YAŞLI BAKIMINDA TEKNOLOJİNİN KULLANILMASINA İLİŞKİN BİR MODEL DENEMESİ: TELE SOSYAL HİZMET

(T.C. Ankara Valiliği Yaşamdestek Merkezi)

Prof. Dr. İlhan TOMANBAY
Hacettepe Üniversitesi İİBF
Sosyal Hizmet Bölümü

  1. Konuyu Kavramsal Tanıma
  2. Giriş
  3. Yaşlı Bakımında Tarihsel Süreç
    1. Geleneksel Ailede Bakım Modeli
    1. Kurum Bakımı Modeli
    1. Evde Bakım Modeli
    1. Son aşama: Telebakım, teledestek, tele sosyal hizmet
  4. T.C. Ankara Valiliği Yaşamdestek Projesi
  5. Sonuç

Konuyu Kavramsal Tanıma

Bu sempozyumun konusu “Kuşaklararası dayanışma ve aktif yaşlanma”. Yaşlılık kuşaklararası dayanışma ile anlam ve değer kazanır. Bir kuşağın üretici nüfus gücü aynı kuşağın artık üretici olmayan ve ama yaşama hakkına sahip olan yaşlılarına gönüllü aktarımdan, aile içi birlikte yaşamadan vergi ödemeye değin gelir, hizmet ve gönül transferi yapar. Böylelikle yaşlıların bakımı ve mutluluğu sağlanır. Kuşaklararası dayanışmanın açıklaması budur. Bu dayanışma olmadıktan sonra insan olup olmamak arasında fark kalmaz.

Aktif yaşlanma, insanın son nefesine değin birey olarak ve toplum içinde aktif, yani, Türkçesiyle, etkin olması demektir. İnsanın bireysel yaşama etkinlikleri (aktivite, faaliyet) içinde ve sosyal çevresine yönelik olarak etkin (aktif, faal) olması (a) o insanın biyolojik, ruhsal ve sosyal bakımdan sağlıklı olması ve (b) bedensel ve zihinsel ömrünün olabildiğince uzun olması demektir. Oysa insanın “aktif” olması beklenirken “aktif” olamadığı, istese de olamadığı bir yaşam dilimi olabilir. Onların da en nitelikli bir biçimde yaşama hakları insan hakkı olarak karşımızda durur.

Aktif yaşlanma kavramı bireyin kendisine yönelik bir anlatımken kuşaklararası dayanışma kavramı topluma yönelik bir kavramdır. Birincisi insanın kendisine dönük görevini, ikincisi toplumda bireyin başkalarına karşı görevini vurgular.

Yaşlı bakımı çok boyutlu bir kavramdır. Yaşlıya bakmak! Hangi bakım türleri var? Yaşlının özbakımına, yani aslında her insanın kendisinin tekbaşına yapabilmesi beklenen gündelik bakımına destek verme var. Fizyolojik sağlık bakımı var, ruhsal destek (ruhsal bakım) var, sosyal bakım var. Bu sunumda ele alacağım sosyal bakımdır ve bunun yanında sağlık bakımına destek ve kolaylaştırıcılıktır.

Burada bir kavramı öne çıkartmak gerekmektedir. Bu da uzun süreli bakım kavramıdır. Yaşlı bakımı bir hastalık süresince verilen bakım değildir. Geçici bakım değildir. Bir yaşam döneminde başlayıp yaşamın sonuna değin süren bir bakımdır. Özmete, uzun süreli bakım hizmetlerine ulaşmada yaşlılar bu tür hizmetlerin şekli üzerinde yeterli bilgiye sahip olmadıklarını belirtmektedir (2001). Demek ki sadece bir hizmetin verilmesi değil o hizmete ulaşma konusunda ilgililerin yaygın olarak bilgilendirilmeleri de önem taşımaktadır.

Bu sempozyumda ele alacağım temel konu yaşlı bakımında teknolojinin kullanılmasıyla ilgili bir modelin tanıtılmasıdır. Bu açık adıyla telekominikatif – yollarla, geeçlerle – bakımdır, kısa ifadeyle, telebakımdır, bir boyutuyla da “tele sosyal hizmet”tir. Bu başlıkta geçen yaşlı bakımı kavramı toplumun yaşlıya karşı görevini ve görev alanını belirtir. Yaşlı bakımında teknolojinin kullanılması gelişmiş bilişim sistemlerinin yaşlı bakımında kullanılmasını imler. Tele sosyal hizmet terimi de sosyal hizmetin telekominikatif yöntemlerle verildiğini savlar. Bu tarihsel süreç içinde en ileriyi temsil eden bir modeldir.

Giriş

Her insan bir yaştan sonra bakım gereksinimi içine girer. Dışardan bir (a) desteğin, (b) bakımın, (c) yardımın varlığına gereksinim duyar. Aynı, yenidoğanın belli bir yaşa değin bakıma, yardıma, desteğe gereksinim duyması gibi. Yenidoğanda bu, belirttiğim gibi bakım, yardım, destek sıralaması içindeyken, yaşlıda, destek, yardım, bakım sırasına dönüşür. Yaşamın insana giriş ve çıkış selamıdır bu.

Tarihin her evresinde yaşlı birgün bu destek, yardım, bakım noktasına gelir. Ancak tarihin her evresi bu sürece aynı modelde destek çıkmamıştır. Örneğin Eskimolar’da destek, yardım, bakım noktasına gelen yaşlı artık dünyadan ayrılma zamanının geldiğine hükmeder ve bir gece buzdan evindeki yattığı yataktan kalkarak sessizce, çocuklarına duyurmamaya çalışarak kapıdan dışarı süzülür; o soğukta, bacaklarının gücünün yettiğince ıssızlıklara ve sessizliklere yürür, bacaklarının dermanının kalmayıp çöktüğü yerde gözlerini kapayarak kendisini hazırladığı sonunu bekler. Ne peşinden gelen vardır, ne yardımına koşan… Gider. Hatta belki evindeki yetişkin çocukları da anaları ya da babaları sessizce buzdan evin ağır deri kapısından dışarı süzülürken uyuyamamış, tek gözünü açarak sessizce, nefes almamaya korkarak, derin bir iç sızısı içinde çıkışı izlemektedir. Uyumadığını belli etmemeye çalışır. Kapıdan süzülen ayışığının yardımıyla gördüğü, geri dönmeyecek anasının, babasının son çıkış slüetidir. Sonra sessizce gözlerini kapar, ama olasıdır ki sabaha kadar da gözüne uyku girmez.

Aynı modelin Afrika’nın çok eski kimi kabilelerinde olduğu da söylenir. Buzdan değil sazdan evinden çıkarak ormanın tehlikeli bölgelerine, yaşlı ya da hasta bacaklarının taşıyabildiği yere kadar giden ya da vahşi hayvanlar nedeniyle bir noktaya kadar gidebilen yaşlıyı düşününüz. Yorulduğu yerdeki sonunu hazırlamıştır.

Kuzey kutbu nere, Afrika nere? Bu benzerlik nedendir? Bu benzerlik aynı ya da benzer tarihsel dönemlerde her iki toplumun aynı ya da benzer ekonomik yapıya sahip olmalarındandır. Her iki toplum da avcılık toplayıcılık ile geçinen, karınlarını gündelik doyuran, yiyecek biriktirim olanakları çok sınırlı bir tarihsel ekonomik yapıya sahip olmalarındandır. Gündelik olarak sağlanan yiyeceklerin gündelik gereksinimi karşılayıp daha sonrasına yetmemesinden kaynaklanmaktadır. Gündelik toplanıp yenen yiyecek döneminde, karınlarını doyurmak için üretim gücüne sahip nüfus grubunun üretim gücü olmayan yaşlısına verecek besin fazlasının olmamasından kaynaklanmaktadır. Besinini sağlayacak gücü kalmayan yaşlı da artık çocuklarına yük olmaması, onların çalışma gücünü zorlamaması ve “gitmesi” gerektiğini görüyor… Bu durumu çocukları da tüm toplum da benimsiyor, kabul ediyor… Hatta bir yaşa gelindiği zaman anababa için, ne zaman gidecek diye gün saymalar da başlayabilir. Bu durum gösteriyor ki, insan sevgisi, insan hakları herkesin yemesine, içmesine, yaşamasına yetecek besin üretimi olduğu zaman yeşermektedir.

Bu modelin sadece Eskimolar’da, sadece Afrika kabilelerinde olduğunu düşünmüyorum. Bu modelin avcılık toplayıcılık tarihsel dönemlerinde her obada, klanda, toplulukta varolduğunu düşünüyorum. Düşününüz, at sırtında gündelik avını, meyvesini arayan, bulan, yiyen insanoğlu o hareketli yaşamında yaşlısını hangi at terkisinde günler geceler boyunca taşıyacak, karnını doyuracak ve yoluna devam edecektir. Engellisi için de böyle olması doğaldır. Bu nedenle o tarihsel dönemlerde yaşamlar çok kısadır.

Bugün günümüzde tarihsel süreç içinde ortaya çıkmış çeşitli yaşlı bakım modelleri vardır. Bu da tarihin bir evresinde yaşanmış bir modeldir. Kurgulanmış değil, ekonomik ve toplumsal koşullardan ötürü kendiliğinden ortaya çıkmış bir modeldir. Arapça deyişle “zuhur etmiş” bir modeldir. Bu modele “olumsuz bakım” modeli diyebiliriz. Yani yaşlıya bakmama modeli, belki, yaşlı evden çıkıp giderken arkasından bakma modeli!

İnsanoğlunun yaşlısına bakmama modelinden, bu olumsuz modelden olumlu bakım modellerine geçmesi tarihsel kesit olarak birkaç yüzyıl sürmüştür. İnsan ekip biçmeyi öğrenip, tarımsal ekonomik evreye geçtiği, besin üretimini gereksiniminin üzerine çıkarabildiği, artı ürünleriyle yaşlısına bakabildiği ve bir de göçebelikten yerleşik düzene geçtiği zaman yaşlısına saygıyı da üretmeye başlamıştır. İnsanın yaşlısını ata bilmesi, attan inmesi ve tarım toplumuna geçmesiyle olanaklı olmuştur.

Yaşlı Bakımında Tarihsel Süreç

Geleneksel Ailede Bakım Modeli

Yaşlı bakımında tarihsel süreç bu olumsuz modelin arkasından, olumlu modellere geçişi getirmiştir. İlk olumlu model tarım toplumuna geçiş ve bu nedenle yerleşik düzenin sağlanması, insanın kalıcı bir mekanda oturması ve üretim gücünün ve buna bağlı olarak üretiminin artmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu, geleneksel aile modelidir. Büyük aile modeli de denebilir. Bu modelde, at sırtından inilmesi, insanın kalıcı yerleşimlerde oturmaya başlaması, tarımsal besin üretiminin üretim yapamayacak durumdaki büyükleri de besleyecek miktarda artması ile aile büyükleri büyük aile modeli içinde başköşeye oturtulmaya başlanmıştır. Avcılık ve toplayıcılık dönemi – daha çok – öncesi ve – azalarak da olsa devamı – sırasında insanoğlunun analarına babalarına karşı gözlerini kapama tarihsel süreçlerinden sonra büyüklerinden diledikleri bir çeşit özürdür bu. Kalıcı konutlarının başköşeleri analarının, babalarınındır artık. Sözlerini dinlerler, karşılarında bacak bacak üstüne atmazlar, yüksek sesle konuşmazlar. Büyüğün sözü dinlenir. Tarihsel bir vicdan azabının belli bir tarihsel süreç içinde onarılması işlemi diyebiliriz buna…

Aslıda insanın değeri üretimin her insana yetecek denli artması ile ortaya çıkmaya başlamıştır. Sanayileşmeyle de insan hakları gelişmeye başlamıştır. İnsan hakları gelişen ve aile içinde değer bulana yaşlının destek, yardım, bakım süreci de büyük aile tarafından üzerlenilmiştir. Geniş aile bakım modeli bir aileye mensup yaşlının büyük aile içinde bakım altında tutulmasıdır. Üretim sürecinin dışına çıkan yaşlının ekonomik bakımı, sağlık bakımı büyük ailenin üzerindedir. Ruhsal ve sosyal esenliği de tüm aile bireyleriyle, özellikle evlatlarla ve torunlarla birarada olmasıyla kendiliğinden bağlanır. Saygı ve sevgi halesi içinde… Büyük aile içinde gelişen bilgi, kültür ve değerlerin ürettiği bilgi ve iletişim modeli içinde yaşlının özbakımından, sağlık bakımına kadar aile bireyleri görevlidir; hazıroldadırlar.

Mahzun Kırmızıgül’ün muhteşem filmi Beyaz Melek’te (2007) yaşlılar için geleneksel bakım modeli işlenir; yüceltilir. Köyde leğene oturttuğu kocasını, evin büyük anası ısıtma sularla sabunlar, yıkar. Saygıyla, sevgiyle… Köy evinin varendasında başköşe babanındır. Büyüğündür, atanındır. Yanında saygıyla oturulur. Yanında konuşulmaz, sorulunca yanıt verilir, kızınca susulur. Tek ve son söz babanındır. Ne güzel bir saygıdır bu! Tarım toplumunun kendi kültürü içinde mükemmel bir ilişki ve bakım modelidir.

Niye köyde son söz babanındır bilir misiniz? Çünkü köyde konular belirli, sorunlar sınırlı, bu nedenle alınacak kararlar tekseslidir; olabilir. Ancak büyük ve karmaşık kentte farklı ortamlarda çalışan oğlanın konusu başka, eşinin sorunu ve konumu başka, torunların iletişimleri farklıdır. Hele de evden kolay kolay çıkmayan, köysel ilişkilere göre biçimlenmiş bir büyüğün her farklı ortam için teksesli kararı heryere uygun ve geçerli olmayabilir. Bu nedenle çocuklar, baba sen bilmiyorsun, baba durum farklı demeye başlarlar. Kentte büyükbaba susmaya başlar. Yorumu ve üzüntüsü çocukların değiştiğidir. Oysa değişen koşullardır.

Geniş aile bakım modeli 10 yüzyıla yakın süren tarıma dayalı ekonomik ve toplumsal yapı içinde giderek gelenekselleşmiştir. Geleneksel aile ve geleneksel bakım modeli denmesinin nedeni budur.

17. Yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkan ve Avrupa’ya yayılan sanayileşme sonucu tarım toplumundan sanayi toplumuna hızla geçilmeye başladıkta geleneksel geniş aile modeli de sanayileşmenin gereklerine uygun olarak çözülmeye başladı. Dünya toplumlarının sanayiin itici gücü olan buharın itici gücü keşfedilene ve buharla çalışan makinelerin sanayi ve tüm kullanım ürünlerinin üretimi ve buna koşut olarak tüketimini hızla arttırmasıyla çözülen tarımsal üretim egemenliği geniş aile modelinin de çözülmesine ve etkisizleşmesine yolaçtı. Büyük aile çözüldükçe geleneksel yaşlı bakım modeli de etkisizleşmeye başladı. Çünkü tarihsel süreç içinde köyden, toprak üretiminden kopan insanlar zaman içre kitleler halinde fabrikaların yolunu tuttular. İşçi olmaya başladılar. Kafaları ve kültürleri de köylülükten işçiliğe dönüşmeye başladı. Ailelerinden ayrılan ve kırsal yörelerden kentsel yörelere, fabrikalara gelen insanlar geniş ailenin de küçülmesine yolaçtılar. Bunun yerine tarihte çekirdek aile denen aile modeli başgösterdi. Geniş aileler çekirdek aileye dönüşmeye başladılar.

Aileler karı koca ve çocuklardan oluşmaya başlayınca ve yaşam koşulları kadını da çalışmaya zorlayınca çocuklar ve yaşlılar (üretimdışı kesimler) evde yalnız kaldılar. Destek, yardım, bakım hizmetleri ortadan kalktı. Onlar için zor günler başladı. Tarih çözümünü geciktirmedi. Çocuklar için kreşler, yaşlılar için huzurevleri kurulmaya başlandı. Gündüzlü ya da yatılı… Bu yeni modele kurum bakımı modeli dendi.

Kurum Bakımı Modeli

Geleneksel ailede geçerli olan yaşlı bakımı aile küçüldükçe etkisizleşmiş, çekirdek ailede yaşlılara bakma olanağı kalmamış, yaşlılar geleneksel ailedeki sevgi ve saygı halesinin dışına düşmüşlerdi. Sepetli balonların gökyüzünde yollarına devam edebilmesi için daralarını atmaları gerektiği gibi, at sırtında oradan oraya taşınmaları olanaksız olan yaşlıların da, avcılık toplayıcılık döneminde, dara gibi bırakıldıklarını anımsayınız. Geleneksel ailede saygınlaştıklarını anımsayınız. Sanayi döneminde işler gene ters dönmüştü. Akşam işten çıkan eşler kreşlere uğrayıp çocuklarını alıp evlerine gidiyorlardı. Yaşlılar için bu gündelik taşıma kolay değildi. Oysa aynı yaşlılar bu kez de, sanayi döneminin getirdiği yalnızlık içinde hergün evden bakım merkezine, bakım merkezinden eve taşınmaya uygun durumda değillerdi. Bu nedenle yaşlılar için bakım merkezleri hızla yatılı bakım merkezleri olmaya başladı. Orada huzur duymaları gerekiyordu artık. Huzurlu bir evdi artık onların kaldıkları yerler: Huzurevi…

Buralarda kendilerine sürekli bakım sağlanıyordu. Üç öğün yemekleri veriliyordu. Yatakları yapılıyor, çarşafları yıkanıyordu. Kendi özbakımını yapmakta zorlanana yardım ediliyordu. Hatta düzenli olarak yıkanıyorlardı. Odaları sıcaktı. Kendilerine hizmet edenler vardı. Hizmet gelişti. Huzurevinin bahçesinde ufak ekip biçmelere, hayvan yetiştirmelere başladılar. Huzurevlerinin balkonlarından “yıllarca siyah ufka baktılar gözleri nemli”… Çünkü, fabrikalarda karılı kocalı tam gün çalışan evlatlar zaman içre giderek anababalarından koptular ya da iş güç derdi ile istedikleri gibi ilgilenemez oldular. Ziyaretlerine onların istediği sıklıkta gidemediler. Kentsel yaşam kavgasının içinde eridiler. Yaşlılar iyice yalnızlaştı. Kendilerini kurum bakımında da yalnızlığın mutsuzluğu sardı. Kurum bakımının bu ve diğer başka olumsuzlukları ortaya çıktı. Paralıydılar, pahalıydılar. Kamu olarak bir sosyal devlet görevi idi, ancak, pahalı bir hizmet idi. Süreç içinde serbest piyasa özel huzurevlerini, yaşlı bakımevlerini ortaya çıkarttı. Paralı bakım kuruluşlarında yaşlılar sevgi ve saygı ortamından uzakta zamanla metalaştılar. Oralarda çalışanlar işin insani boyutundan uzaklaştılar. Üstüne üstlük yatılı bakım merkezleri ya da huzurevlerinde yaşlıların bakımları beklendiği gibi yapılamamaya başlandı. (Çok nitelikli bakım veren kamu ve özel kuruluşlar elbette var. Burada sözünü ettiğim, genel kurum bakımındaki olumsuzlukların genelleştirilme kolaycılığıdır.) İş tarım döneminde olduğu gibi sevgiden, saygıdan, töreden, günah yaptırımından, cennet vaadinden uzaklaştı. Yaşlı bakımı para getiren bir iş kapısı olarak görüldü. Sosyal çalışma gibi, yaşlı bakımı gibi iş alanları ortaya çıktı.

Aynı zamanda hızla gelişen kitle iletişim araçları huzurevlerindeki, bakımevlerindeki yaşlı bakımının olumsuzluklarını, yaşlıların mutsuzluklarını kitlelere duyurmaya başladı. Yaşlılar kurumda mutlu değillerdi. Filmler olumsuzlukları işleyerek ölümsüzleşirler. Mahzun Kırmızıgül’ün muhteşem filmi Beyaz Melek’te yaşlılar için kurumsal bakım modeli eleştirilir; aşağılanır. Köyde leğene oturttuğu kocasını, evin büyük anası ısıtma sularla sabunlar, yıkarken huzurevinde at kaşağılar gibi fırçalarla yıkanan yaşlıların durumu içleri sızlatır. Loş odalarda karanlıklar içinde bekleşen terkedilmiş asık suratlı yaşlılar izleyenleri hüzünlendirir. Bu durumların doğruluğu yanlışlığı sorgulanmaz; çünkü sanatçı filmde yaşlının içine düştüğü karanlığı ve acınası yalnızlığı ve dramatik bakımı hüzünlü örneklerle sembolleştirmiş; yaşlılığı bu tür görsellerle anlatmıştır. Bu sembolleme gerçeğe uygun değilse de yaşlılığın çaresizliğini yansıtmaya uygundur. Film tutar.

Kurumda kalan yaşlıların gönlünde geleneksel aile modeli döneminde duygu genlerine işlemiş olan evlerindeki mutluluğu yakalamak vardı. Evlerinde oturmak, huzuru orada bulmak, evlerinde desteklenmek, yardım almak ve bakılmak istiyorlardı. Huzurevlerinde huzursuzdular. Yüzyıllardır köyündeki büyük aile kültürü genlerine işlemiş bir yaşlının huzurevinde yalnız kalmış olmasının hüznü onun sorunlarının çözümünde yeni bir bakım modelini dayatıyordu. Çağdaş karmaşık toplum elindeki olanaklar çerçevesinde yaşlılarına bakmak için yeni bir model geliştirme noktasındaydı. Geliştirdi: Evde bakım modeli.

Evde Bakım Modeli

Evde bakım modelini bu bireysel ve sosyal gereksinim ve arzunun dışında iki de fiziksel öge tetikledi. Köyde heryere yürüyerek ulaşılıyordu, ancak kentlerde uzaklıklar artmıştı. Yaşlının kent ortamında köy ya da kasabada olduğu kadar rahat dışarı çıkamaması, konunun komşunun, evlatlarının gerek uzaklıklardan gerek hızlı yaşam biçiminden ötürü ha deyince yaşlının evine gidememesi kendisine ulaşımı güçleştiriyordu. Öteyandan teknolojinin gelişip motorlu taşıtların yaygınlaşması, hizmet sunucularına yeni olanaklar sunuyordu. Araçlarla uzak evlere kısa sürede ulaşılabiliyordu. Belirli bir plan içinde evlere düzenli gidiliyor; duruma göre ya hergün ya da haftada birkaç kez ziyaretler yapılıyordu.

Evde bakım modelinin kurum bakımı modeline göre daha ucuz olması da bu modeli daha güncel kıldı. Kamu kurumlarında ya da belediyelerde yapılan düzenlemelerle birkaç motorize bakım ekibi daha önceden belirlenmiş evlere giderek evde yalnız yaşayan yaşlıların kapısını çalıyor, o açamazsa daha önceden yedekledikleri anahtarıyla kapısını açıyor ve gereken özbakımından sağlık bakımına, düzenli muayenesine, ilaçlarını düzenli alıp almadığının denetimine değin gerekli hizmetleri yapıyordu; yapıyor. Gerekiyorsa eve doktor, hemşire geliyor, düzenli sağlık bakımı aksatılmadan yapılıyordu. Hatta bunun yanısıra gerektiği zaman evinin akan suyunun, bozuk elektrik sistemindeki bozukluğun onarımı, gerektiğinde evinin boyasının, badanasının yapılması, elektrik, su, gaz, telefon… paralarının yatırılması, kirasının ödenmesi, emekli aylığının alınmasına kadar gündelik işleri yapılıyordu. Yemek pişiremeyecek durumda ise/ler yemek şirketlerinden evlerine belirli saatlerde, sağlık ve sosyal durumlarına göre tek öğünden üç öğüne kadar sıcak yemekleri getiriliyor, daha sonra çöpleri atılıyordu. Buna Avrupa’da “Essen auf Räder” (Tekerler üzerinde yemek ya da dört teker üzerinde yemek) deniyordu. Hatta sağlık dışındaki bu hizmetler ABD ve Avrupa ülkelerinde sosyal hizmetler kapsamında sosyal çalışmacılar ya da sosyal yardımcılar tarafından yaşlının gereksinimine göre düzenleniyor ve yürütülüyordu. Buna da İngilizce “case management”, yani tam karşılığıyla “olgu yönetimi” deniyordu. Bu ad tam da uyuyordu. Çünkü evine gidilenin kimliği önemli değildi. Gereksinimi olan, yalnız kalan her kişinin sosyal çalışmacı tarafından gündelik işleri yönetiliyordu. Zaman yönetimi gibi, kriz yönetimi gibi olgu yönetimi de çağdaş kavramlar arasında gidiyordu. Bu kapsamda, evine girilen yaşlının gereksinimine, isteğine göre kendisine gazete kitap da okunuyor, bozulan televizyonu onarttırılıyor, eve gönüllüler sevkediliyordu.

Bu hizmetler için evde bakım, aile hekimliği, evde bakım hemşireliği, süreğen hastasından yatalak hastasına, yaşlısından engellisine kadar çeşitli konularda uzmanlaşan sosyal yardımcısı ile sosyal çalışma gibi meslekler kadrolanıyor, sorumluluk alıyor ve hergün daha da büyüyen kadrolaşmalarla evlere gidip geliyorlardı.

Bu modelin kurum bakımına üstünlükleri evinde bakıldığı için daha insani olması ve aynı zamanda daha ucuz olması idi. Alıştığı doğal çevresinden ve sosyal çevresinden, komşularından, bakkalından kopmaması idi. Yaşlının, kendi yaşamını kendisinin düzenleme hakkına saygı duyuluyordu. Hatta bedensel sınırlılıkları içinde bile insan kendi yaşamını kendisinin düzenlemesine bırakılarak daha sağlıklı, daha etkin ve kendi iradesi içinde yaşaması sağlanıyordu. Kurumun koşullarına göre yaşamıyor, evinde kendi koşul ve kurallarına göre yaşaması destekleniyordu. Bu, yazının başında söylediğim, yaşlının tıpsal ve sosyal sağlık durumuna göre destek, yardım, bakım düzeyinde hizmetlerin yaşlının sevdiği ortamda ayağına götürülmesi idi.

Bu noktada kentsel toplumlar giderek daha da büyüyor, karmaşıklaşıyor, ulaşım zorlaşıyor, trafik sıkışıyor, hergün evlere gitmek daha çok zamana gerek gösteriyor; büyüyen kentler, artan nüfus ve karmaşıklaşan trafikte araç, personel ve benzin gibi masraflar artıyordu. Bu koşullarda evde bakım modeli güçleşmeye, büyüdükçe hantallaşmaya, yeni çözümlerle yeni koşullarda daha işlerli kılmaya başladıkça da pahalılaşmaya başlıyordu. Bir teknolojik gelişme olarak motorlu taşıtların yaygınlaşması nasıl ki sanayileşme süreci içinde toplumları evde bakım modeline götürmüştü; zaman içre bunun gibi bir başka teknolojik gelişme de yeni bir yaşlı bakım modelini gündeme taşıyordu. Telebakım!

Son aşama: Telebakım, teledestek, tele sosyal hizmet

Gelişen bilişim teknolojisi, uzaktan yönlendirme, uzaktan muayene, uzaktan – olabildiğince, sınırlı da olsa – sağaltımı olanaklı kılmaya başlıyordu. Evinde oturan yaşlının ölçülmek istenen tansiyonu, kan şekeri, nabzı, kilosu gibi değerleri basit teknolojik gereçler yardımıyla kendi gücü içinde evinde ölçülüyor, sonuçlar aynı anda önce bir telefon hattı, giderek CPRS teknolojisiyle anında merkezdeki bilgisayara, evine gitmeden, ya da yaşlıyı hastaneye taşımadan yaşlının evinden doktorun bilgisayar ekranına düşüyordu. Yaşlının gözleri telefon numaralarını tuşlayacak kadar iyi görmüyorsa, telefonunu koyduğu yeri ya da telefon numaralarını unutuyor, yerinden kalkamıyorsa, boynuna asılmış bir zarif kolye üzerindeki düğmeye tek darp hareketiyle basarak kilometrelerce uzaklıktaki çağrı merkezindeki bilgisayarı uyarıyor, bilgileri aynı anda izlem takımının önüne düşüyordu. Bir de evine, salonuna, yatağının başına… telli telsiz bağlanan bir sesver aygıtıyla (diafon) düğmeye basınca yaşlı ile odanın içinde nereye oturursa otursun, nerede uzanırsa uzansın eline bir gereç almadan konuşulabiliyor, hatırı sorulup derdi dinlenebiliyordu. Bunun için “teknik operatörler” bu hizmete gereksinim duyan kişilerin evlerine giderek evin uygun bir yerinde bir telefon hattına bir sesver aygıtı bağlıyorlar; bu aygıt ile çağrı merkezindeki bilgisayar birbirine tanıtılıyor, bilgisayar kullanıma hazır duruma getiriliyordu.

Bir motorize ekip önceden eve giderek ilgili kişinin bilgilerini düzenli bir form içinde yazılı olarak alıyor, gelip çağrı merkezindeki bilgisayara yüklüyor, o kişinin adresini ve kimliğini kodluyordu. Böylelikle, yaşlı evinden acil bir durumda düğmeye bastığı zaman kimsin, adın ne, soyadın ne, nerede oturuyorsun, adres nasıl gibi rutin bilgilerin sorulmasına gerek kalmıyor, bu işlere zaman harcanmıyor, en kısa sürede derdi dinleniyor, çözüm harekete geçiriliyordu.

Böylelikle bilişim sistemleri ilkadım sağlık bakımından (telesağlık) ilkadım sosyal bakıma (tele sosyal hizmet) kadar birçok hizmeti uzaktan sağlıyordu. Sağlık bakımı kapsamında yukarıda söylediğim hizmetler daha da kapsamlı olarak düzenlenirken gerektiğinde eve ambulans yönlendiriliyor, muayene günlerinde hastaneye aktarılmaları gerçekleştiriliyordu. Sosyal hizmet kapsamında, bir düğme aracılığıyla kurulan bağlantı içinde yaşlıyla dertleşilebiliyor, dertleri dinleniyor, ruhen rahatlatılıyor, sakinleştiriliyor, korkusu ve yalnızlık duygusu giderilebiliyor, kendisine sosyal destek sağlanabiliyordu. Tabii ki, bunun ardısıra gelmesi gereken diğer hizmetler sağlanmalıydı. Bu da bilgiyi alan çağrı merkezindeki deneyimli “sosyal operatör”ün ilgili birimleri harekete geçirip eve yönlendirmesi demekti.

Bu sistem sayesinde evde bir huzursuzluk, kavga, hırsızlık kuşkusu gibi durumlarda polis, açık unutulan bir musluk nedeniyle su basması, yangın başlangıcı, karbonmonoksit ya da gaz kaçağı, hareketsizlik gibi durumlarda itfaiye, cankurtaran, numaralarını ezberlemeye, bilmeye gerek olmadan bir düğme ile evlere yönlendirilebiliyordu. Düzenli olarak saatinde ilaçları anımsatılıyor, zamanında almaları sağlanıyordu.

Bu sistem, üç boyutta evde bakım sistemine farklı bir değer katıyordu. Birinci boyut: Eve düzenli gitme yerine yaşlının düğmeye basıp gelin dediği zaman, hatta zorunlu ise gidiliyor, yoksa telefonda sohbet edilerek – sosyal boyuttaki – sorunu çözülebiliyordu. İkinci boyut: Yaşlının özel yaşamına, ev ortamına hergün müdahale edilmemiş oluyor; evine gidilip gidilmemesi gereken zamanı yaşlı kendisi belirleyebiliyordu. Bu modelde yaşlı daha özgürleşmişti. Yaşlı evde bakımda kurum bakımından daha özgür, telebakımda evde bakımdan daha özgür idi. Üçüncü boyut: Bu model evde bakımı daha da ucuzlatıyor, daha da etkilileştiriyor. Çünkü evde bakımın bir evle ilgili hergünkü hareketliliğini yaşlının istediği gün ve saate yönlendirerek sınırlandırıyordu. Evde bakım bu durumda daha seri ve daha ucuz oluyordu. Telebakımın kadroları evde bakıma göre daha aza indirilmiş oluyor, kurum (huzurevi, hastane), evde bakım ve telebakım kadroları birbirinin yüklerini azaltıyorlardı.

Ne evde bakım hizmeti kurum bakımını gereksizleştiriyor, ne telebakım evde bakımı önemsizleştiriyordu. Bu hizmet türünün üçü de belirli bir eşgüdüm içinde birbirlerini destekleyerek toplamda yaşlı bakım hizmetini daha da ucuzlatıyor ve etkilileştiriyordu[1].

1950 yılında ABD’de, 1980’lerde Avrupa’da yaygınlaşmaya başlayan bu sistem aşağıda tanıtacağımız modele değin Türkiye’de tanınmıyordu.

T.C. Ankara Valiliği Yaşamdestek Projesi

1995 yılında Ankara’da kurulan Sosyal Hizmetler Araştırma, Belgeleme, Eğitim Vakfı (SABEV) ortalama bir yıl süren hazırlık çalışmalarından sonra, 1950 yılında ABD’de başlayan, 1980’lerde Avrupa ülkelerinde yaygınlaşmaya başlayan İngilizce “telecare” (Telebakım), Almanca “Hausnotruf” (ev acil telefonu) ya da her iki dilde de kullanılan bir başka deyişle “teleassistenz” (tele yardımcılık) sistemini Türkiye’de ilkkez ve ilkkez Ankara’da yaşama aktarmanın ilk örgütlenmesini yaptı. Sistemini Ankara Valiliğine giderek tanıttı. Ankara Valiliğinden büyük ilgi gördü. Ankara Valisi Sayın Alaaddin Yüksel projeye büyük ilgi gösterdi. Denemeler yapıldı, yararı ve önemi derhal anlaşıldı. Ve, kamu ile sivil toplum işbirliğinin güzel bir örneği olarak T.C. Ankara Valiliği ile SABEV arasında yapılan bir sözleşme ile “Yaşamdestek[2] Projesi ve Hizmeti” 1 Şubat 2011 Çarşamba günü yaşama aktarıldı. SABEV tarafından kurulan çağrı merkezi önce SABEV’e ait kendi yerinde etkinliğe başladı. Üç aylık bir çalışma süresi sonunda T.C. Ankara Valiliğinin Varlık Mahallesindeki İl Özel İdaresi yerleşkesinde kendisine gösterilen bir kata taşındı.

İlk sözleşme bir yıllık olup 1000 abone sayısı ile sınırlı idi. SABEV üç aydan az bir zamanda 1000 abonenin evlerine sesver aygıtı bağlayarak ve onların bilgilerini merkezi bir çağrı merkezi sistemine yükleyerek önemli bir başarıyı yakalamıştır.

Bu modeli tanıtırken bu sempozyumun ve yazının sınırları gereği sadece yaşlı dedik. Oysa yaşamdestek projesi ile sadece yaşlılara ulaşılmıyor, sadece onlara hizmet sunulmuyor. Evinde yalnız yaşayan ve yalnızlık riskini hisseden her insan bu hizmetten yararlanabilir. Anababası ya da evlatları işe giden, alışverişe giden engelli, evde kalan kronik hasta, yatalak hasta bu hizmetten yararlanabilir. Şiddet riski altında bulunan herkes, özellikle kadınlar bu hizmetten yararlanabilir. Küçük çocuğunu zorunluluk gereği belirli sürelerde evinde yalnız bırakmak zorunda kalan anababa bu hizmetten yararlanabilir. Yaşlının evlatları, engellinin anababası ve diğerleri gözleri arkada kalmadan işlerine ya da alışverişlerine gidebilmek için bu hizmetten yararlanabilir.

Bu hizmetten şu anda 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunundan (29 05 1986) sosyal yardım almayı hakedecek konumda olanlar ve abone bedelini ödeyenler yararlanabiliyor. 3294 sayılı yasaya göre, bu hizmetten (tüm kamusal sosyal yardımlardan) yararlanabilmek için, (a) kişibaşına düşen aylık gelirin net asgari ücretin üçte ikisini aşmaması, (b) herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olunmaması ve (c) kişinin üzerine kayıtlı bir taşınmazının bulunmaması gerekiyor. Ve abone olabilmek için eve bağlı bir telefon hattının olması da teknik gereklerden biri…

Bunların arasında yalnız yaşayan, çok yaşlı, yürüme güçlüğü çeken, gözleri görmeyen, evde tekbaşına tekerlekli sandalyede yaşamını sürdürmek zorunda olan ve hiçbir geliri olmayan yurttaşlarımız bulunmaktadır. Sürekli ilaç alan, sağlık gereği doktor denetiminde bulunması gerekenler bulunmaktadır.

Sistem kapasite olarak büyüktür. Valilik abonesi yurttaşlarımızın dışında gelir durumu iyi olan yurttaşlarımıza da hizmet verilebilmektedir. Bunun dışında, sadece Ankara’da değil Türkiye’nin her tarafına hizmet sunulabilecek hizmet ağı bulunmaktadır.

Bu hizmetin süresi kesintisizdir. 7 gün 24 saat hizmet sunulmaktadır. Yani, haftasonu, bayram, yılbaşı vb. kesintiler olmaksızın yaşamın her günü ve gecesi sistem açıktır. Çağrı merkezinde elemanlar üç vardiya olarak çalışmaktadırlar.

Hizmetin kapsamı T.C. Ankara Valiliği ile yapılan protokole göre Ankara ili ile sınırlıdır. Ancak özel abone olabilmek için il sınırı sözkonusu değildir.

Son olarak Yaşamdestek Merkezinin web sayfasında bulunan bilgi özetiyle sözlerimizi sonlandıralım:

“T.C. Ankara Valiliği Yaşam Destek Merkezi ihtiyaç sahipleri için elektronik bir destek merkezidir. Elektronik destek,

  • Evinde yalnız yaşayıp da güven içinde yaşamak isteyen,
  • yaşlı,
  • engelli,
  • yatalak hasta
  • kronik hasta,
  • şiddet riski altında bulunan kadın ya da erkek,
  • akşam evde yalnız kalma durumunda olan çocuk, vb. için tasarlanmış bir sistemdir.

“Yaşam Destek sistemi evde bakım sistemini tamamlayan ve onu kesintisiz sürekli kılan bir parçasıdır. Yaşam Destek sistemi çağın bilişim teknolojisine uygun olarak geliştirilmiş bir sosyal hizmettir. Sosyal destek hizmetidir.

“Sıcak evlerinde oturan gereksinim sahipleri için, her sorunlarında, devletin olabildiğince ev ortamlarına girip onları rahatsız etmeden kendilerine uzattığı koruyucu dost elidir.

“Yaşam Destek, evinde oturan abonenin, can sıkılmasından dertleşme arzusuna, bir şikayet bildirmesinden aklına gelebilecek herhangi bir soruyu sormasına, paylaşmak istediği sosyal ve psikolojik bir sıkıntısından intihara, aile içinde yaşanan bir kavgadan evde yalnız kalmanın yarattığı korkuya, yangın başlangıcından su basmasına, karbon monoksit salınımından banyoda ya da halıya takılarak düşme gibi yaralanmalara, tansiyon yükselmesinden baygınlık geçirmeye, kalp krizi başlama riskinden örneğin düzenli alması gereken ilacını almayı unutması gibi herhangi bir acil sağlıksal riske kadar her konuda düğmeye basıp yardım isteyebileceği bir düzenektir. 

“Evinde yalnız yaşayıp da karşılaşılabilecek ölüm durumunda da sağlanan teknik bir donanımla çağrı merkezi uyarılır ve derhal eve ulaşılır. Bu sistemle vefat eden kişinin evde uzun süre yalnız kalması söz konusu değildir. 

“Düzenekte bir diyafon ve istendiği durumda basılacak kolye ya da bileklik olarak kullanılabilecek bir düğme vardır. Ayrıca, ilaç hatırlatmadan yangın, su, karbonmonoksit ve hareket dedektörüne kadar çeşitli yardımcı araçlar da ekstra olarak sisteme dahil edilebilir. Bütün bunlar için tek koşul evde sabit bir telefon hattının bulunmasıdır.

“Hizmet, T.C. Ankara Valiliği adına SABEV (Sosyal Hizmetler Araştırma, Belgeleme, Eğitim Vakfı) tarafından kurulur ve yürütülür. Bunun için T.C. Ankara Valiliği ile SABEV arasında hizmet sözleşmesi yapılmıştır.

“Sistem kalabalık bir çalışan grubuyla çalıştırılır. Dinamik, titiz ve yaratıcı bir koordinatörün yöneticiliğinde günde üç vardiyada sekiz sosyal operatör, evlere araçları bağlamak için işin yüküne göre sayısı değişen en az iki ve yukarısı teknik operatör çalışır. Bunların hepsinin iletişim becerilerinin yüksek olması gerekir. Sürekli ve düzenli bir eğitim süreci içindedirler.” (www.yasamdestek.org.tr (Erişim: 02 04 2012).

Sonuç

Geleneksel bakımdan telebakıma, geleneksel destekten teledesteğe insan güvenliğinin ulaştığı nokta hayranlık uyandırıcıdır. Sosyal devletin de değişen toplumsal ve teknolojik koşullara göre gelişme göstermesi doğaldır. Sosyal güvenlik kapsamına giren primli hizmetler (sosyal sigortalar), karşılıksız hizmetler (sosyal yardımlar) ve ücretli ya da yoksullar için ücretsiz sosyal güvenlik hizmetler (sosyal hizmetler) de gelişen teknolojiye uyumlu olarak model değiştirebilmektedir. Bilişim sistemlerinin bugün ulaştığı noktada yaşamdestek hizmeti ile sunulan sosyal güvenlik hizmetlerinin daha da ilerisine ulaşmak olanaklıdır. Gelişmeler de bu yönde hızlanmaktadır. Türkiye ABD’de 1950 yılında başlayarak tüm dünyaya yayılan bu hizmete 2011 yılında kavuşmuştur. Ancak, “Günümüzde yaşlıların birçoğu toplumda bağımsız bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye yardım edecek uzun süreli bakım hizmetine ulaşmada güçlüklerle karşılaşmaktadırlar.” (Özmete 2001, 324). Yaşamdestek modeli yaşlının bağımsız bir şekilde yaşamlarını sürdürmeleri için elde olan en gelişkin modeldir. Bu nedenle bu hizmetin topluma hızla tanıtılması ve sosyal adalet gereği tüm topluma hızla yaygınlaşması gerekmektedir. Bunun da yolu, tüm dünyada olduğu gibi bu hizmetin genel sosyal güvenlik kapsamına alınmasıdır. Bu hizmete gerek duyanları sağlık boyutu ile hekim, sosyal sağlık boyutu ile ilgili birimlerdeki sosyal çalışmacılar, psikologlar saptayarak raporladıkları zaman bu kişiler SGK kapsamında bu hizmetten yararlanabilmelidirler. Bu gerçekleştirildiği zaman bu özel destek hizmetinden sadece yoksullar değil devlet desteği ile tüm gereksinim sahipleri yararlanabileceklerdir.

Özenle vurgulanması gereken bir nokta da bu hizmetin bir sosyal devlet hizmeti olduğudur. Sosyal devletin görevi her yurttaşına yaşamının her aşamasında, o döneme rastlayan bir sıkıntısı nedeniyle yardım desteği gereksindiği zaman bunu sunabilmektir. Bu projede de yukarıda özelliklerini betimlediğimiz yurttaşlarımıza iki temelde destek sağlanmaktadır. Bir: Tıbbi sağlıkları için aracılık ve hızlandırıcılık hizmeti; iki: sosyal sağlıkları için doğrudan görüşme ve bilgilendirme hizmeti. Bu hizmetlerin en temel özelliği bunların telehizmet, yani telekominikatif hizmet olmasıdır. Bir başka özelliği, özellikle sağlık boyutunda aracılık, her iki tarafı birbirlerine ulaştırma, süreci hızlandırma, zaman kazandırma hizmeti olmasıdır.

T.C. Ankara Valiliğinin başlattığı Yaşamdestek projesi ve hizmeti Türkiye’de bir ilktir. Bu hizmet ilerde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşacaktır. Bu hizmetin bir kamu otoritesi ile bir sivil toplum örgütünün ortak çalışmasıyla yaşama aktarılması da ayrıca bir ilki göstermektedir. Kamunun sivil toplumdan destek alması, bir sivil toplum örgütünün devlet otoritesini ve Ankara halkını memnun edecek düzey ve nitelikte bir hizmet sunması kamu sivil toplum diyaloğunun geleceği için büyük ve gurur verici bir başarıdır.

Yararlanılan Kaynaklar

Danış, Mehmet Zafer. Yaşlılık, Yoksulluk ve Yalnızlık: www.gebam.hacettepe.edu.tr/sosyal_boyut/yaslilik_yoksuluk_yanlizlik.pdf (Erişim: 20 04 2012)

GEBAM, Yaşlanmak Ayrıcalıktır, Ankara: GEBAM, 2011.

Görgün-Baran, Aylin. Yaşlılığın Sosyal Boyutu: www.gebam.hacettepe.edu.tr/sosyal_boyut/yasliligin_sosyal_boyutu.pdf (Erişim: 20 04 2012)

Kutsal, Yeşim Gökçe. “Yaşlanan Dünya ve Yaşlanan İnsan.”  GEBAM, Yaşlanmak Ayrıcalıktır, Ankara: GEBAM, 2011, s. 1-14.

Özmete Gönen, Emine. 2001.”Uzun Süreli  Bakıma Karar Vermede Bilgi Teknolojisinden Yararlanma”. 1. Ulusal Yaşlılık Kongresi, Bildiriler (Ed: V. Kalınkara) 10-11 Ekim 2001, Ankara: Yenimahalle Belediyesi ve ASAD (Yaşlı Sorunları Araştırma Derneği).

Tomanbay, İlhan. “Tarihsel Süreçte Yaşlı Bakımı ve Ulaşılan Son Nokta: Telebakım.” GEBAM, Yaşlanmak Ayrıcalıktır, Ankara: GEBAM, 2011, s. 371-390.

Tomanbay, İlhan. Yaşlılara Yönelik Sosyal Hizmetler: www.gebam.hacettepe.edu.tr/sosyal_boyut/yaslilara_yonelik_sosyal_hizmet.pdf (Erişim: 20 04 2012)

www.sabev.org.tr

www.yasamdestek.org.tr

(02 05 2012, Ankara)


[1] Kurum bakımı dendiğinde sadece kurumsal yaşlı bakımevi, huzurevi değil hastane ve klinik hizmetleri de anlaşılmalıdır.

[2] Bu projenin adı “Yaşamdestek” projesi ve hizmetidir. Yaşamdestek terimini bulan ve öneren Sayın Ankara Valisi Alaaddin Yüksel’dir.

You may also like...

Bir cevap yazın