SOSYAL YAKLAŞIMLI MEKANSAL KENT DÜZENLEMESİ, ANKARA VE BİR KENTBİLİMCİ: CAMİLLO SITTE

Doç. Dr. İlhan TOMANBAY
Hacettepe Üniversitesi
Sosyal Hizmetler Yüksekokulu

GİRİŞ

Son yıllarda Ankara’nın kentsel olarak yeniden yapılanmasında önemli atılımlar göze çarpıyor. Geçtiğimiz yıllarda Hacı Bayram alanı ve Portakal Çiçeği düzenlemesine, Kale’deki restorasyonlardan metro ve Ankaray inşaatına değin birçok proje Ankara’nın çehresini değiştirdi. Buna bir de kentiçi yeni alt ve üst geçitlerle köprüler eklendi; ekleniyor. Bu kentsel mekan düzenlemesinde konuyla ilgili plancıların ve projecilerin konuya bakış açısı kentin görünümünü belirliyor. Bu açıdan bu bakış açısı çok önemli.

Avrupa’da kentlerin gelişen sanayileşme ve karmaşıklaşan toplum yapısına koşut gelişme gösterdiği 20. Yüzyılın başlarında gerek Avrupa’da, gerek ABD’de yeni kentleşme anlayışları bu kıtaların kentlerinin bugününde yansıyan özellikler taşıyorlar. Bir patlama olarak kentlerin gelişen çağa uygun olarak yeniden düzenlenmesinde ortaya çıkan anlayışlar zamanının ekonomik refah, beklenti ve çıkar ilişkilerine olduğu denli toplumsal düzeyine de uygundu.

Kentlerin mekansal düzenlemesinin sosyal ya da antisosyal olup olmadığı tartışmaları henüz Türkiye’ye girmedi. Türkiye’de henüz kentlerin sosyal boyutu da işlenmedi. Oysa bu tartışmalar 1800’lerdenberi Avrupa’da yapılıyor. Türkiye’de kentleşme dediğimiz zaman önce yapılanma anlaşılır. Biraz zorlarsanız kentlerde verilen hizmetleri düşünürsünüz. Burada durur(*). Oysa kentlerin bir de sosyal boyutu var. Çünkü orada insanlar yaşıyor. Binalar ve kent hizmetleri de insanlar için.

Kent dediğiniz zaman salt kentsel teknolojiye saplanırsanız yanılırsınız. Kentsel teknoloji kentlerin sosyalliğini yıkıyor; antisosyal kentler yaratıyor. Sosyal hizmetin daha az sorunla daha rahat çalışabileceği, bireylerin duygu ve beyin gerilimlerinin daha az yoğunlukta olabileceği mekansal düzenlemeler sosyal hizmet mesleğini kentsel ortamda daha bir kişilikli ve başarılı olarak günışığına çıkaramaz mı? Kentsel teknoloji kent ögesinden önce insan ögesi ön alınarak kullanılamaz mı?

Sosyal anlayış içinde düzenlenen kent insanı yabancılaşmaktan uzak tutar, insanlararası iletişimi ve yakınlaşmayı özendirir, kolaylaştırır; sosyal kurum ve kuruluşlar arasında eşgüdümün gerçekleşmesine engel olacak ya da zorlaştıracak etkenleri barındırmaz ya da enalt düzeyde barındırır. Kentte yaşayan bireylerin kendileriyle ve çevreleriyle barışık bir atmosfer sunar. Sosyal kent insanların kentidir. Burada insanlar kentin ögesi değildirler; kent onların yaşamsal rahatlık ve sosyal coşkularında araç ve pekiştireçtir.

Keleş ve Ünsal’ın 1982 yılında yayınlanan araştırması “Kent ve Siyasal Şiddet” adını taşır(*). Kitapta siyasal şiddete kaynaklık eden sosyoekonomik ve psikolojik yaklaşımların, sosyoekonomik ve siyasal yaklaşımların yanısıra gene sosyoekonomik kentbilimsel yaklaşım yok mudur? Kentin mekansal düzenlenmesinde şiddeti kolaylaştıran, ortam hazırlayan, ya da etkilerini azaltan ögeler düşünülemez mi? Salt siyasal şiddet değil, sosyal şiddet de vardır ve yoğunluğu kentsel ortamlarda kentsel düzenlemeye koşut olarak artar ya da azalır(*).

Öyle bir kentsel mekan düzenlemesi yaparsınız ki insanlar o kente ve birbirine yabancılaşırlar. Bu da sosyal hizmete yeni ve yoğun bir sorun yaratılmış demektir. Öyle mekanlar yaratırsınız ki kentsel gerilimden uzak, ancak gene bir kentte yaşarsınız; ve sosyal hizmetlerle barışık, gerektiği düzeyde iletişim kurarsınız; gerilimsiz.

ABD’de Haussemann kağıt üzerindeki oluşturduğu, bir bakıma yapay tasarlanmış kentleri uygulamaya aktarırken, Avrupa’da Sitte doğanın seçimi olan, doğayla bütünleşen kentleri oluşturmaya çalışıyordu. Haussemann’da masaüstü projeciliğin ürünü olan, cetvelle çizilmiş kent mekanları ortaya çıkarken, Sitte’de doğanın yumuşak hatları insan yaşamının belirleyicisi oluyordu. Sitte, Avrupa kentleşme akımına imzasını attı. Bugün hala, kısmen, yürürlükte. Özellikle, eski kent dokularının korunması anlayışında Sitte yaşıyor. Bunun en güzel örneklerinden biri Viyana. Birçok yeni ABD kentleri ise Haussemann’ın ürünü.

Haussemann ile Sitte kent ve insan iletişimi ve birlikteliğinin iki ayrı modelidir. Haussemann daha çok kent insan iletişimini zorlaştırır ve bu konuda sosyal hizmet mesleğini etkin olarak devreye sokar bir yapı geliştirirken, Sitte kent ve insanı bütünleştiren anlayışıyla sosyal hizmete daha sıcak bakar. Sosyal hizmetin işlemesini yumuşaklaştırır.

Ankara’nın mekansal düzenlenmesinde hangi anlayış ve akımların etkisi daha baskın diye düşünürken, aklıma Sitte geldi. Özellikle kent merkezi mekansal düzenlemesinde Ankara’nın Sitte’nin kentleşme anlayışına gereksemesi var gibi geldi bana. Bu nedenle bu yazıda Sitte’yi ve onun kentleşme anlayışını anmak istedim. Hem bu anlayışın salt Ankara için değil, öteki Türk kentleri için de kullanılabilir bir anlayış olduğunu düşünüyorum.

SİTTE ÜZERİNE

Camillo Sitte Avusturyalı bir kentbilimci ve kent plancısıdır. Türkçe kaynaklarda üzerine hemen hemen hiç bilgi yoktur. Kendisiyle ilgili iki Türkçe kaynakta bilgi bulabildim ve o iki Türkçe kitabı da bu çalışmada kullandım. Diğer kaynaklar Avusturya’da yayınlanan makale ve kitaplardır.

Camillo Sitte (17.4.1843-16.11.1903) Viyana doğumlu olup anası, Theresia Schabes Güney Avusturya’da Grafenschlag’da, babası Franz Sitte, Avusturya’nın Kuzey Böhmen bölgesinde Weissenkirchen’de doğmuşlardır. Sitte gene Viyana’da ölmüştür.

SİTTE’NİN KENTLERİ

Camillo Sitte daha çok kentbilimin mekansal düzenlenmesiyle uğraşmıştır. Başta Viyana olmak üzere birçok kentin planlanmasını yapmıştır. Getirdiği kent planlaması görüşü, Fransız Georges Eugene Haussmann’ın savunduğu teknik düzenlemesiyle mekanik ve geometrik kentlere karşı olmak üzere, doğal güzellikleriyle bütünleşmiş, yeşili ve eski yapılarının korunması önem taşıyan, eski kentlerin havasının çağdaş yorumla korunduğu, keskin cadde ve yapı hatlarına karşı yumuşak hatlı cadde, sokak ve yapıları savunan bir kent düzenlemesi görüşüydü. Bu görüş, kanımca, kendisinden önce ortaya çıkan Güzel Kent akımının geliştirilerek çağdaşlaşmışı olsa gerektir.

Sitte, kentleşme konusunda estetiğe önem veriyordu. Yeşil alanlar, mekansal süslemeler Sitte kent anlayışının karakteristikleridir(*). Bu açıdan çağının anlam taşıyan kentbilimcilerindendir Sitte. “Yaşamının en önemli araştırması”, belki de ana yapıtı “Sanatsal Temelleriyle Kentçilik” (Der Staedtebau nach seinen künstlerischen Grundsaetzen, 1889, Viyana) adlı yapıtıdır. Sanatsal yaratıcılık sorunu Sitte’ye göre, kentsel örgenin temelinde yatan yaşamsal sorunların çözümünden ayrılamaz. Eski ilkelciliği sert biçimde eleştirerek, çağdaş kentsel gelişmenin sorunlarının çözümünü tamamiyle yeni ve ayarlı bir biçimde düzenleme yöntemini geliştirdi ve sundu.

Milyonluk kentlerin dev boyutlarını değerlendirirken bile Sitte’de ana motif estetik doğadır. “Herşeyden önce dev boyutlardır bizim büyük kentlerimizin ulaşacağı boyutlar. Ama onlar bütün köşelerde eski sanat biçimleri çerçevesinde patlayacaktır.” (Sitte, 1909, 117). Sitte, genişletilmiş ölçülerin kentsel yığışmasına estetik etkilerin getirilmesinde salt kestirmede bulunmaz ve salt önermez, tersine, bu denetimsiz ve kaossal kötü yapıların estetik olmadan toplum için sürekli tehlike oluşturduğunu söyleyerek kentsel estetiği zorunlu olarak öngörür.

Sitte, nüfus, yeşil alan ve konut üçlüsünün bütünlüğünü gören bir kentbilimcidir. Kentleşmede konut alanlarının ve yeşil alanların planlanmasında ele aldığı ölçüt kent sakinlerinin sayısıdır. Yani, kenti doğal çevresi ile birlikte oluştururken elinde veri olarak kullandığı ana değişkenlerden başlıcası insandır.

Ana değişkenlerin ikincisinin de doğal ortam olduğunu hemen söylemeliyiz. Bu görüşlerinin ekseninde şu açıkça ortaya çıkıyor. O, imar planının düzenlenmesinde doğal koşullara anlamlı bir rol yükler. “Arazinin engebeliliği, varolan akarsular ya da yollar zor kullanılarak ortadan kaldırılmamalı, bunlar ortadan kaldırılarak kuru bir alan yaratmaya zorlanmamalıdır. Tersine bu engebe ve doğal görüntüler, çeşitli düzensizlikler korunarak yaratılacak olan kentler için memnun edici nedenler olarak değerlendirilmelidir.” (agy, 145). Bu görüşünün ardından bu yaklaşımı salt düzensizlikleri yeğlediğinden getirmediğini belirterek, böyle bir yaklaşımın doğal engellerin kaldırılmasındaki büyük maliyetleri de önleyeceğini anımsatıyor (agy).

Yukarıdanberi saydığımız kentsel anlayışının mantıksal sonucu olarak Sitte, modern konut bloğu dizgesini protesto etmiştir.

Camillo Sitte’nin getirdiği özgün görüşlerin en önemlisi ve boyutlusu yukarıda ele aldığımız görüşlerdir. Bu görüşleri dışında kent planlamasına verdiği önem, çağına göre değer taşır. Yeni kentsel bölgeler için kentleşme planlarının islahını herhangi bir programa dayanmadan yapmayı kuraldışı sayar. Belirli bir program olmadan bir kentleşme planı yapmanın çılgınlık olduğunu söyler. Çünkü, der, kentsel proğram yapmadan uygun bir bölgenin nasıl geliştirileceğinin yolu bulunamaz (agy).

Camillo Sitte’nin, çağını etkileyen  en önemli özgün görüşü, eski kentleri, boyutları necek büyürse büyüsün, milyonluk kentler de olsa doğal estetiği içinde koruma çabasıdır. Onun bu çabası iki yönde eleştirilmektedir. Olumlu eleştiri, çeşitli değişkenlere bağlı olarak büyüyecek olan kentlerin bu gelişmeye tutsak olup kuru, teknolojik, beton yığını ve caddeleri düz, trafikle sıkışmış, motor ve fabrika gürültüsü yaşamı boğan, yeşilden çok betonun gözleri aldığı keskin ve düz hatlı ve yukarıya  doğru yükselen kentler olmasına bir ölçüde direnmeye çalışması ve topoğrafik özelliklerin estetik kayguyla kullanıldığı, eski yapılarının korunduğu, caddelerinin kıvrımlı, olabildiğince trafiğe boğulmamış, yayaların kullanacağı geniş alanların bulunduğu, bol yeşilli dinlenme parklarının gürültüden uzaklaştırmak için yüksek duvarlarla çevrildiği meydanlarında havuzların olduğu, suların aktığı ve bu alanlara araçların giremediği bir kenti geliştirmeye çalışmasıdır. Nüfussal ve teknolojik gelişme necek kentsel yapıyı değişime tutarsa tutsun, necek mekanize bir biçime sokarsa soksun, insanın beton ve teknik içinde yitip gitmediği doğal kent estetiğini korumaya çalışmayı Sitte’nin saygıya değer bir çabası olarak anmak gerektir. Sitte bu anlayışını geliştirirken, örneğin, kentlerin nüfusunun belli oranda tutulması, küçük kentlerin yaygınlaştırılması, yeni teknolojinin kentlere girmemesi gibi önerilerle gericiliğe düşmemiştir. Tersine, milyonluk kentleri doğal estetiği içinde imgelemeğe çalışmış, bunun yol ve yöntemlerini aramıştır. İnsanı kentsel düzeyde yabancılaşmadan kurtarmaya çalışan böyle bir yaklaşım savunulmalıdır.

Sitte’ye getirilen olumsuz eleştiri, onun, feodal kentleri özlediği, toplumun teknolojik ve kapitalist gelişmesinin zorunlu kıldığı gelişmeyi göremediği üzerinedir. Toplumların doğal gelişme yönlerine kentsel düzeyde direnerek geçmişi özlediği, geriyi yaşatmaya çalıştığı eleştirisi yapılmaktadır. Tekeli’ye göre Sitte ortaçağ ya da feodal dönem kentine dönüşü öneriyordu. Gene Tekeli’ye göre, Sitte’nin getirdiği öneriler, çağıyla ilişkisini gerçekçi biçimde kavrayamadığını göstermektedir. O geçmişin romantik bir biçimde tekrarını özlemektedir. Sitte kentleri sanayi öncesi kentlerinin erdemlerini yücelten kentlerdir.

Sitte, çağında kentbilimini, Avrupa kentlerinin yeniden inşaasında da birçok Avrupa kentini etkisi altına aldı. Öncelikle kendi kenti Viyana Sitte’ye konu ve uygulama alanı oldu. Lonra’nın yeniden inşaasında da etkileri görüldü (Krier, 1984, 28a).

TÜRKİYE VE SİTTE

Türkiye’nin kentleşmesine Sitte’ciliği uyarladığımızda ilk söylenmesi gereken, Atatürk zamanında Ankara’ya çağrılarak Ankara’nın imar planı yaptırılan Hermann Jansen’in “ılımlı bir Sitte’ci” olduğudur (Mithat Yenen’e göre) (Tekeli). Profesör Jansen’in Ankara yarışmasını kazanan projesi Sitte’cilerin yayın organı olan Staedtebau dergisinde yayınlanmıştı. Bu görüşe dayanırsak Ankara’nın kentsel planlanmasında Sitte anlayışının izlerini aramamız gerekir. Ne derece vardır, ayrı bir çalışmanın konusudur, ancak Mithat Yenen’in görüşünü sayıltı olarak alırsak Ankara’nın ilk kent planında Sitteciliğin izlerinin varlığını kabul etmemiz gerekecektir.

Tekeli’ye göre Türkiye kentlerinde Camillo Sitte’ciliği destekleyebilecek ideolojik oluşumlar doğabilecektir (agy). Türkiye’de doğduğunu gördüğümüz batılılaşmaya karşı çevreler için geçmişteki sanayi öncesi kent yapısını yücelten böyle bir akım işlevsellik kazanabilir. Hatta batılılaşmaya karşı olmayan ve onu kendi aracılığı ile gerçekleştirmek isteyen ulusal burjuvazi içinde Camillo Sitte’cilik işlevsel olacaktır. Levanten kesimin getirdiği batılı değerleri ve yaşantıyı yadsıyan bu kesim ulusal burjuvazinin yeni yaşantısını kurmak için kendi ulusal kaynaklarına yönelmek ve onu yeni koşullarda yorumlamak istemektedir. Böyle bir ideolojik çerçeve içinde de geçmişteki kentlerin değerlerini yücelten Camillo Sitte’cilik kendine bir yer bulabilecektir. Tekeli’nin bu görüşüne şunları eklemek belki yararlı olacaktır. Türkiye’de eski kent olayı çok azdır. Belli büyük ve küçük kentler dışında tarihsel kent Türkiye’de yoktur. Dolayısıyla o eski kentler için bu görüş geçerli olacaktır. Ankara gibi kuruluşu yeni kentlerde eski değerlerin yaşatılması kentleşme kapsamında olanaksızdır, çünkü yoktur. Türkiye’nin büyük çoğunluğunu oluşturan yeni kentleşme birimleri Haussmann’cılık yönünde modern çağdaş ve teknik ağırlıklı, estetik değil, gelişmeyi tutturacaktır. Çünkü büyük kentlerimiz ulusal burjuvazinin değil, dışa bağımlı tekelci burjuvazinin denetimindedir. Onlar da çıkarları doğrultusunda teknik ve mekanik ağırlığı olan kentleri üreteceklerdir. Ulusal burjuvazi Türkiye’de etkinsiz olduğuna göre onların denetiminde de olsa küçük kentlerin Sittecilik yönünde gelişmeleri zayıf olasılıktır.

SİTTE’NİN SOSYAL HİZMET ANLAYIŞIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ

Sitte’nin bugüne yansıtacağı mekan boyutu kentlerimizin eski, tarihsel bölgelerinin özelliklerinin korunarak yenileştirilmesi ve yaşatılması ile sınırlıdır. Tekeli’nin getirdiği, geriye dönüşü özleyen Sitte, eğer eski kent dokusunun yıkılarak yerine büyük blok yığınlarının dikilmesini önleyebilirse tarihsel görevini yapmış sayılır ve geriye değil, ileriye hizmet etmiş olur. Yeşilin korunduğu, yaşanan küçük mekanların modernize edildiği bir Türkiye’de Ortaçağ modeliyle günümüzün gereksinmesi çakıştıysa, bu, tarihin buluştuğu bir dönem demektir. Hem de güzel bir dönem demektir.

Bu dönem iki açıdan sosyal hizmet boyutunda meslekseldir. Biri çevrecilik modern ve güncel bir konudur. Sittecilik çevrecidir. Yeşili, doğal çevresi sever ve korur. Öbürü, insan kent uyumunda, özellikle kır kültürünün egemen olduğu nüfus gruplarının yaşadığı ortamlarda uyumcu ve kentsel sorunları önleyici bir modeldir.

Sitte anlayışının Türkiye gibi ülkelerde uygulanmasının sosyal hizmeti ilgilendiren önemli yönünü biraz açmak gerekiyor. Türkiye’de Ankara da içinde olmak üzere büyük kentlere kırdan gelen göçlerin bireysel, ailesel ve sosyal sorunlar doğurduğunu biliyoruz. Amaç kente gelen köylülerin kısa sürede uyumlarının sağlanmasıdır. Oysa, “kırdan kente gelmekle kişinin kırla olan ilişkisi kesilmez.” (Şenyapılı, 1981, 33). Kesilmediği için kentleşme süreci istendiğince hızlı olamıyor. Ayrıca bu kesilmeme kente uyum sürecinin hızını belirliyor. Uyum kolaylaştırılırsa kesilme süreci kısalacaktır(*). Kırla ilişkisinin kesilmesini geciktiren etkenlerden bir de kentin yapılanmasıdır. Büyük, “moderen” binalarıyla, köyden çok farklı yapılanmasıyla büyük kentler gelen kır kökenlileri içine kapatan, gecekondularının dışına çıkmağa ürküten bir yapıdadır. Bu uyumsuzluk da sosyal hizmetlere konu olan birçok bireysel ve sosyal soruna yolaçmaktadır. Bu sorunlar, Sitteci anlayışla yapılan kentsel ortamlarda çok daha az çıkacaktır; çünkü, kırdan gelenler bu ortamı kendilerine daha yakın bulacaklardır. Bu da sosyal hizmetin yükünü hafifletecek, işini kolaylaştıracaktır.

Kentsel ekonominin maliyeti mi? Sitteci kentlerin maliyetleri Haussmann modeli kentlere göre çok daha düşüktür. Demek ki kentsel maliyet düşerken, sosyal hizmetlerin uyumsuzlukla ve kentsel bunalımla ilgili hizmet maliyetleri de büyük oranda düşecektir.

Ankara’nın bugün merkezi mekanlarını, Korukent, Konutkent, Ümitkent gibi yeni yerleşimlerini Sitteci anlayışla bağdaştırmak olanaklı değildir. Ancak yeniden düzenlenme gereksinimi olan kaleiçinin ve çevresinin, birçok gecekondu bölgesinin Sitteci anlayışa uygun olarak düzenlenmesi Ankara’da kırsal ve kentsel nüfusun hem birbirine, hem kırsal nüfusun kente ve hem de kentsel nüfusun daha sıcak, kırsal atmosfer bulacağı için kente uyumlarını kolaylaştıracaktır. Gene kaba bir benzetmeyle Ankara’da son zamanlarda sayıları artan alt ve üst geşitleri, köprülü kavşakları Haussemann anlayışının örnekleri, havuzlu köşeleri ve bahçeleri, halk diliyle “sulu göbekleri” Sitteci yaklaşım olarak değerlendirebiliriz. Kuşkusuz bir büyük kentte tek tek örneklerle kente kimlik biçilemez, Haussemanncı ya da Sitteci olduğu söylenemez. Burada yapmaya çalıştığım, yeni yapılanmaların hangi tür anlayışa yakın olduğunu söylemektir. Haussemann’ı anımsatan köprüler her bölge ve mahallede Sitteyi yaşatan yerleşimleri birbirine bağlayan araçlar olsaydı, Ankara, sanıyorum ki, teknoloji ve geçmişin ögelerinin birbirlerini beslediği bir bütünlüğün örneği olarak selamlanırdı.

SONSÖZ

Avusturyalı kentbilimcinin Avrupa kentlerine vurduğu damga silindi mi? O günler geçmişte mi kaldı? Hayır. Ataç’a göre, “Viyana mimarisi son 15 yılında da geçmişi ile sıkı bir şekilde flört etmiştir.” “Geçmiş ve gelenekle ilgili uğraşı hiçbir zaman bitmediği gibi bundan sonra da bitmeyecektir.” (Ataç, 1991, 115). Görülüyor ki geçmişi ile bağını koparmayan kentlerin gelişmesi durmuyor ve Viyana bugün sorunlu kentler arasında değildir. Avusturya’da sosyal hizmetlerin sorunlarla ilişkili boyutu dikkat çekmeyecek önemdedir ve hırçın ve yantutan ve saldırgan bir sosyal hizmet mesleği diğer Avrupa ülkelerinde olduğu denli gelişmemiştir. Bunda Sitte’nin olumlu payı yok mu acaba?

Üstelik Sitte kentleri belirli kentsel bölgelerde geçmişin yumuşak izlerini taşır ve korur, belirli bölgelerinde modern yapılanmaya insansal boyutuyla olanak verirken geçmişle geleceği bugünde buluşturarak kentte yaşayan insanın kente uyum sürecinde yumuşak geçiş sağlar. Bu da insan ve kent uyumunu konu edinen sosyal hizmet mesleğinin ereği değil midir? İnsanın kente toplumsal uyumunda “sosyal” bir mesleğe bu kadar kolaylaştırıcı yaklaşan bir kentsel mekan düzenlemesi “sosyal” değil midir?

Çevrebilimciler kentleşme bazında Camillo Sitte’ye büyük önem verirler. Sosyal hizmet alanında çalışanlar da aynı durumda olmalıdırlar. İnsan, çevre ve insanın sosyal sağlığında çevrenin rolü bağlamında Sitte sosyal hizmet ilgilileri tarafından ele alınması ve üzerinde çalışılması gereken ilk adlardandır. Sosyal hizmet bazında sorunlu kent (sorun yaratan) kent ile sorun yaratmayan (enaz düzeyde sorun üreten) kent arasında seçim yapmak istiyorsak galiba sosyal hizmet olarak Sitte ile tanışmaya ve ilgilenmeye başlamalıyız. Ve hatta kentsel mekan düzenlemesi ile sosyal hizmet ilişkisini daha boyutluca araştırmaya…

KULLANILAN VE YARARLANILAN KAYNAKLAR

ATAÇ, İbrahim. 1991, “Karakteristik Örnekleriyle Viyana’daki Son 15 Yılın Mimarisi”, iç: YAPI, S. 115, s. 45-57

COLLINS, George/Christiane Crasemann COLLINS, 1968, “Der Einfluss Sittes im Ausland”, in: Berichte zur Raumforschung und Raumplanung, Heft 4

KELEŞ, Ruşen. 1978 (2. Baskı), 100 Soruda Türkiye’de Şehirleşme, Konut ve Gecekondu, Istanbul: Gerçek

KELEŞ, Ruşen/Artun ÜNSAL. 1982, Kent ve Siyasal Şiddet, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

KORTAN, Enis. 1987, “Le Corbusier 100 Yaşında”, iç: Mimarlık. S. 5-6, s. 46-49

KRIER, Leon. 1984, “Avrupa Kentinin Yeniden İnşaası”, iç: Mimarlık. S. 6, s. 28-29

MAKSIMOVIÇ, Branko, 1968, “Camillo Sitte – der Aesthetik des Staedtebaues”, in: Berichte zur Raumforschung und Raumplanung, Heft 4.

SITTE, Camillo, 1909 (4. Aufl.), Der Staedtebau nach seinen künstlerischen Grundsaetzen, Wien.

ŞENYAPILI, Tansu, 1981, Gecekondu, Ankara: ODTÜ Mimarlık Fakültesi Basım İşçiliği

TEKELİ, İlhan, 1980, “Türkiye’de Kent Planlamasının Tarihsel Kökleri”, iç: GÖK, Tamer. Türkiye’de İmar Planlaması. Ankara, s. 8-112

WURZER, Rudolf, 1968, “Camillo Sitte- Lebenslauf und Werk”, in: Berichte zur Raumforschung und Raumplanung, Heft 4.

(11 04 2004)

*


(*) 100 Soruda Türkiye’de Şehirleşme, Konut ve Gecekondu adlı kitabında Keleş sorularından birinde işçilerin barınma koşulları nasıldır, sorusunu sormuş ve yanıtlamıştır (Keleş 1978, 141).. Bunun gibi kuramsal küçük örnekler dışında sosyal kent motifinin her boyutuyla işlendiği bir yayın yoktur.

(*) Bkz. Keleş, Ruşen/Artun Ünsal. 1982, Kent ve Siyasal Şiddet, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

(*) Sosyal şiddetle siyasal şiddetle içiçe olan toplumsal şiddeti değil, daha çok bireyin, daha çok özel gereksimin gruplarının yakın çevrelerinde ya da kendi içlerinde yaşadıkları, daha doğrudan sosyal hizmetle ilişkili şiddeti anlatmak istiyorum.

(*) Kent modelinde yeşile önem veren modern kentbilimci kşkusuz salt Sitte değildir. Örneğin Fransız kentbilimci Le Corbusier de “benim kentlerim yeşil kentlerdir.” (Kortan, 1987, 46a) der. Ancak Le Corbusier’in Sitte’den ayrıldığı yer modern yapılanma sürecinde kentte doğallığa ve yapıların doğa ile uyumuna Sitte kadar önem vermemesidir. Modern büyük yapılar arasında sonradan geliştirilecek yeşil mekanları öngörür.

(*) Bu uyum kolaylığını Avrupa’ya giden işçilerimizde de gözlemledik. Almanya’nın kırsal yörelerine giderek çalışan kır kökenli Türkler Alman toplumuna (çevrelerine) daha kolayca uyum gösterdiler. İsveç gibi daha kır kültürü yaygın olan diğer Avrupa ülkelerinin kentlerinde çalışan işçilerimizde de örneğin bir Almanya’nın büyük kentlerinde yerleşen işçilerin ve ailelerinin yaşadıkları uyum sorunları o boyutta görülmedi; çünkü bu ülkelerde daha küçük ölçekli, kır havalı – küçük – kentlerde çalıştılar. İşçilerimizin en büyük uyum sorunları Avrupa’nın büyük, modern, kentlileşmiş kentlerinde yaşandı.

You may also like...

Bir cevap yazın