütçesinden karşılanan o sürekli büyüyen araçlar yüzünden, kararlara yardım konusu sürekli güncel kalır. Son yıllarda mevcut bulunan maliyet-yarar-çözümlemesi, “Ağ Planı Tekniği” ve Proğram Bütçe deneyimleri onun içinde bulunan sınırlılıklara karşın (aşağı yukarı yarar ölçümlemelerinde mutluluk verici çözümlerin çokaz olmasına karşın) artan ölçüde anlam kazanmışlardır.

Kentsel ekonomi kuramının durumu üzerinde bugün varılan görüş, iki önemli noktada kısıntılıdır: Önce, kentsel ekonomi, salt işin, yazarın önemli saydığı seçimi üzerinde bilgi verir. Kapsayıcı bir görüş, çalışmanın kapsamı içinde diğerlerinden daha üstün olabilirdi. Sonra, bir kent çok boyutlu bir olgudur. Kentsel ekonomi kuramı bu yüzden gerekli olduğu zaman bütünün salt bir kesimini aydınlatabilir ve olsa olsa diğer kesimlerle desteklemeye imler. Buna göre, varolan görüş geniş ölçüde bir sav taşıyamaz.

2. Nasıl ki kentleşme, kent ortamının ve kentleşmenin mesleği olduğu için sosyal çalışmayı ilgilendirmektedir; kentsel ekonomi de aynı nedenle sosyal çalışmayı, hatta daha derinden, ilgilendirmelidir. Çünkü, sosyal çalışma kuramsal olarak kentlerimizde işleyen bir meslek olmasına karşın kentlerimizde istendiği gibi işlememesinin birçok nedeninden biri de kentlerin ekonomik yapılanması içinde sosyal hizmetlere düşüncede ve eylemde yeterice yer ayrılmaması, kent ekonomisinin sosyal boyutunun savsaklanmasıdır. Sosyal çalışma, kent ekonomisine ilgisini arttırdıkça kentlerde kendisine daha işlerli yer bulabilecektir. Sosyal çalışma için zengin bilgi kaynaklarından biri olan kentsel ekonomi, sosyal çalışmaya yeni bilgiler ve boyutlar kazandıracak bir disiplindir. Meslek, kentlerde nerelerde tıkandığının, nerelerde çözümsüz kaldığı sorularının yanıtlarından birkısmını kentsel ekonomi içinde bulacaktır. Sosyal politikayla ilgilenen sosyal çalışma ekonomi politikayla, kentleşmeyle ilgilenen sosyal çalışma kentsel ekonomiyle ilgilenmeye başladığı zaman kendi hareket zeminini genişletecek yeni ufuklara ulaşacağına inanıyorum.

KAYNAKÇA

MATZNER, Egon. (1971), “Zur Theorie der Stadtwirtschaft – Eine Übersicht”, in: “Berichte zur Raumforschung und Raumplanung”, Österreichische Gesellschaft für Raumforschung und Raumplanung, Wien/New York, Springer Verlag, S. 2, s. 3-11,


* H. Ü. Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Öğretim Üyesi

(*) Bunların başında Prof. Dr. İlhan Tekeli, bir dönem onunla birlikte çalışan Selim İlkin, Prof. Dr. Ruşen Keleş, Prof. Dr. Tansu Şenyapılı’yı sayabiliriz. Kendisini kentleşme alanına kilitlemeyen, ancak bu konuda dönemlik araştırma yapan birçok bilimciyi saymıyorum ki aklıma bu kategoride ilk gelenlerden biri İzmir’de Kentsel Aile araştırmasıyla Prof. Dr. Emre Kongar’dır.

(**) Egon Matzner, Avusturya’lı profesördür. Yerel Bilimler Belgeliğinde çalıştı (Viyana). Egon Matzner Avusturyalı bir kent plancısıdır. Kentlerin mekansal düzenlemesi ve ekonomik boyutları ve planlaması konusunda kuramsal çalışmaları vardır.

(***) Sözkonusu makalenin planı şöyledir: 1. Neden Kentsel Ekonomi? 2. Kentin Çözümlenmesi. 2.1. Kentin Büyümesi. 2.2. Etkinliklerin ve Kent Yapısının Mekansal Dağılımı. 2.3. Kent Gelişmesinin Modelleri. 3. Kentlerin Çözümlenmesi. 3.1. “Armature urbaine” 3.2. Brüt Ulusal Üretime Kentlerin Katılımı. 4. Kentlerin Kamusal Ekonomisi. 4.1. Kentlerin Kamusal Ekonomisinin Görevleri 4.2. Gelişmenin Kökenleri. 4.3. Kamu Bütçesinin Etkileri. 4.4. Özgül (spesifik) Sorunlar. 5. Sonuç Gözlemleri 6. Avusturya’da Kentsel Ekonomi Araştırmaları 6.1. Kentin Çözümlenmesine Katkılar. 6.2. Kentlerin Çözümlenmesine Katkılar. 6.3. Kentlerin Kamusal Ekonomilerine Katkılar. 6.4. Yeni Gelişmeler.

You may also like...

Bir cevap yazın