TOPLUMSAL ARAŞTIRMALARDA SES VE GÖRÜNTÜ BELGELERİNİN KULLANIM DEĞERİ VE BİR TOPLUMSAL OLGU OLARAK DEPREM ARAŞTIRMALARI

TOPLUMSAL ARAŞTIRMALARDA SES VE GÖRÜNTÜ BELGELERİNİN KULLANIM DEĞERİ VE BİR TOPLUMSAL OLGU OLARAK
DEPREM ARAŞTIRMALARI

Prof. Dr. İlhan TOMANBAY
Hacettepe Üniversitesi
Sosyal Hizmetler Yüksekokulu

İçindekiler

Giriş
Günümüzün Ses ve Görüntü Belgeleri
Ses ve Görüntü Belgeleri ve Deprem
Ses ve Görüntü Belgelerinin Bilgi Kaynağı Olarak Değeri
Günümüz Ses ve Görüntü Belgelerinin Belgelenme Değeri
Ses ve Görüntü Belgelerinin Araştırma Konusu Olarak Değeri
Ses ve Görüntü Belgeleri Üzerinde Araştırma Yapma Teknikleri
Ses ve Görüntü Belgelerinin İncelenmesinde İlk Yaklaşım
Sonuç
KAYNAKÇA

Giriş

Marmara bölgesini vurup Marmara denizini acılar denizi durumuna getiren deprem ses ve görüntü belgelerinin önemini bir kez daha açık seçik gösterdi. Ulusal ve yerel düzeyde yüzlerce görüntü, binlerce ses kaynaklı iletişim aracından bölgenin ve çekilen acıların sayılmayacak denli çok kesiti gözlere önüne serildi, kulaklara ulaştı, istendik tepkiler yarattı.

İlerde tarih yazanlar ya da bugünden ve bilmeden tarih yazıcılığı yapanlar televizyon ve radyo denen ses ve görüntü belgelerinden yararlanacaklar. Televizyon denen görüntü belgesinin çekirdeğini film makaraları ve video kasetleri, radyo denen ses belgesinin çekirdeğini de ses bantları ve kasetleri oluşturur. Teknolojinin gelişmesiyle bunlara bir de ses ve görüntü kaydı yapılabilen “yoğunyuv”lar (compact disk – cd) eklendi.

Gene Marmara depreminde, çağın henüz dikkatçekiciliğini yitirmemiş buluşu internet de etkin bir işlev ve rol aldı. İnternetle kaynak ve yardım çağrıları yapıldı, yardımlar örgütlendi, yitikler arandı, depremin ayrıntıları tüm dünyaya iletildi; kamuoyu oluşturma ve toplumsal duyarlığı arttırma ereklendi; internet aracılığıyla deprem üzerine bilimsel tartışmalar ve siyaset yapıldı. Görüldü ki, internete değin ses ve görüntü belgesi olarak andığımız radyo ve ses kaseti ile televizyon ve video kasetlerinin yanına bir kardeş daha geldi: Bilgisayar ve yuv (disket).

Klasik tarih yazım araçlarının, yani kitapların, dergilerin, gazetelerin, bültenlerin, el ilanlarının, bildirilerin, insanlarla yapılan konuşmaların, röportajların vb. kayda geçtiği yazılı belgelerin ve eski fotoğrafların yanısıra tarihin kayıtlarına deprem bu araçlarla da geçecek. Hatta ses ve görüntü belgelerinin, özellikle televizyon ve internetten aktarılan bilgilerin Marmara depreminin tarihe dökümünde, araştırma boyutunda, diğer yazılı araçlardan daha çok yer tutacağını ve bilimsel araştırma için gereken ölçütler boyutunda tartışmayı saklı tutarak, sağlıklı bir araştırma için tutması gerektiğini söyleyebilirim(*).

Bu vesileyle ses ve görüntü belgelerinin araştırma alanındaki yeri, önemi ve kullanımını değerlendirmek gerekiyor.

Günümüzün Ses ve Görüntü Belgeleri

Tarih yazının icadıyla kalıcılaşmaya başladı. Estetik deyişle, tarih yazıyla başladı. Tarih bilgilerini oluşturan materyaller de incelenip yazı aracılığıyla belgelendikça tarihsel değer kazandılar. Ancak, salt yazılı belgeler değil yaşananları yansıtan her türlü araç tarihin gereçlerini (malzemelerini) oluşturur. Eski takılardan yaratılan sanat yapıtlarına, su içilen testilerden yemek yenen kaplara, her türlü üretim aracından her türlü tüketim aracına tüm kullanım araçları bu kapsamdadır.

Tarih bilimi bu her türlü araç ve gerecin düzenlenip, çözümlenip, belgelenip yazılı yorumları üretildikçe gelişti. Genel anlamda, araştırma konusu yapıldıkça, gelişti.

Toplumsal araştırmalar toplumsal yapıyı ve toplumsal yaşamı çözümleyerek toplum konusunda insanlara ışık tutar. Toplumun incelenmesi toplum üzerine sağlıklı ve ayrıntılı bilgiler vererek, genellemelerle sonuçlar çıkartarak ilgili konularda daha sağlıklı kararlar alınmasını, daha sağlıklı düşünülmesini, daha sağlıklı uygulamalarda bulunulmasını sağlar.

Toplumu tanımak, ayrıntılarıyla bilmek, onu daha iyi işleyerek sorunlarının çözümünde daha geçerli yolları bulmakta, toplumu daha yaşanır duruma getirebilmekte toplumsal araştırmalar büyük yararlar sağlarlar.

Toplumun incelenmesi, karmaşık bir yapının araştırılması çok boyutlu bir işlemdir. Hem yaygın, hem derinlemesine araştırmayı gerektirir.

Araştırmanın yaygınlığı, yani, olabildiğince çok görüngüyü, olguyu, olayı, maddeyi, her türlü araçgereci araştırmaya konu olarak alıp çözümlemesini yapmaktır. Derinliği de eldeki veriye ve onun tarihine, çevresine, kullananın ya da yaşayanın ekonomik, sosyal, ruhsal ve kültürel özellikleri gibi sınırsız değişkene dayanan titiz bir inceleme gerektirmesidir. Derinlemesine araştırma, çözümleme yapılacak konu üzerinde olabildiğince bilgi sahibi olmayı gerektirdiği gibi yöntembilim tarafından geliştirilmiş özel teknik ve araştırma yöntemlerinin bilinmesini zorunlu kılar. Olaya ruhsal ve öznel karışımlar artar. Bu da öncelikle araştırmacının, (a) nesnel olmasını, (b) eşduyum yapmasını koşullar.

Bunca yaygın ve derinlemesine özellikleri olan toplumsal araştırmanın kullanım araçları neler olacaktır? Bu, çok geniş bir yelpazenin bilinmesi demektir. İnsan ögesinden çoğrafyasal yapıya, tarihsel inceleme araçlarına, bu arada basılı her türlü gereçten kullanılan eşyalara, üretilen ve tüketilen nesnelere değin sayılmayacak denli geniş bir alanda herşey, araştırma konusunun araçları olarak kullanıma açıktırlar.

“Sosyal olguların çeşitli ve sayısız denecek kadar çok sayıda değişik belgelerde izi kalır.” diyor Duverger (1973, 96). Bu çok çeşitli belgelerin toplumsal araştırma açısından belge değerleri vardır ve bu araçların genel bir çerçeve içinde izlenmesi bu yazının konusudur.

Kaba bir ayrımlamayla ilgi alanı ve üstünde çalışılan kaynak yönünden üç çeşit araştırma söylenebilir. (a) Alan araştırması, (b) Kitaplık araştırması, (c) Ses ve görüntü belgeleri araştırması. Çağdaş kitaplıklar ses ve görüntü belgelerini de korumaya aldığı ve kullanıma açtığı için iki başlık altına da alınabilir. Belki de, (a) alan araştırması, (b) masa araştırması olarak da ayrımlamak durumu yalınlaştıracaktır. O zaman kitap araştırmasıyla ses ve görüntü belgelerinin araştırılması ikinci kategoriye girerler.

Elbette bu tür ayrımlar anlatımı yalınlaştırmak için yapılmaktadır. Yoksa her kategorinin birbirine yakınlıkları vardır. Ses ve görüntü belgelerinin araştırılması salt masada olamayacağı için aynı araştırma türü alan araştırmasıyla da içiçe olabilir. Ancak, genellikle alan araştırması teriminden insanlarla ve doğal çevreleriyle iletişim kurularak gözleme ve sormacaya (anket) dönük çalışmalar anlaşılır. Kitap araştırması deyiminden ise masa araştırması ve salt masabaşında eski ve yeni kitapların, yazılı kaynakların incelenmesi akla gelir.

Araştırma tarihinde son zamanlara değin, yaygın olarak, alan ve kitaplık araştırması olarak belirttiğimiz araştırmalar yapılmıştır. Yalnız son birkaç on yıllar içindedir ki fotoğrafın, hareketli fotoğrafın (sinemanın), ses kayıt tekniklerininin (plak, kaset, bant, video vb) ortaya çıkması bu alanlarda yaratılan ürünlerin de araştırma konusu olması sonucunu getirmiştir. Ancak bunlar yazılı gereçler arasında sayılamazlar. Apayrı bir ketogoridirler.

İlk baskısı Fransa’da 1961 yılında yapılan kitabında Duverger, ses kaydı tekniğindeki ilerlemeler sayesinde sosyolojik belgelemeler için yeni bir kaynak bulunduğundan sözetmektedir (agy, 120). Zamanına göre devrimci olan bu buluş ve saptama 2000’li yıllar için çok gerilerde kalmıştır. Duverger’in, zamanına göre heyecan verici bu belirlemesini bugün şöylece geliştirebiliriz.

Resim kaydı tekniğindeki ilerlemeler sayesinde sosyolojik belgelemeler için yeni bir kaynak bulunmuştur. Kaldı ki bu resim/fotoğraf, yani görüntü kaydı tekniğinin yazı ve ses kaydına göre üç büyük avantajı vardır. (a) Yaşananları görüntü olarak anında kaydetme bugünkü teknoloji için gerçeği olabildiğince resmetmek ve duygu boyutuyla da (bir ölçüde de olsa) gözlere ulaştırmaktır. Kaydedilen resim yaşanan duyguları geleceğe yazıdan daha fazla aktarabilmektedir; (b) Kaydedilen görüntüler yazıda olduğu gibi salt tek bir madde üzerine (yazıda kağıt) değil, video banta, diskete, diske, DVD gibi değişik materyallerin (ve daha uzun ömürlü materyallerin) üzerine kaydedilebilmektedir. Hatta kayıt kökeninin bizi ilgilendirmediği bir biçimde internetten görüntüler evimizdeki ekrana yansıyabilmektedir; (c) Yazıdan çok daha fazla olan hızlılık (serilik) ve yaygınlık özelliği de günümüz görüntü teknolojisinin kağıt üzerindeki yazıya göre üstünlüklerinden üçüncüsüdür.

Duverger’in kitabının aynı parağrafındaki tümce şöyledir: “Unutulmamalıdır ki, basın gibi, radyo da önemli bir belgeleme kaynağıdır.” (agy). Bugün ise unutulmamalıdır ki, basın gibi, radyo gibi, televizyon ve internet de önemli bir belgeleme kaynağıdır. Hatta bence basın ve radyonun yaratacağı etkililik ve belgeleme öneminden çok daha büyüktür televizyon ve internetin etkililik ve belgeleme gücü. Çünkü, ses ile görüntünün aynı materyal üzerinde bütünleştirilebilmesi, televizyonda (bantta) olsun, internette (disk) olsun ses ve görüntünün etkinliklerini ve etkililiklerini, hatta, biraz spekülatif söylememe izin verilirse, geometrik denebilir derecede, arttırmıştır.

İşte genel deyimiyle “ses ve görüntü belgeleri”(*) diye adlandırdığımız tüm bu gereçlerin araştırma olayına girmesi araştırmanın alanını sayılamayacak biçimde genişlettiği gibi yeni araştırma yöntemlerinin de geliştirilmesi zorunluğunu ortaya çıkarmış ve yöntembilimde de bu sayede yepyeni gelişmeler görülmeye başlanmıştır.

Yöntembilim, “mantığın çeşitli kategorilerini ve özellikle çeşitli bilimlerin yöntemlerini aposteriori olarak inceleyen bölümüdür” (Meydan Larousse). Aposteriori (deneysel), deneye dayanarak düşünmek olduğuna ve alan araştırmalarında da deney, alanda yaşananlar ve onları süzerek seçip almak olduğuna göre, alana çıkan ve buna ek olarak ses ve görüntü belgelerini kullanan araştırmacı bilimsel bir çalışma yapıyor demektir. Deney öncesi verilere dayanan bir düşünce (apriori = deneydışı) ile yapılan araştırmanın aposteriori yaklaşımla yapılan araştırmaya göre bilimsel olmaktan uzak, yani, “felsefi” kalacağına kuşku yoktur.

Ancak bu arada araştırmanın vazgeçemediği bir kavram ve olgu olarak, görgül/deneysel (ampirik) çalışmaların bilimselliği yeterince yakalayabilip yakalayamayacağı tartışmasından hareketle, bilimsel bir boyut koymadan, bilimsel çözümlemeler yapmadan, salt görgüden/deneyden yararlanan araştırma savunduğum araştırma modeli değildir. Böyle olunca, görüntü belgelerinin bilimsel çözümleme ve değerlendirmeye konu edilmesini de savunmak zorundayız. Yani deneyselliği ussallıkla (rasyonellik) bütünleştiren ve bunu da bilimsel yöntemlere uygun olarak yapan araştırma çağımızın bilimsel araştırması olacaktır.

Bu bilimsel titizliği gözeterek günümüz ses ve görüntü belgelerinden toplumbilimsel araştırmalarda yeterince yararlanıyor muyuz? Bu yazının temel sorunu budur.

Yoksa hala, oldukça klasik ve sınırlı kalmış, sormaca (anket) aracı kullanarak salt insanların o anlık duygu ve düşüncelerine uzanarak bilim yapmayı mı sürdürüyoruz? Ya da, yaptığımızı mı sanıyoruz?

Ses ve Görüntü Belgeleri ve Deprem

Demek ki, geçmiş zamanlardan günümüze taşınan ses ve görüntü belgelerinin araştırmasal öneminin yanısıra, günümüzde saptanan ses ve görüntülerin belgesel niteliğinin de altını çizmeliyiz. Bu belgeler de yarına kalacak, geleceğe bugünün taşıyıcılığını yapacaklardır.

Ve hatta salt geleceğe birşeyler taşımaları değil, bugünün farklı bir toplumsal kesitinde kaydedilmiş ses ve görüntü araçları değişik bir toplum kesitinde inceleme, araştırma değeri taşımazlar mı? Elbette taşırlar. Bugünün Asya’sında saptanan ses ve görüntüler bize çok şeyler öğretmektedir. Türkiye’de örneğin bu alanlarda araştırma yapmak isteyenler için bu belgelerin önemi büyük olsa gerektir.

Ve hatta, içinde yaşadığımız toplum döneminde ve kesitinde saptanmış ses ve görüntülerin belgeleri o ses ve görüntü saptanmamışken içinde yaşadığımız toplum üzerine bildiklerimizden çok fazla şeyler öğretirler. Çıplak gözle göremediğimiz nice olayı, olguyu o belgeler bize göstermiş olurlar. Kısası, bu durumda o belgeler kendimizi kendimize tanıtmamızda en iyi araçtırlar.

Öteyandan, zaman zaman saptanmış sesler ve görüntüler belli bir zaman silsilesi içinde değerlendirildiğinde ve çözümlemeye tutulduğunda birbirleriyle bağıntılarını ortaya çıkarıp kolaylaştırarak toplumsal değişimin boyutlarını da bize verebilirler. Bu değişimin somuta yakın saptanmasında çok verimli araç olabilirler.

Bugün çekilen kimi yerli filmler toplumumuzun göremediğimiz kokuşmuşluğunun aynası olarak işlev yapabilirler. Günlük davranışlarımızı eleştirel gözle incelememize yardımcı olabilirler. Bize düzen tarafından gösterilmek istenmeyen hasta ve sakat yanlarımızı günümüz filmlerinde tüm çıplaklığıyla ya da araştırmasal bir çözümlemeyle görmemiz sağlanabilir. Amerika sinemasının dünyaya yaydığı günümüz toplumsal/felaket filmleriyle günümüzün toplumsal-ekonomik durumu arasında bağ aranarak önemli bulgular çıkarılabilir.

Gene günümüz kasetleri/plakları/yoğunyuvları günümüz toplumundaki değişmelerin sesli habercisidirler. Toplumda göze görünmeyen sancılar kimi plakta/kasette/yoğunyuvda romantik bir inleme, acı bir çığlık olarak kendisini ele verebilir. Toplumların, yüzyılların oluşturduğu coşkuları, sevinçleri bir plaktan ya da kasetten çözümlenebilir. Bu ses belgelerindeki mesajlar toplumumuzun ekonomik ve toplumsal yapısı üzerine hangimize araştırmaya gerek göstermeden fikir vermiyor ki?. (Parayla saadet olmaz… O ağacın altını şimdi anıyor musun?. Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.. Kahpe felek.. vb..) Kasetler, plaklar, yoğunyuvlar toplumun siyasal, toplumsal, ekonomik yapısını açık biçimde yansıtırlar. Elbette, sağlanan sonuçların sağlamlığına, diğer araştırma gereçleriyle bakıldıkça ve çeşitli gereçler birlikte değerlendirildikçe güvenilebilir. Yoksa demek istemiyorum ki salt bir plağa ya da filme bakıp, onun çözümlemesini yapmağa çalışarak toplum üzerine yargılara varmak olasıdır. Ses ve görüntü belgeleri birçok çeşitli araştırma gerecinin yanında onlarla birlikte değerlendirilmeye tutulduğunda araştırma değeri artan belgeler olurlar.

Günümüzde, deprem araştırmalarında bir heyecan ve yoğunlaşma yaşanmıştır. Gün geçmiyor ki bir grup araştırmacının, üniversite öğrencisinin, araştırma görevlisinin depremde araştırma yapma isteğini, uğraştığını, yaptığını duymayalım. Hernekadar bu araştırmalar istenen çoklukta yayınlanarak bizlere ulaşamıyorsa da araştırma yapma heyecanı ve çabalarının sürdüğü gözlemlenebilmektedir. Bu araştırmaların içeriğinin bilimsellik düzeyini de bilemiyoruz. Ancak, gözlem ve duyumlarımızdan şunu biliyoruz ki, yapılan tüm deprem araştırmaları depremi yaşayan bireylere yönelik sormaca (survey) tipi araştırmalar olmaktadır. Ayrıca bunların da aynı çevrelere birçok sormacacı gittiği için artık sıkıntı verdiği ve yanıtların istenen içtenliği yansıtmadığı da düşünülebilir.

Oysa elimizde depremi tüm şiddetiyle gözlerimize seren ses ve görüntü belgeleri var. Hem de gereksinimimizden fazla sayıda. Araştırmalarda bunlardan yararlanılmadığı görülmektedir.

Hatta, Türkiye’nin bilimsel dünyasında, arka arkaya sormacalarla yanına yaklaşılan ve o anlık duyguları test düzeni içinde yanlış doğru alınan insanlardan birkaç dakikada ayaküstü sağlanan bilgilerin bilimselliği tartışılmamakta, hatta bundan kuşku duyulmamakta iken ses ve görüntü belgeleri yeterli bilimsellikte görülmemekte, küçümsenmektedir.

Bu, toplumsal araştırmalarda Türkiye olarak işin çok gerisinde kaldığımızın göstergesidir.

Oysa, toplumsal olayları laboratuvarlarda yineleme olanağımız olmadığından, araştırma yaptığımız konuda anı saptayan belgeler toplumsal araştırmalarda büyük önem taşırlar. Öyle ki, bu tür araştırmalarda sayısal değerlendirme ve mülakat tekniklerinden hatta daha çok, gözlem, özellikle katılımlı gözlem kullanılması zorunluluğunu bize toplumsal araştırmanın koşulları dayatmaktadır. (Karşılaştırınız: Balaman, 1977, 140). Alanda yapılan araştırmalarda katılarak gözlem ses ve görüntü belgeleriyle desteklenerek en nesnel bilgilere ulaşılması kolaylaşacaktır. Bunu derken belgelerden yansıyan öznellikleri ayrıştıracak, ussal çözümlemelerin yapılabilmesi için içerik ve kaynak ve alıntı çözümlemesi gibi tekniklerin de kullanılması, kuşkusuz, gerekmektedir. Bu araştırma yaklaşımı özellikle betimsel araştırmalarda bilimsel önemdedir ve Türkiye ses ve görüntü belgelerine bilimsel değer vererek ve iyi kullanarak yaptığı araştırmalarla toplumbilimsel araştırmalarda içine düştüğü kısırlığı ve üretimsizliği aşabilir. Türkiye’de sosyal araştırmaların içine düştüğü açmaz yeni yaklaşım ve yöntemlerle kırılabilir ancak.

Biraz daha savlayarak söylemek istiyorum ki, Türkiye’de toplumbilimsel alanda yapılan bilimsel araştırmalarda kendisine yapılan siyasal baskı ve yönlendirme girişimlerini de toplumsal araştırmacılar ses ve görüntü belgelerini – doğru kullanma koşuluyla – daha çok kullanarak ve daha çok değerlendirerek (ceteris paribus) aşabilirler. Türkiye bugün kimsenin hayır diyemeyeceği ses ve görüntü belgelerine sahiptir ve bu belgeler bilimsel değerlendirilmeyi beklemektedir.

Özellikle deprem konusunda Türkiye’de araştırma belgelerinin hemen hemen sınırsızlığı bu alanda çalışan araştırmacılara ve Türkiye toplumbilimsel araştırmacılığına yeni ufukları, hem de büyük bir hızla, açacaktır.

Ses ve Görüntü Belgelerinin Bilgi Kaynağı Olarak Değeri

Ses ve görüntü belgelerinin bilgi kaynağı olarak değerleri, içinde üretildiği toplum kesitlerinin bilgi kaynağı olarak değerleri demektir. Toplumbilimciden insanbilimciye varana değin çeşitli bilim dallarında uğraşanlar için bir toplumun ya da bir toplum kesitinin gelenek ve göreneklerinin ses ve görüntülerle saptanması çok çeşitli çalışmacılar için geniş bir hazinedir. Düşünelim ki dünyada çok çeşitli toplumlar ve sayılamayacak denli çok kültürel kalıplar vardır. Toplumların renkli folklorları o toplum kesitinin yaşantısından önemli göstergeler olarak önem taşırlar. Salt Türkiye toplumunu bile düşünecek olursak davranış ve yaşama biçimlerinden folklorik özelliklerine, dansına, müziğine, yemek çeşitliliğine varana değin, içinde birbirinden çok farklı kesitler taşır. Bunların ses ve görüntü araçlarıyla saptanması aynı toplum içinde de değişik folklorların tanıtılması, araştırmalarda veri olarak kullanılmasını sağlar. Hale tarihte kalan eski dönemlerin saptanan folklor zenginlikleri, toplum kesiti ve döneminin bilinmesinde zengin bilgi kaynağı olarak karşımıza çıkar.

Yalnız folklorik özellikler değil. Belli bir tarih kesitindeki politik, ekonomik, toplumsal olaylar da salt bir kısım araştırmacılara değil insanbilimcilerden kitle psikolojisi araştırmacılarına değin geniş çalışma kesimlerine gereç üretir. Örneğin, Çörçil’in, Hitler’in ses bantları o kişiler üzerine psikolojik çözümlemeler yapmayı sağladığı gibi sıcak seslerden sözkonusu olayın derinliklerine değin, doğrunun yakalanmasına da yardımcı olurlar. Sözkonusu olayın bir kitaptan çözümlenmesiyle bir ses ve görüntü belgesinden çözümlenmesindeki önem ayrımı büyüktür.

1929 Dünya bunalımını gösteren fotoğraflar ve filmler. 2. Dünya Savaşının filmleri, Nürnberg Mahkemelerinin, Hitler’in iktidara gelişinin sesli ve görüntülü belgeleri, hatta Şarlo’nun filmleri o zaman kesiti ve dönemi içindeki çok şeyi anlatırlar. Davranış, giyim kuşam, çevresel koşullar ve olayın atmosferi üzerine büyük izler verirler.

Edith Piaf’ın plakları 1950’li zaman kesitinin Fransa’sından izleri bugüne taşımaktadırlar. Afrika’da Avrupa’lı misyonerlerin yerli halk içinde çektikleri filmler, alınan ses bantları o zaman ve olay üzerine toplum araştırmacılarına çok şeyler anlatır. Örnekleri çoğaltmak olanaklıdır.

Eğer bir toplum kesiti ya da dönemi üzerine araştırma yapılmak isteniyorsa o toplum kesiti ya da döneminin ses ve görüntülerinin araştırmacıya sunulması büyük kolaylık ve yararlar sağlar.

Günümüz Ses ve Görüntü Belgelerinin Belgelenme Değeri

Günümüz toplumsal konumunu yarına taşımak, hatta günümüzün, çıplak gözle gözden kaçan önemli gerçekliklerini yakalamak için ses ve görüntü belgelerinin saklanmasının önemi gerçekten büyüktür.

Bu konuda Federal Almanya belgeleme modelinin Türkiye için gerekli olduğu kanısındayım. Yani ele geçen hemen hemen tüm “kullanım araçlarını” “belli bir düzenleme içinde” belgelemek ve araştırmacılar için saklamak. Her belgenin büyük bir titizlikle saklanması bu belgelerin salt araştırmalarda kullanılmasını sağlamak için değildir. Aynı zamanda belli bir süre geçtikten sonra bunların gerçekten belge değerlerinin olup olmadığı ortaya çıkacak, önemli belgeleme değeri olmayanlar o süre sonunda rahatlıkla yokedilebilecek, geriye geniş ama sağlıklı bir belgelik kalacaktır. Araştırma anlayışının, belgelerin değerlerinin, belgeleme olayının öneminin tam anlaşılır düzeye henüz gelmediği açık olan ve çok değer taşıyan nice belgelerin çöp kutularında görülebildiği Türkiye’de hemen her belgenin bir süre için de olsa korunmaya alınması kanımca en sağlıklı yol olacaktır.

Ses ve Görüntü Belgelerinin Araştırma Konusu Olarak Değeri

Sesin ve görüntünün birarada kaydedilmesi sesi alınan, fotoğrafı çekilen, filme alınan olayları, kişileri, durumları saptandığı anda daha ileri bir zamana taşırlar. Olaylar, bir anda zaptedilen olgular, insanlar, değişmez durumlarda değildirler. Dirik toplum içinde saniye içinde bile sürekli değişmeler vardır. Bir de yaşanılan olaylar vardır ki aynısını aynı konumda tekrarlama olanağı bulunmamaktadır. Olaylar bir kez yaşanılır.

Kişiler, olaylar, yaratıklar ve doğal çevre… Sürekli değişken olan bunlar araştırma konusu olarak vazgeçilmezdirler. Ancak, en keskin ya da en yetenekli, en donanık araştırmacı gözü bile bir zaman dilimi içinde gelip geçen olaya ve olguları her parçasına değin, ayrıntılarına değin bellekte taşıyamaz. Bellek de her gördüğünü uzun zaman depolayamaz.

Akıp giden olaylar bir fotoğraf makinası objektifinde, bir film çekicinin objektifinde ya da bir ses alıcının mikrofonunda uzun süre ve yinelemelerle izlenecek duruma getirirler. Olayın geçtiği anda gözden kaçan çok sayıda önemli olgu daha sonraki izlemede göze çarpabilir. Dikkat çekmeyen nice özellik bir sonraki izlemede ya da diğer izlemelerde dikkat çekebilir. Ve her dikkat çeken yeni olgu ya da özellik araştırmanın güvenirliğine, sağlıklılığına yeni bir katkı demektir.

Bir başka önemli nokta da şudur. İnsan değerlendirmesi, içinde bulunulan zamana ve yere göre değişme gösterir. İnsanın sahip olduğu toplumsal değerlere, inanışlara, aldığı eğitime göre değişme gösterir. İçinde yaşanılan üretim ilişkileri döneminin ideolojisine göre değişme gösterir.

Belli bir koşul altında, bir ideolojik etkileme altında, belli bir bilgi birikimi altında ya da belli bir bilgi yetmezliği altında, belli değerler ağı içinde, belli bir toplum içinde, belli bir zaman içinde yapılan araştırmaların değerlendirmeleri, bakış biçimi o döneme ve koşullarına özgü olur. Olayların ses ve görüntü belgeleri aracılığıyla değişik bir zaman, ortam, değerler sistemi, ideolojik yapı ve yer içine taşınması aynı film, kaset, fotoğrafların izlenmesinde farklı değerlendirmelerin üretilmesi sonucunu doğuracaktır.

Çok eski ses ve görüntü belgeleri o zaman söylenen ve tarihsel gerçek kabul edilen birçok olaya zamanımızda başka gözle yaklaşmayı, başka değerlendirmeler getirmeyi zorunlu kılmaktadır. Örneğin, bugün izlenebilir ses ve görüntü belgeleri ile bir Baltacı ve Katerina olayına bakabilseydik, yazılı tarihi çok daha farklı yazmamız ya da değerlendirmemiz gerekebilirdi.

Kısası, zamanı ileriye taşımanın en canlı aracıdır ses ve görüntü belgeleri. Kitaplar, dergiler ve diğer yazılı-basılı araçlar gibi. Hatta daha da önemli.. Ayrıca, kitaplar gibi (basılı-yazılı belgeler) çoğaltılarak yayılmaları olanağı, onlardan çok geniş kitlelerin, çok geniş araştırmacı kesimin yararlanmasını sağlamaktadır. Bu da araştırma denen bilgi dalının da gelişmesini, güçlenmesini getirir.

İnsanların söyledikleri sözlerin, yaptıkları konuşmaların, söyledikleri şarkıların bant, kaset, plak olarak geleceğe kalması ya da davranışlarının, yaptıkları eylemlerin, yarattıkları/yaşadıkları olayların, mimikleriyle, jestleriyle, tavırlarıyla geleceğe kalması, başka görmeyenlere, duymayanlara ulaşması o belgelerin üretildiği zaman içindeki davranış kalıpları, folklorları, genel olarak kültürleri üzerinde de geniş bir kesimi, gerçeğe yakın bilgi sahibi kılacaktır. Filmin çekildiği zamanki giyim kuşam kültüründen sofra kültürüne, toplumsal yaşamlarının nasıl olduğundan eylem tavırlarına değin hemen her alandaki konum ilginç ve önemli bir inceleme gereci olarak kendisini araştırmacılara sunar.

Ses ve Görüntü Belgeleri Üzerinde Araştırma Yapma Teknikleri

Konuyu daha sağlam belirlemek için biraz genelden girmek istiyorum.

“Başvurulacak bilgi kaynakları yapılacak incelemenin tipine göre, kişinin ilgisine göre değişiklik gösterir. Duverger bu araştırma kaynaklarını üçe ayırmış.

a) Yazılı belgeler (kitaplar, gazeteler, belgelikler vb.)

b) İstatistikler (sayılamalar)

c) Diğerleri (filmler, fotoğraflar, plaklar, kasetler, araçlar, aletler, günlük kullanım eşyaları vb.) (agy, 96)

Biz bunu, örneğin bir belgeyle, sayılamayı da zaman zaman birbirinden ayıramayacağımızı düşünerek ikili ayrımlamaya indirebiliriz.

Araştırma için gerekli bilgi kaynakları böylelikle,

a) Yazılı belgeler (gazeteler, kitaplar, sayılamalar vb),

b) Ses ve görüntü belgeleri (tüm ses ve görüntü belgeleri ve her türlü günlük kullanım araçları)

diye ayrımlanmış olur.

Ancak, konuyu daha belirginleştirmek istersek ikinci kategoriye de

a) Basılı-kayıtlı kaynaklar (ses ve görüntü belgeleri)

b) Eşyalar, aletler, araçlar vb. diye ayrımlama yapabiliriz.

Bu yazıdaki konumuz, birincisidir.

Duverger, kitabında yazılı ve istatistik belgeler dışında kalan “diğer belgeleri” şöyle ayrımlamaktadır.

a) Teknik nitelikteki belgeler (silahlar, günlük araçlar, evler vb.)

b) İkonografi ve fotografik belgeler,

c) Fonetik (sesbilim) ile ilgili belgeler (agy, 114a).

İkonografi, eski zamanlardan kalma sanatsal ve dinsel anlamları olan kullanım eşyalarıdır. Duverger bunları “fotografın dışında kalan herşey” olarak belirlemektedir (agy, 117). “Desenler, resimler, heykeller” ikonografik materyallerdir. Bizim konumuz bu olmadığına göre Ozankaya’nın belirttiği ayrımlamaya uyacak ve fotoğrafik belgeleri ikonografik belgelerden ayırıp fonetik belgelerin yanına koyacağız. Ve tek bir kavramla, “ses ve görüntü belgeleri” diyeceğiz (1984, 32).

Ses ve Görüntü Belgelerinin İncelenmesinde İlk Yaklaşım

Ses ve görüntü belgelerinin incelenmesinde ilk yaklaşım gözlem olmaktadır. Duverger, gözlemi önce ikiye ayırmaktadır (Duverger 1973, 95).

a) Dolaylı gözlem (plak, kaset, film fotoğrafların çözümlenmesi, ki bizim ses ve görüntü belgeleri üzerinde yapılan gözlem türü budur.)

b) Dolaysız gözlem (İlgili kişilerle yapılan görüşmeler, konuşmalar gibi doğrudan çözümleme biçimi.)

Dolaysız gözlemi de ikiye ayırıyor Duverger.

a) Yaygın gözlem (geniş bir araştırma alanı üzerinde yapılan..)

b) Yoğun gözlem (bir kişi üzerinde derinlemesine yapılan..)

Ozankaya kitabında Duverger’in bu ikili ayrımlamalarını birleştirerek şöyle getiriyor.

a) Belgeler üzerinde yapılan gözlem, ki bu belgelerin yazılı, sayısal ses ve görüntü belgeleri diye ayrımlandığını söylemiştik.

b) Kapsamlı gözlem,

c) Yoğun gözlem (s. 31).

Gene Ozankaya bu üç tür gözlemin yapılabilmesi için gerekli teknikleri, işlemleri şöyle sıralıyor. Belgeler üzerinde gözlem yaparken başvurulan işlemler:

a) Belgelerin içeriğinin yorumlanması,

b) Dış koşullarının belirlenmesi (hangi ortamın ürünüdürler),

c) İçerik çözümlemesi.

Bu teknikler konumuzu ilgilendirmediği için açıklamalarına girmeyeceğim. Ayrı çalışmayı gerektiren bu açıklamalar sözkonusu kitapta yeterince vardır (s. 32a).

Kapsamlı gözlem, yani çok kişiyle gözlem yapılırken başvurulması gereken işlemler:

a) Örnekleme,

b) Soru kağıdı hazırlanması,

c) Araştırma grubunu oluşturan bireylerle görüşmeler yapmak,

d) Görüşme sonuçlarının sayımı,

c) Araştırma sonuçlarının yorumlanması ve yazılması.

Yukarıda adıgeçen örnekleme, inceleme konusunu oluşturan bütünün belli yollarla seçilen temsil edici bir parçasıdır. (agy, 33a)

Yoğun gözlem için başvurulan işlem türleri de şunlardır:

a) Tam özgür görüşmeler (Örneğin, üzerinde araştırma yapılan kişiyi tanıyanlarla yapılabilecek olan, konu ve zaman sınırlaması olmayan görüşmeler)

b) Derinlemesine görüşmeler (Örneğin, üzerinde araştırma yapılan kişiyle yapılabilecek zamanı ve konusu sınırsız görüşmeler)

c) Sınırlı görüşmeler (Zamanı da konusu da sınırlanmış görüşmelerdir ki, örneğimizde bu tür görüşmenin konunun uzmanlarıyla yapılması uygun olur.) (agy, 34a)

Konunun teknik yanıyla ilgili söylenebilecek bir önemli nokta da şudur. Toplumbilimin araştırma yöntem ve araçlarının birincisi gözlem ise ikincisi de düzenli çözümlemedir. Düzenli çözümlemeyle gözlemin birarada olması gerektiğini belirten Ozankaya, “çünkü, demektedir, kuramlar, varsayımlar gibi düzenli çözümleme araçlarına başvurmadan olgular yığını içinde neyi gözlemlemek gerektiğini bilemeyiz. Ağaçlar yüzünden ormanı göremeyiz. Öteyandan somut olgulara dayanmadan, fildişi kuleye kapanıp geçerli kuramlar geliştirmek de olanaksızdır.” (s. 31)

Düzenli çözümlemede “sözkonusu olan gözlem yoluyla elde edilen bilgilerin belli ölçüler içersinde, belli ölçüler ve yollarla çözümlenmesi ve yorumlanmasıdır.” (agy, 35)

Düzenli çözümleme amacıyla yapılan işlemler şunlardır:

a) Örnekleştirme (tipleştirme), sınıflandırma.

b) Varsayımlar ve kuramlar geliştirme.

c) Deneyim yapma.

d) Karşılaştırmalı yöntem.

e) Matematik ve grafik çözümleme yolları. (agy, 35-40)

Bu açıkladığımız tüm yöntembilimsel bilgilerin ardındaki amaç da, konumuzu ilgilendiren belgelerin hangi araçlar, yöntemler, teknikler ve işlemler aracılığıyla incelenebileceğinin gösterilmesiydi.

Bir araştırmada kullanılan yöntem ve teknikler, araştırmanın ya da araştırmada ele alınan gereçlerin gerektirdiği biçimde değişkenlik gösterecektir. En uygun yöntem ve tekniklerin bulunması, geçerlik ve güvenirliği en yüksek araştırma sonuçlarına ulaşılmasını sağlayacaktır.

Sonuç

Tüm bu araştırma yöntem ve tekniklerinin kullanılarak Marmara ve Düzce depremlerinde ve, evlerden ırak, bundan sonra yaşanabilecek depremlerde daha güncel, daha canlı toplumsal araştırmalar yapılması umut edilir. Depremle ilgili bugüne değin yapılan az sayıda araştırmalar ile bilebildiğimiz ve yayınlanmayan üniversite öğrenci araştırmaları ile bilimsel aşama için yapılan araştırmaların tamamı sormaca yoluyla olaydan etkilenenlerden toplanan bilgilere dayanmaktadır(*). Oysa, deprem gibi, çok boyutlu olgular üzerine daha ayrıntılı ve daha derinlemesine bilgilerin süzülebileceği en verimli kaynaklar ses ve görüntü belgeleridir. Yayınlanan binlerce metraj film, doldurulan binlerce kaset, birçok yazı, ses ve görüntü aktaran internet sayfaları araştırmacıların, özellikle toplumsal araştırmacıların ilgilerini beklemektedir. Ses ve görüntü belgeleriyle yapılacak deprem araştırmaları, biryandan, yeni, değişik ve gerçeği daha fazla yansıtan araştırmaların ortaya çıkmasına yarayacağı gibi, Türkiye’de klasik toplumbilimsel araştırma anlayışının aşılmasına ve toplumbilimsel araştırmacılığın da yeni bir ivme kazanmasına vesile olacaktır. Yapılması gereken toplumsal araştırmalarla ilgili eski bilgileri, yeni gereçlere uyarlamaktan ibarettir.

KAYNAKÇA

BALAMAN, Ali Rıza. 1977, “Katılarak Gözlem Tekniğinin Önemi ve Uygulamayla İlgili Kimi Öneriler”, iç: KARABAŞ, Seyfi/Yaşar YEŞİLÇAY (Derl.), Türkiye’de Toplumsal Bilim Araştırmalarında Yaklaşımlar ve Yöntemler Semineri. ODTÜ 17-19 Aralık 1976, Ankara. ODTÜ, s. 135-145.

DUVERGER, Maurice. 1973, Metodoloji Açısından Sosyal Bilimlere Giriş, Ankara: Bilgi Yy.

MEYDAN LAROUSSE

OZANKAYA, Özer. 1984 (5. Basım), Toplumbilime Giriş, Ankara: S Yy.


(*) Örneğin, yazılı kaynaklardan daha nesnel sonuçlar çıkarılabilir, görsel kaynaklar daha duygulara seslenir, gibi tartışmalar, bu özellikler göznünde tutularak araştırma yapıldığı taktirde araştırmanın bilimselliğini o denli olumsuz etkilemeyecektir.

(*) Görülüyor ki artık, ses ve görüntü belgeleri dendiğinde eskiden salt fotoğraf ve resimler, şemalar anlaşılmaktaydı. Şimdi  buna hareketli resimler (film) ve hareketli yazılar (internet) girmiştir. Bu yazıda ses ve görüntü belgeleri kavramından asıl, teknolojik olarak son gelişen hareketli görüntü belgeleri anlaşılmalıdır.

(*) Bu tür araştırmalardan birkısmının anıldığı, birkısmının irdelendiği, tarafımdan yazılan bir yazının, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu’nun, ilk sayısı Ekim 2000’de çıkacak “Sosyal Hizmet Dergisi”nin ilk sayısında yayınlanması kararı derginin Yayın ve Danışma Kurullarından çıkmıştır. Bakılabilir. Yazının adı: “Deprem, İnsan ve Sosyal Hizmetler”

You may also like...

Bir cevap yazın