SIĞINMA VE GÖÇ SORUNSALI AÇISINDAN AB KOMİSYONU 2004 İLERLEME RAPORU

Prof. Dr. İlhan Tomanbay
SGDD Başkanı

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye’nin AB’ne girmesini sağlayacak görüşmelerin başlayıp başlatılmaması tavsiye kararının yeraldığı İlerleme Raporunun (Tavsiye Raporu) açıklandığı 6 Ekim 2004 gününden sonra bu Raporun tavsiyesine uygun olarak tavrını belirleyecek olan AB Konseyi’ini Türkiye ile görüşmelerin başlatılıp başlatılmaması kararını vereceği 17 Aralık 2004 öncesinde Türkiye’nin gündemi bu olayla belirlenmiş oldu. Bu süreçle AB ile 40 yılı aşkın bir sürecin çok önemli bir kavşağına gelindi. Her ne kadar herşey olumlu da gitse 14 yıllık bir sürenin kesin görüldüğü Türkiye’nin AB üyeliği Türkiye’de bir heyecan dalgasının kabarmasına yolaçtı.

Türkiye 1999 Helsinki AB Doruğu’nda aday ülke statüsü almıştı. Politik Kopenhag Ölçütlerini yerine getiren Türkiye Helsinki’de önesürülen reform ve demokratikleşme sürecini başardığı taktirde üyelik görüşmeleri “geciktirilmeden„ başlayabilecekti; bu sözler kayıtlardadır. 6 Ekim 2004 günü AB Komisyonunun “Tavsiye Raporu” (başka deyişle, İlerleme Raporu), Türkiye’nin politik ve hukuksal ölçütleri geniş ölçüde yerine getirdiği doğrultusundadır. Bu anlatımlar da kayıtlardadır.

2004 İlerleme Raporu üç ayrı belgeden oluşuyor. 170 sayfalık “İlerleme Raporu”. 1999 yılından, yani Kopenhag ölçütlerinin koyulduğu tarihten buyana Türkiye’de yaşanan tüm reformlar bu raporda değerlendirilmiş.

Adı “Türkiye’nin Üyeliğinin Avantajları ve Sorunları” olan ikinci raporda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne sözkonusu üyeliği gerçekleştiği takdirde bunun Birlik açısından getireceği sonuçlar değerlendiriliyor. Ortalama 90 sayfa.

Bu iki raporun karması olan üçüncü rapor, Kopenhag’da (Aralık 2002) Avrupa Birliği Konseyi’nin, yani hükümet ve devlet adamlarının Komisyon’a verdiği bir görevi yerine getiren, yani Türkiye’nin Kopenhag ölçütlerini ne ölçüde tutturduğuna ilişkin ve Türkiye ile ilgili olarak Konsey’e tavsiyede bulunan rapor. Bu da ortalama 20 sayfa uzunluğunda.

Rapor bütünlüğünün, Türkiye Cumhuriyetinde AB standartlarına yönelik olarak yapılan yasal düzenlemelerden, bunları uygulamalarından ve uygulama sonuçlarından, ekonomik gelişmelerden Türkiye toplumunun inanç sistemine, bunların arasında Türkiye’nin sığınmacı ve göçmen sorunlarına değin ilgilenmediği alan yok. Doğa ve hayvan hakları konusuna kadar işlenmiş, Türkiye’nin doğa ve hayvan hakları konusundaki tavrına, yaşanan gelişmelere ve çeşitli yollarla doğada yapılan tahribata değin İlerleme Raporunda belirlemeler yapılmış, düşünceler belirtilmiş.

Raporun İngilizce (257 sayfa), Almanca (273 sayfa) ve Fransızca metinleri daha raporun hazırlanması sırasında ortaya çıkarken, Türkiye için yaşamsal önemi olan raporun Türkçe metninin Dışişleri ya da Başbakanlık tarafından eşzamanlı hazırlanıp kamuoyuna sunulmaması önemli bir eksiklik. Dışişlerinin ya da bilmediğimiz başka kurumların kendileri için yaptıkları çeviriler olabilir; ancak kamuoyuna sunulan doğru bir çeviri olana değin kulaktan dolma bilgilerle ve gazetelerin yazdıklarıyla yetinmek zorunda Türkiye’nin kamuoyu.

Aslında ilerleme raporları Avrupa Komisyonu tarafından 7 yıldır hazırlanıyor. Türkiye’nin AB sürecinde ilerlemesinin izleme sonuçlarının yazıldığı bu raporun 2004 yılında yayınlananı, yedincisidir ve ilkkez bu raporda önemli ilerleme sağlandığı ortaya koyuldu. Denilebilir ki, AB Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili stratejik ereğine, her yıl stratejik bir raporla karşılık veriyor ve “katılım azmini” bu raporda değerlendiriyor.

6 Ekim 2004’te toplanan AB Komisyonu, Türkiye’yle ilgili olarak 2004’te hazırladığı ve haber olarak gazetelerde büyük yer bulan raporunda, kısaca, Türkiye ev ödevlerini yapmıştır diyor özetle ve üyelik görüşmelerinin başlamasını salık veriyor AB Konseyine. 17 Aralık’ta Brüksel’de toplanacak olan AB Konseyinin Türkiye’ye net bir yanıt vermesi bekleniyor. Türkiye’nin üyeliği görüşmelerine başlayalım ya da başlamayalım, diye.

İlerleme Raporunun anlamı şu: 6 Ekim 2004’te Avrupa Birliği Komisyonu Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi’ne, kendi en üst organına, kendi başkanlık konseyine Türkiye ile ilgili tavsiyelerde bulunuyor. Eksiklikler şudur, bu eksiklikler giderilirse Türkiye’yi üyeliğe alın, giderilmezse almayın, gibi „tavsiyede“ bulunuyor.

Bu gelinen süreçte, derneğimizin ve dergimizin konusu olan göç ve sığınma konularıyla ilgili ne gibi görüşlere yer verildiğini ele almak istiyorum bu yazıda.

Raporda sığınma ve göç konularıyla ilgili bölümler kısa tutulmuş. Ancak, gene kısa tutulan azınlıklarla ilgili bölüm geniş yankı yaptı; çünkü Türkiye’nin azınlıklar konusundaki teamüllerine ve tüzel düzenlemelere aykırı içerikler taşıyordu, ki bu, bu yazının konusu değildir.

Bu yazının konusu olan göç ve sığınma konularında rapor azınlık konusu kadar çarpıcı bir söylem geliştirmemiştir. Çünkü, daha çok Türkiye’deki gerçek durumu yansıtmış, temelsiz ve iddialı öneriler getirmemiştir.

Raporun giriş bölümünde sığınma konularıyla ilgili paragrafta Birlik Yardımı (Avrupa Birliği) başlığı altında, Aralık 2001 tarihinde Konsey tarafından “Türkiye için katılım öncesi mali yardım programı”nın uygulanmaya başlandığı ve 1995-2003 yılları arasında 1098 milyon Euro’nun çeşitli programlar için kullanıldığı anımsatılarak, 2004 Programında 235.6 milyon Euro mali yardımın Türkiye Ulusal Programı için ayrılmasını öngörüldüğü belirtiliyor. 2004 Programının harcama alanları olarak da aşağıdaki konulara öncelik verilmektedir.

Kopenhag Kriterilerine Ulaşım: 18.9 milyon Euro.

Müktesabata Uyum: 31.8 milyon Euro.  

Kamu Yönetiminin Güçlendirilmesi: 56.5 milyon Euro.

Ekonomik ve sosyal uyum: 77.5 milyon Euro.

Raporun “Adalet ve İçişleri” başlıklı bölümünde Türkiye’nin sığınma ve göç ile sınırlı sınır yönetimi konularındaki ulusal stratejilerinin uygulanmasına yardım desteğinin sürdürüleceği sözü verilmektedir.

Bu ifadenin hemen arkasından, başka projeler olarak da, (a) yargı sisteminde çocuklar için koruma ve adaletin sağlanmasının güvence altına alınmasına ve (b) belirli suçlular için gözaltı süreci olmayan (non-custodial)i gözetim tarzında çözümleri geliştirecek bir ulusal gözaltı hizmetinin oluşturulmasına yardımcı olunacağı dile getirilmektedir. AB ölçeğinde bir gözaltı sisteminin geliştirilmesi önerisidir bu. Buna koşut olarak, Rapor’a göre, Türkiye’de Jandarma’nın kapasitesinin geliştirilmesi, 2002, 2003 yıllarında başlayan ve mahkumiyetlerde “itiraflara” değil de “kanıtlara” dayalı yargı sistemine doğru olan sürecin devamını sağladığı gibi bu yasa uygulayıcı merciinin, yani Jandarma’nın profesyonelleşmesine de yardımcı olmuştur. Bunlar Türkiye için olumlu ifadelerdir.

Bu olumlu ifadeler, bizi, Jandarma’nın, herhalde, sığınma ve göç konularında da gelişkin kapasiteye sahip olduğu değerlendirmesine götürebilecektir.

Rapor’un 24. Bölümü olan “Adalet ve İçişleri Alanında İşbirliği” konusunda, ayrıca,  2003 Düzenli Raporundan bugüne gözlemlenen ilerlemeler ele alınmış ve 2003 yılında sığınma stratejisini uygulamak amacıyla bir Ulusal Eylem Planı oluşturulmaya başlandığına işaret edilmiştir. İçişleri Bakanlığı’nın sığınma başvurularının yönetimi konusunda bir iç yönerge (direktif) yayınladığı belirtilen Rapor’da, yayınlanan bu yönergenin şu anda yürürlükte olan sığınma düzenlemeleri ile 2005 yılında Türkiye’nin kabul etmeyi amaçladığı yeni sığınma yasası arasında bir köprü anlamına geldiği vurgulanmaktadır. Yeni yönerge, Rapor’da, genel anlamda olumlu (pozitif) bulunmakta, korumaya yönelik bir yaklaşıma sahip olduğu ve sığınma süreçleri hakkındaki yeni müktesebatın minimum standartlarını içine aldığı saptaması yapılmaktadır. Bu saptamanın ardından yapılan değerlendirme şöyledir: “Bu (yönerge), ayrıca başvurular için olan on günlük zaman sınırını kaldırmakla birlikte birçok sığınma başvuru kategorileri için bir “hızlandırılmış süreci” beraberinde getirmektedir. Ancak bu “hızlandırılmış süreç” altında izlenecek adımlar konusundaki belirsizlik kimi kaygılara yol açmaktır.”

Rapordan edinilen bilgilere göre, genel anlamda, Türkiye’ye gelen sığınmacı rakamlarında bir düşüş yaşanmıştır. Buna karşın, Afrika ve çoğunlukla Somali, Sudan, Eritre ve Etiyopya’dan Türkiye’ye gelen sığınma başvurularında kaydadeğer bir artış görülmüştür. Hala geçmiş yıllardan kalan en yüklü davaların (caseload) başında İranlı göç ya da sığınma başvuruları nedeniyle açılan davalar (%70) gelmektedir. Türkiye’ye, Irak’tan çok az yeni başvurular olmasına rağmen geçmiş yıllarda yapılmış birçok başvurunun hala sonuçlandırılamadığı belirtilen Rapor’da 2004 Ocak’ında, Türk hükümeti ile BMMYK ve Irak’taki otoritelerin Kuzey Irak’tan gelen Türk sığınmacıların geri dönüşleri konusunda geniş bir anlaşmaya varıldığı önesürülmektedir.

Rapor, Türkiye’nin, sınırlarında, yabancılar için “geri gönderilmeme” (non-refoulement) ilkesini uyguladığını ve sığınma başvurularının BMMYK ile işbirliği içerisinde ele alındığını belirtmektedir. Ancak, sınırlarda tutuklanan yabancıların kötü niyetle davrandıkları düşünüldüğü için Türkiye Cumhuriyeti makamlarınca sığınma başvurusu yapmalarına izin verilmediklerine ve BMMYK’nın bu tip kişilere tutuklulukları süresince ulaşmakta zorluklar yaşadığına dair raporlar bulunduğuna işaret etmektedir.

Rapor’daki bir ifadeye göre, BMMYK her ne kadar Avrupa dışından gelen sığınmacı ve mültecilerin maddi gereksinimlerinin karşılanması konusundaki ilkesel sorumluluğunu yerine getirmeyi hala sürdürse de Türk makamlarının nakit para, yiyecek, giysi, sağlık ve ısınma şeklinde doğrudan yardımları sağlamayı sürdürmektedir. Avrupa dışından gelen sığınmacıların, başvurularının sonuçlandırılmasını beklerken BMMYK’dan sağlık yardımı aldıkları, geçici koruma statüsü sağlanan kişilerin de devletin sağlık hizmetlerinden yararlandırıldığı, sığınma başvurusunda bulunmuş kişilerin çocuklarının Türkiye ilkokullarında eğitim görme hakkına sahip olduğu konuları da Rapor’da yeralmaktadır.

Türkiye’nin BMMYK ile işbirliği içinde sığınma konularında eğitim etkinliklerine devam ettiği, 2003 yılı ile 2004’ün ilk yarısı süresince BMMYK’ın Türk yetkilileri için birçok seminer düzenlediği, ayrıca 527 polis memuru sığınma ve göç konularındaki uluslararası ve ulusal hukuk ile en iyi uluslararası uygulama üzerine eğitildikleri, aralarında yargıç ve savcıların da bulunduğu Adalet Bakanlığı personeline 2003 Ekim’inde uluslararası sığınmacı hukuku üzerine bir eğitim verildiği de İlerleme Raporu’nda dile getirilen noktalar arasındadır.

Dış sınırlar konusunda, 2003 yılında kabul edilen Bütünleştirilmiş Sınır Yönetimi Stratejisi’ni uygulamak amacıyla bir Ulusal Eylem Planı oluşturulmaya başlandı. 2004 yılının Mart ayında Bulgaristan ve Türkiye arasında sınır yönetimine ilişkin bir işbirliği protokolü imzalandı. Buna göre Bulgar sınır polisi ve Türk sahil koruma görevlileri iki ülkenin kara suları ve önemli ekonomik alanlarının ihlallerinin engellenmesi için beraber çalışacaklardır. Bunun yanında şüpheli gemilere ilişkin bilgi alışverişi daha aktif bir hale gelecektir. 2004 Haziran’ında İçişleri Bakanlığı bünyesinde bir Bütünleştirilmiş Sınır Yönetimi için Proje Müdürlüğü’nün kuran bir karar bakanlık düzeyinde alındı. Bu müdürlük Türkiye’de bir sınır polis teşkilatının kuruluşuna dair projelerin uygulanmasından sorumlu olacaktır.

Göç konusunda ise, 2003 yılında benimsenmiş göç stratejisini uygulamaya koymak amacıyla bir Ulusal Eylem Planı oluşturulmaya başlanmıştır. 2004 Mart’ında Türkiye yeniden kabullere ilişkin Avrupa Birliği ile müzakerelerin açılması konusunda uzlaşmıştır. Müzakerelerin 2004 sonbaharında başlaması tahmin ediliyor. Türkiye 2003 Mayıs’ında Kırgızistan ile bir yeniden kabul anlaşması imzaladı ancak uygulamaya henüz geçilmedi. Bir kabul anlaşması da Romanya ile 2004 Ocak’ında tamamlandı. Bulgaristan, Libya, Özbekistan ve Ukranya ile olan yeniden kabul anlaşmaları ile yolda. Türkiye ve Yunanistan ile imzalanan yeniden kabul anlaşmasının uygulamasına ilişkin ise yeniden kabul protokolü çerçevesinde kurulan koordinasyon komitesinin ilk toplantısı 2004 Temmuz’unda gerçekleşti. Uygulama sırasında karşılaşılan zorluklar göz önünde tutulursa taraflar protokolün daha verimli uygulanması ve uzmanlık düzeyinde daha fazla toplantılar yapılması için önlemler alacakları konusunda mutabakat sağlamışlardır.

Türkiye 1999 yılında imzalamış olduğu “Tüm Göçmen İşçiler ve Aile Bireylerinin Haklarının Korunmasına İlişkin BM Sözleşmesi’ni 2004 Haziran’ında onaylamıştır. 2003 Ekim’inde de Türkiye Uluslararası Göç Örgütü (UGÖ) nün hukuki statüsü, ayrıcalığı ve dokunulmazlıkları hakkındaki anlaşmayı onaylamıştı. Bu anlaşma UGÖ hukuki statü sağlarken ile Türkiye’deki çalışmaları kolaylaştırdı. Türkiye merkezin sınır ve göç geçişleri ile Erken Uyarı Sistemi konularında bilgi, tartışma ve değişim etkinliklerine katılmıştır. AB ile Türkiye arasında Yasadışı Göçe İlişkin Birleşik Eylem Planı’nın tamamlanmasına dair görüşmeler sürmektedir.

Sahil Koruma Komutanlığının Ege Denizi ve Akdeniz’in girişlerinde yasadışı göçe karşı gözetimini arttırdığı belirtilen Rapor’da, sahil koruma botlarının sayısının 52’den 83’e, personel sayısının da 2,726’dan 3,396’ya çıkartıldığı vurgulanmaktadır. Ve bu süreçte 2003 yılında yasadışı göçmen kaçakçılığına ilişkin Türkiye’de 937 dava açıldığı kayıtlara geçmiştir.

2000 ve 2001 yıllarında yılda hemen hemen 100,000 yasadışı göçmenin tutuklandığı ve Bugünlerde Türk resmi makamlarının yasadışı göçe karşı yoğunlaştırdıkları çabaları sayesinde göç dalgalarının Türkiye’den uzaklaştığı rapor edilmektedir. 2002 yılında yasadışı göçten tutuklananların sayısı aşağı yukarı 83,000’ne düşerken, 2003 yılında bu rakam 56,000 olarak belirlenmiştir. 2004 Ocak-Temmuz arasında tutuklanan yasadışı göçmen sayısı ise 26,680’dir. 2002 yılında 1,157 Türk ve yabancı yasadışı göçmen kaçakçısı tutuklanırken, bu sayı 2003’te 937’ye ve 2004’ün ilk altı ayında 468’e düştüğü belirtilmektedir.

Rapor’da Türkiye’de mevzuatla ilgili bir başka gelişmeye de olumlu olarak işaret edilmiştir. 2003 Ekim ayında yürürlüğe giren Yabancılar için Çalışma İzinleri Yasası’nın özelliği olarak çalışma izinlerinin artık, önceden oluğu gibi birçok değişik kurumlarca değil, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca verilmeye başlandığı öne çıkarılmaktadır.

Görüldüğü gibi İlerleme Raporu Türkiye’deki olumlu gelişmeleri bu yazıya sığdıramadığımız daha başka birçok ayrıntısına değin vurgulamış, bu gelişmelerin, ilerde çıkması olası yeni sığınmacılar yasası bakımından önemli bulunduğu belirtilmiştir.

Bu arada, Avrupa Birliği Komisyonu Raporuna mutlaka olumlu etkiler bırakan Almanya’nın Berlin Federal Parlamentosunda Türkiye’nin AB üyeliği konusunda sürdürülen görüşmelerde üç SPD (Sosyal Demokrat Parti) milletvekili tarafından (Gernot Erler, Dr. Angelica Schwall-Düren, Uta Zapf) hazırlanan ve SPD Parlamento Grubuna sunularak 18. Ekim 2004 günü onaylanan raporda AB’nin sığınmacı konusunda Türkiye’den beklentileri ile ilgili hiçbir tümce yokken, raporun Almanya’nın iç politikası ile ilgili olarak üyelikten sağlayacağı kazanımlardan biri olarak da, Türkiye’nin üyeliğe alınmasıyla artık Almanya’ya Türkiye’den sığınmacı akınının olmayacağına işaret edilmektedir. Ve devamla denilmektedir ki, “sığınma arayan biri sadece politik, dinsel inançları ve etnik kimliği nedeniyle izlendiği ülkeden geliyorsa sığınmacı olarak kabul edilmektedir. Oysa, üyelik görüşmeleriyle kabulden sonra politik Kopenhag ölçütlerini, yani, insan haklarına uyma, azınlıkların korunmasını kabul eden bir Türkiye’den sığınma başvurusu artık bir rol oynamayacaktır.” (SPD Bundestagsfraktion, Gernot Erler, MdB, Dr. Angelica Schwall-Düren, MdB, Uta Zapf, MdB. Zur Diskussion der Aufnahme von Eu-Beitrittsverhandlungen mit der Türkei. Verabschiedet vom Vorstand der SPD-Bundestagsfraktion am 18. Oktober 2004 zur Vorlage für die Fraktionssitzung am 19. Oktober 2004)

Kuşkusuz, AB’ne giriş için, AB ülkelerinden Almanya, bu görüşü dile getirirken diğer üye ülkelerin de görüşlerine bir ölçüde tercüman olduğunu düşünebiliriz. AB üyesi olan bir Türkiye’nin, aynı kendileri gibi, Türkiye’ye sığınma durumlarında sığınma sorununu (tabii ki bugünkünden başka bir anlayış ve boyutta) ortak Avrupa çıkarları doğrultusunda önemli ölçüde çözümlemiş olacaktır. Bu saptamayı İlerleme Raporunda işaret edilenlerle birlikte ele aldığımızda Türkiye’nin sığınma ve göç konularında hiç de olumsuz bir yerde olmadığı sonucu ortaya çıkacaktır.

*

You may also like...

Bir cevap yazın